TİRAN – Arnavutluk’ta öğrencilerin öncülüğünde 13 Ekim’de başlayan protestolar, ekim ayının son haftasında da devam ediyor. Başkent Tiran’da Eğitim Bakanlığı ve başbakanlık binası önünde toplanan öğrenciler; eğitim koşullarının iyileştirilmesini, eğitim giderlerinin azaltılmasını ve gençlerin geleceğine ilişkin taleplerini dile getiriyor. Eylemler, yolsuzluk iddialarına, işsizliğe, yaşam maliyetine ve hükümetin istifasına yönelik daha geniş bir toplumsal tepkiye dönüştü.
Ancak ülkedeki direniş yalnızca eğitim ve hükümet politikalarına yönelik tepkilerden ibaret değil. Yaz aylarında Sazan Adası ve Vjosa-Narta koruma alanında planlanan lüks turizm projelerine karşı başlayan eylemler, doğal varlıkların uluslararası yatırımcıların kâr alanına dönüştürülmesine karşı gelişen bir mücadeleye dönüştü. Eylemciler, ülkenin kıyılarının ve koruma altındaki doğal alanlarının büyük sermaye yatırımlarına açılmasına karşı çıkarken hükümeti de bu projelere verdiği destek nedeniyle eleştiriyor.
Seçimlerdeki çoğunluk toplumsal tepkiyi durduramadı
Arnavutluk’ta 11 Mayıs 2025’te yapılan parlamento seçimlerini Edi Rama liderliğindeki Sosyalist Parti kazandı. Parti, 140 sandalyeli parlamentoda 83 sandalye elde ederek çoğunluğunu korudu ve Rama’nın dördüncü döneminin önünü açtı. Ana muhalefetteki Demokrat Parti öncülüğündeki koalisyon ise 50 sandalye kazandı.
Seçim sürecinde muhalefet, kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanıldığı ve siyasi rekabetin eşit koşullarda yürütülmediği yönünde itirazlarda bulundu. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (AGİT/ODIHR) de seçimlerin rekabetçi biçimde gerçekleştiğini belirtmekle birlikte iktidar ile muhalefet arasında eşit koşulların sağlanamaması ve kamu kaynaklarının kullanımı konusunda eksikliklere dikkat çekti.
Seçimlerden sonra parlamentodaki çoğunluğunu koruyan Rama hükümeti, buna karşın yolsuzluk iddiaları, ekonomik sorunlar ve doğal alanların özel yatırımlara açılması nedeniyle protestoların hedefinde kalmayı sürdürüyor. Ekim ayında büyüyen öğrenci hareketi, seçimlerde elde edilen çoğunluğun toplumsal hoşnutsuzluğu ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
Kushner bağlantılı proje: Kıyılar uluslararası sermayeye açılıyor
Arnavutluk’taki direnişin önemli odaklarından biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kurduğu Affinity Partners yatırım şirketiyle bağlantılı turizm girişimleri. Projeler kapsamında Adriyatik kıyısındaki Sazan Adası’nda ve Vjosa-Narta koruma alanına yakın bölgelerde lüks oteller, villalar, konutlar ve marina gibi tesislerin yapılması planlanıyor.
Reuters ve Associated Press’in haberlerine göre, Sazan Adası ve kıyı bölgesindeki yatırımların toplam büyüklüğü milyarlarca avroyla ifade ediliyor. Projelere karşı çıkan çevre örgütleri ve yerel halk, koruma altındaki sulak alanların, kuşların yaşam alanlarının ve doğal kıyıların zarar görebileceği uyarısında bulunuyor. Hükümet ise yatırımların turizmi geliştireceğini, istihdam yaratacağını ve ülkeye yabancı sermaye çekeceğini savunuyor.
Projeye karşı gelişen hareket, yalnızca çevresel etkilerle sınırlı kalmadı. Eylemciler, ülkenin doğal ve kamusal varlıklarının karar süreçlerinde yerel halkın söz hakkı olmadan büyük yatırımcılara açılmasını eleştiriyor. Yatırım anlaşmalarının şeffaflığı, mülkiyet sorunları ve koruma alanlarında inşaat yapılmasına olanak tanıyan yasal değişiklikler de tartışmaların odağında bulunuyor. Arnavutluk’taki özel savcılık makamının projeyle ilgili bir soruşturma yürüttüğü de bildirildi.
“Arnavutluk satılık değil”: Flamingo direnişin simgesi oldu
Sazan Adası ve Vjosa-Narta bölgesindeki projelere karşı düzenlenen gösterilerde pembe flamingo figürleri, hareketin simgelerinden biri hâline geldi. Flamingolar, bölgedeki sulak alanlarda yaşayan ve göç eden kuşların korunmasına dikkat çekmek amacıyla eylemlerde taşınıyor.
Haziran ayında Tiran’da ve ülkenin güneybatısındaki kıyı bölgelerinde binlerce kişi projeye karşı sokağa çıktı. Eylemciler “Arnavutluk satılık değil” ve “Projeyi iptal edin” sloganlarıyla doğal alanların korunmasını istedi. Yerel çevre örgütleri de inşaat faaliyetlerinin durdurulması ve koruma alanlarının güvence altına alınması çağrısı yaptı.
Protestoların büyümesiyle birlikte projeye yönelik tepki, Rama hükümetinin yatırım politikalarına ve ülkenin ekonomik kaynaklarının kimlerin çıkarları doğrultusunda kullanıldığına ilişkin daha geniş bir tartışmaya dönüştü. The Guardian’ın haberinde, Sazan Adası projesine yönelik itirazların oligarkların ve siyasi elitlerin gücüne duyulan öfkeyle birleştiği aktarıldı.
Bu yönüyle direniş, çevrenin korunmasının yanı sıra kamusal varlıkların özel sermaye birikimine açılmasına karşı da bir mücadele niteliği taşıyor. Ülkenin doğal mirasının lüks turizm yatırımları uğruna dönüştürülmesine itiraz edenler, ekonomik kalkınma adı altında alınan kararların toplumsal ve ekolojik maliyetini sorguluyor.
Öğrenci hareketi hükümetin istifasını istiyor
13 Ekim’de başlayan öğrenci protestolarında üniversitelerdeki koşulların iyileştirilmesi, eğitim giderlerinin düşürülmesi ve öğrencilere daha fazla maddi destek sağlanması talepleri öne çıktı. Gençlerin iş bulma olanaklarının sınırlı olması ve yaşam maliyetinin yükselmesi de eylemlerin temel gündemleri arasında yer aldı.
Hareket büyüdükçe talepler hükümetin istifasını, yolsuzluk iddialarının soruşturulmasını ve siyasi kurumların hesap verebilirliğini de kapsadı. Üniversite öğretim elemanlarının sendikası boykot kararı açıklarken sağlık çalışanları ve farklı meslek gruplarından temsilciler de öğrencilere destek verdi. Tiran dışında Shkodra, Durrës, Vlorë ve Elbasan gibi kentlerde de eylemler ve ders boykotları bildirildi.
Öğrencilerin talepleriyle doğal alanların sermaye yatırımlarına açılmasına karşı gelişen direnişin aynı dönemde büyümesi, hükümet karşıtı hareketin toplumsal tabanını genişletiyor. Eğitim, istihdam ve geçim sorunlarıyla doğal kaynakların kullanımı farklı başlıklar olsa da protestolarda hükümetin öncelikleri ve kamusal kaynakların kimlerin yararına kullanıldığı sorusu ortaklaşıyor.
25 Ekim’de yeniden sokaklara çıktılar
24 Ekim Cumartesi günü Tiran’da düzenlenen hükümet karşıtı gösterilerde polis ile protestocular arasında çatışmalar yaşandı. Reuters’ın haberine göre polis göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve plastik mermi kullandı; göstericiler de polise taş attı ve Tarım Bakanlığı girişinde yangın çıkardı. Protestolar, hükümetin yolsuzluk iddiaları, işsizlik ve eğitim sorunlarına ilişkin politikasına yönelik öfkeyle büyüdü.
25 Ekim Pazar günü öğrenciler yeniden Eğitim Bakanlığı önünde toplandı ve başbakanlık binasına yürüdü. Rama’nın diyalog çağrısı kapsamında başbakanlık önüne yerleştirdiği sandalyeler protestocular tarafından kırılarak ateşe verildi. Aynı gün yayımlanan Reuters haberine göre Rama, istifa talebinin şiddet yoluyla kabul ettirilemeyeceğini savundu; buna karşılık bazı protestocuların şikâyetlerinin meşru olduğunu da kabul etti.
26 Ekim: Hükümet protestolara yönelik yeni yaptırımlar hazırlıyor
26 Ekim Pazartesi günü yayımlanan haberlerde Rama hükümetinin protestolara yönelik yeni para cezaları ve yaptırımlar içeren bir paket hazırladığı bildirildi. Reuters’a göre hükümet, şiddet olaylarına dönüşen gösterilere katılan kişilere, bireysel olarak şiddet eylemi gerçekleştirmeseler bile, 500 bin Arnavut leki tutarında para cezası uygulanmasını öngören bir tedbir açıkladı.
Hükümet, yeni tedbirleri kamu güvenliğini sağlama ve şiddeti önleme gerekçesiyle savunuyor. Ancak protestoların sürdüğü bir dönemde gösterilere katılanlara yüksek para cezaları uygulanmasının gündeme gelmesi, barışçıl protesto hakkı ve devletin güvenlik müdahalelerinin sınırları konusunda tartışmaları artırıyor.
Öğrenci hareketinin ve çevre savunucularının talepleri karşısında hükümetin yeni yaptırımlara yönelmesi, ülkedeki siyasi gerilimin sürdüğünü gösteriyor. Önümüzdeki süreçte hem protestoların taleplerinin karşılanıp karşılanmayacağı hem de yeni düzenlemelerin gösteri hakkı üzerindeki etkileri belirleyici olacak.
Doğal varlıkların korunması ve kamusal çıkar mücadelesi
Arnavutluk’taki protestolar, farklı toplumsal kesimlerin taleplerini aynı siyasi tartışmada buluşturuyor. Öğrenciler eğitim ve gelecek güvencesi talep ederken çevre savunucuları kıyıların ve sulak alanların korunmasını istiyor. Her iki hareket de hükümetin kararlarının kimin çıkarlarına hizmet ettiği sorusunu gündeme getiriyor.
Kushner bağlantılı turizm projesine karşı gelişen direniş, çokuluslu sermayenin doğal ve kamusal varlıklar üzerindeki etkisini tartışmaya açtı. Projelerin destekçileri yabancı yatırımın istihdam ve gelir sağlayacağını savunurken, karşı çıkanlar doğal alanların geri dönüşü zor biçimde tahrip edilmesi ve yerel halkın yaşam alanlarının daralması riskine dikkat çekiyor.
Arnavutluk’ta yaşananlar, ekonomik kalkınmanın yalnızca yatırım miktarı ve turizm gelirleriyle ölçülemeyeceğini gösteren bir toplumsal mücadeleye dönüştü. Doğal varlıkların korunması, kamusal kararların şeffaflığı ve halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesi talepleri, önümüzdeki dönemde protestoların yönünü belirleyecek temel başlıklar olmaya devam edecek.


































