Yeryüzünün Sokakları Konuşuyor: Dünya Halkları Dayatılana İtiraz Ediyor (1)

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

..bugün dünyanın pek çok yerinde biriken toplumsal öfke, aynı zamanda kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkilerinin yarattığı çelişkilerle yüzleşmenin ifadesidir.

featured

Fransa’dan Belçika’ya, Portekiz’den İtalya’ya, Arnavutluk’tan Hindistan’a ve Brezilya’ya uzanan toplumsal hareketler; geçim sıkıntısının, geleceksizliğin, eşitsizliğin ve savaş politikalarının aynı dünya düzeni içinde nasıl birbirine bağlandığını gösteriyor.

Yeryüzünde yeniden sokakların sesini yükseliyor. Fransa’da öğrenciler ve emekçiler, Belçika’da işçiler ve gençler, Portekiz’de barınma hakkı için mücadele edenler, İtalya’da hayat pahalılığına ve savaşlara karşı sokağa çıkanlar, Arnavutluk’ta yolsuzluklara ve ayrıcalıklı ekonomik ilişkilere itiraz eden gençler… Hindistan’da eğitim, istihdam ve siyasal hesap verebilirlik talepleriyle büyüyen gençlik hareketleri; Brezilya’da toprak reformu ve yerli halkların yaşam alanlarını savunma mücadelesi…

Bu hareketlerin her biri kendi ülkesinin tarihsel, siyasal ve ekonomik koşulları içinde şekilleniyor. Talepleri, örgütlenme biçimleri ve siyasal yönelimleri aynı değil. Ancak hepsinin de sorduğu, sormak durumunda olduğu ortak bir soru var: Üretim kapasitesi, teknolojik olanakları ve toplumsal zenginliği bu denli büyümüş bir dünyada, milyonlarca insan neden barınma, eğitim, insanca ücret ve güvenli bir gelecek için mücadele etmek zorunda kalıyor?

Bu sorunun yanıtını yalnızca kötü yönetimlerde, bireysel yolsuzluklarda veya tek tek hükümetlerin hatalarında aramak yeterli değildir. Daha derine bakmak, ekonomik ve siyasal düzenin nasıl işlediğini sorgulamak gerekiyor.

Çünkü bugün dünyanın pek çok yerinde biriken toplumsal öfke, aynı zamanda kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkilerinin yarattığı çelişkilerle yüzleşmenin ifadesidir.

Geçim krizi: Her ülkede başka, her yerde tanıdık

Geçtiğimiz günlerde Fransa, Belçika, İtalya ve Portekiz’de patlak veren ve süren gösteriler, farklı ülkelerdeki toplumsal hoşnutsuzlukların nasıl benzer başlıklarda buluştuğunu gözler önüne serdi. Fransa’da eğitim kurumlarının koşullarından ve kamu hizmetlerindeki sorunlardan doğan protestolar halkın desteği ve katılımıyla hayat pahalılığına karşı da bir protestoya dönüştü. Portekiz’de düşük ücretler ve konut maliyetleri öne çıktı. Belçika’da emek örgütleri ve öğrenciler hükümetin sosyoekonomik politikalarına karşı sokağa çıktı. İtalya’da ise savaş karşıtlığı ile geçim sorunları aynı gösteri gündeminde buluştu.

Bütün bunların ortak zemini, emeğiyle yaşayan insanların temel ihtiyaçlarının giderek daha ağır bir ekonomik baskı altına girmesidir. Ücretler kiraya, faturaya ve gıdaya yetişemiyor; gençler eğitimlerini tamamlasalar bile güvenceli bir işe ve bağımsız bir yaşama ulaşmakta zorlanıyor; kamusal hizmetlerin niteliği tartışılırken yurttaşlardan daha fazla ‘fedakârlık’ yapmaları isteniyor.

Portekiz’de konut fiyatlarının 2017’den bu yana iki kattan fazla yükselmiş olması, barınma sorununun ulaştığı boyutu ortaya koyuyor. İnsanların yaşamak için ihtiyaç duyduğu konutun, giderek daha fazla yatırım ve kazanç hesabının konusu hâline gelmesi, toplumsal ihtiyacın piyasa mantığı karşısında nasıl geri plana itilebildiğinin somut örneklerinden biridir. (1)

Sorunu yalnızca fiyatların yükselmesine indirgememek, üretilen toplumsal zenginliğin kimlerin denetiminde olduğunu ve krize neden olanların krizlerin bedelini kimlere ödettiğini sorgulamak gerekir.

Bir ülkede kira krizi, başka bir ülkede eğitimdeki eşitsizlik, bir diğerinde düşük ücretler veya güvencesiz istihdam öne çıkabilir. Fakat temel ihtiyaçların karşılanması, giderek daha büyük ölçüde insanların satın alma gücüne bağlandığında, toplumsal yaşamın kendisi sınıfsal eşitsizliklerin en yalın biçimiyle görüldüğü bir alana dönüşür.

Kapitalist düzenin eleştirisi burada soyut bir ideolojik tartışma olmaktan çıkar; insanların gündelik yaşamında karşılığı olan somut bir mesele hâline gelir.

Geleceksizliğe karşı gençliğin isyanı

Bugünki hareketlerin dikkat çeken özelliklerinden biri, gençlerin sokaklarda giderek daha görünür hâle gelmesidir.

Fransa’da protestoların eğitim kurumlarındaki yetersizlikler ve personel sorunları etrafında gelişmesi, Hindistan’da ise sınav sistemine ilişkin tartışmaların istihdam, fırsat eşitliği ve siyasal hesap verebilirlik talepleriyle birleşmesi, genç kuşakların gelecek kaygısının farklı toplumlarda ortak bir toplumsal sorun hâline geldiğini gösteriyor.

Gençlik açısından mesele yalnızca iş bulabilmek değildir. Eğitim hakkına erişmek, bağımsız bir yaşam kurabilmek, toplumsal kararlarda söz sahibi olmak ve geleceği hakkında söz söyleyebilmek de bu mücadelenin parçalarıdır.

Yıllarca çalışmanın, okumanın ve çaba göstermenin insanca bir yaşamı güvence altına alacağına ilişkin toplumsal beklenti zayıfladığında, öfke yalnızca belirli bir kuruma ya da hükümete yönelmez. İnsanlar kendilerine sunulan ekonomik ve siyasal düzenin sınırlarını da sorgulamaya başlar.

Ancak her gençlik hareketini kendiliğinden sosyalist, devrimci veya antikapitalist ilan etmek doğru olmaz. Ortaya çıkan hoşnutsuzluk farklı siyasal yönelimlere evrilebilir. Asıl belirleyici olan, bu öfkenin hangi talepler etrafında birleşeceği, hangi toplumsal kesimlerle bağ kuracağı ve nasıl bir siyasal programa dönüşeceğidir.

Gençliğin geleceksizlik karşısındaki itirazı tüm devrimciler tarafından doğru okunmalı, ciddiye alınmalı, üzerine düşünülüp çalışılmalı, işçi sınıfının ve diğer ezilen kesimlerin mücadeleleriyle ortaklaştırılması için yol ve yöntemler belirlenmeli, sorumluluk alınmalı, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-militarist bir programla kalıcılaştırılması, sınıf mücadelesinin dinamiğine dönüştürülmesi üzerinde durulmalıdır.

Arnavutluk ve Brezilya: Toprağın, kaynakların ve toplumsal zenginliğin kimin olduğu sorusu

Arnavutluk’taki protestolar da bu tablonun başka bir yönünü gösteriyor. Ülkedeki gençlik hareketi, yolsuzluk iddiaları, eğitimdeki sorunlar ve tartışmalı gayrimenkul projeleri etrafında şekillenen hoşnutsuzlukları daha geniş bir siyasal sorgulamaya taşıdı. Hareketin gelişimine ilişkin değerlendirmelerde, ekonomik büyümenin ve yatırım ilişkilerinin toplumun hangi kesimlerine yarar sağladığı sorusu da öne çıkıyor. (2)

Buradaki sorun yalnızca bazı yöneticilerin hesap vermesi gerekliliği değildir. Toprağın, kıyıların, doğal kaynakların ve kentlerin geleceğine ilişkin kararların nasıl alındığı; bu kararlardan kimlerin kazanç sağladığı ve yerel halkın söz hakkının ne ölçüde korunduğu da tartışmanın merkezindedir.

Brezilya’da ise Topraksız İşçiler Hareketi’nin (MST) toprak reformu talepleri ile yerli halkların topraklarını, yaşam alanlarını ve doğal kaynaklarını korumaya yönelik mücadeleleri, mülkiyet ve toplumsal eşitsizlik sorunlarını doğrudan gündeme getiriyor. Eylül 2026’da Belo Horizonte’de gerçekleştirilen MST yürüyüşünde toprak reformu, kırsal toplulukların yaşam koşulları ve çokuluslu şirketlerin tarım üzerindeki etkisi öne çıkan talepler arasındaydı. Brezilya’daki yerli halklar da madencilik ve arazi gaspı tehdidine karşı toprak haklarının tanınmasını talep ediyor. (3)(4)

Bu mücadeleler, kapitalizm eleştirisinin yalnızca fabrikadaki ücret ilişkileriyle sınırlı olmadığını gösterir. Toprağın hangi amaçla kullanıldığı, doğanın nasıl dönüştürüldüğü, kentlerin kimin ihtiyaçlarına göre biçimlendirildiği ve ortak yaşam alanlarının nasıl korunduğu da sınıfsal ve toplumsal mücadelenin parçalarıdır.

Dolayısıyla farklı ülkelerdeki hareketleri birleştiren temel sorulardan biri şudur: Toplumsal ihtiyaçlar mı ekonomik kararların merkezinde olacaktır, yoksa toplumsal ihtiyaçlar kârlılık ölçütüne tabi olmaya devam mı edecektir?

Savaş ekonomisi: Silahlanmanın bedelini kim ödüyor?

Günümüzde kapitalizmin krizini yalnızca ücretler, konutlar ve kamu hizmetleri üzerinden okumak da eksik kalır. Emperyalist rekabetin, silahlanmanın ve militarizmin dünya kaynakları üzerindeki etkisi de bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır.

Savaşlar yalnızca cephelerde yaşanan yıkım değildir. Kaynakların hangi toplumsal amaçlara ayrılacağına ilişkin tercihleri de belirler. Silahlanma programları genişlerken kamu hizmetlerinin finansmanı, sosyal haklar ve iklim krizine karşı alınması gereken önlemler konusunda hangi önceliklerin benimsendiği sorusu giderek önem kazanır.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) Nisan 2026’da yayımladığı verilere göre, Avrupa’nın askerî harcamaları 2025’te yüzde 14 artarak 864 milyar dolara ulaştı. Bu artış, Avrupa ve Orta Asya’daki güvenlik ortamının ve yeniden silahlanma politikalarının kamu kaynakları üzerindeki etkisini tartışmaya açıyor. (5)

Buradan çıkarılması gereken sonuç, her askerî harcamanın aynı gerekçeye sahip olduğu veya ülkelerin güvenlik kaygılarının önemsiz olduğu değildir. Asıl mesele, güvenlik kavramının hangi politikalarla tanımlandığı ve halkların güvenliğinin yalnızca askerî kapasiteyle ölçülüp ölçülemeyeceğidir.

İşsizliğin, yoksulluğun, barınma güvencesizliğinin ve iklim krizinin derinleştiği bir dünyada, doğanın ve toplumsal yaşamın devamlılığını riske atmasına rağmen ‘güvenlik’ ve ‘caydırıcılık’ adı altında savaş sanayisini büyüterek silahların ve devlet ordularının büyüklüğü üzerinden halkların güvenliğini tarif etmek saçmalıktan başka birşey değildir.

İtalya’daki Ekim gösterilerinde geçim sorunlarıyla savaş karşıtlığının aynı gündemde buluşması tesadüf değildir. Belçika’da da emek örgütleri ve toplumsal hareketlerin kemer sıkma politikalarının yanı sıra militarizme ve Gazze’deki yıkıma karşı tepkileri dile getirdiği görülüyor. Avrupa’da Filistin’le dayanışma, silah ambargosu ve askerî işbirliğinin sorgulanması talepleriyle genişleyen mücadeleler de savaş karşıtı bilincin toplumlardaki karşılığını yeterince ortaya koyuyor. (6)

Emperyalist savaşlara karşı çıkmak, yalnızca savaşın yarattığı insani felaketleri kınamakla sınırlı kalmamalıdır. Savaşları besleyen jeopolitik rekabetleri, silah ticaretini, kaynak mücadelelerini ve ekonomik çıkar ilişkilerini de sorgulamak gerekir.

Tam da burada antimilitarist yaklaşımın temel sorularından biri şu olmalıdır: Halkların ihtiyaçları ile iktidarların askerî ve stratejik öncelikleri karşı karşıya geldiğinde, hangi ihtiyaçlar önce gelir?

Ortak öfke, ortak mücadele mi?

Buraya kadar bahsettiklerimiz, dünyadaki bütün protestoların birleşmiş tek bir hareket olduğu veya bunların tamamının açıkça kapitalizmi hedef aldığı anlamına gelmiyor.

Fransa’daki eğitim ve geçim talepleri, Hindistan’daki gençlik hareketinin siyasal hesap verebilirlik gündemi, Arnavutluk’taki yolsuzluk karşıtı itirazlar ve Brezilya’daki toprak reformu mücadeleleri arasında önemli farklılıklar vardır. Her birinin örgütlenme düzeyi, toplumsal tabanı ve siyasal yönelimi ayrıca incelenmelidir.

Bununla birlikte, bütün bu hareketlere bakarken gözden kaçırılmaması gereken ortak bir gerçek var: İnsanlar, yaşamlarını doğrudan etkileyen kararlar üzerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyor. Geçim koşullarını belirleyen ekonomik ilişkileri, kamu hizmetlerini düzenleyen politikaları ve geleceklerini etkileyen siyasal kararları sorguluyorlar.

Fakat öfkenin varlığı, tek başına toplumsal dönüşümün yönünü belirlemez. Ekonomik hoşnutsuzluk sağ popülizmin, milliyetçiliğin veya otoriter siyasetin de malzemesi hâline gelebilir. Bu nedenle toplumsal hareketlerin kendiliğinden ve kaçınılmaz olarak daha eşitlikçi bir düzene yöneleceğini varsaymak gerçekçi değildir.

Temel mesele, bu dağınık hoşnutsuzlukların ortak toplumsal taleplere nasıl dönüşebileceğidir. İşçilerin ücret ve çalışma koşulları mücadelesiyle öğrencilerin eğitim hakkı talebi, kiracıların barınma mücadelesiyle çevre hareketleri, savaş karşıtı örgütlenmelerle emek hareketleri arasında kurulabilecek bağlar bu açıdan önem taşır.

Bu bağların kalıcı olabilmesi için ortak sorunları görünür kılmak kadar, gerçek farklılıkları ve çatışmaları anlamak da gerekir. Toplumsal kesimlerin farklı ihtiyaçlarını tek bir slogan altında eritmek yerine, bu ihtiyaçlar arasında bağ ve dayanışmayı mümkün kılacak ortak talepler geliştirmek belirleyicidir.

Devrimci mücadele açısından görev

Bugün asıl tartışma, sokaklarda biriken öfkenin yalnızca iktidarların politikalarında geçici değişikliklere mi yol açacağı, yoksa ekonomik ve siyasal düzenin temel ilişkilerini de sorgulayan kalıcı bir toplumsal mücadeleye mi dönüşeceğidir.

Kapitalizme karşı mücadele, yoksulluğa ve eşitsizliğe itiraz etmekle başlayabilir; ancak bunların hangi toplumsal ilişkiler tarafından üretildiğini tartışmadan derinleşemez. Emperyalist savaşlara karşı mücadele, barış çağrılarıyla güçlenebilir; fakat silahlanma politikalarını, askerî ittifakları ve uluslararası rekabetin ekonomik boyutunu incelemeden yeterince kapsamlı bir siyasal perspektif kazanamaz.

Bu nedenle devrimci siyasetin önündeki görevlerden biri, farklı toplumsal hareketlerin deneyimlerini birbirinden öğrenebileceği, emekçilerin ve ezilen kesimlerin söz sahibi olduğu demokratik mücadele alanlarını geliştirmektir. Tek tek ülkelerde sendikal örgütlenme, öğrenci hareketleri, barınma hakkı için yürütülen çalışmalar, çevre mücadeleleri ve savaş karşıtı girişimler arasında bağ kurmak; taleplerin ötesinde, karar alma ve kaynak dağıtımı üzerine de ortak bir tartışma yürütmek bu çabanın parçaları olabilir.

Bunun anlamı, farklı ülkelerdeki bütün hareketlerin tek merkezden yönetilmesi veya tek bir kalıba sokulması değildir. Tam tersine, özgünlükleri gözeten ve katılımcılığı temel alan ortak mücadele biçimlerinin geliştirilmesidir.

Bugün Fransa’da bir öğrencinin eğitim hakkı, Portekiz’de bir emekçinin barınma sorunu, İtalya’da bir yurttaşın savaş karşıtı talebi, Arnavutluk’ta bir gencin yolsuzluklara itirazı, Hindistan’da bir gencin geleceğine ilişkin kaygısı ve Brezilya’da bir köylünün toprak talebi aynı şey değildir. Ama bunların her biri, insanların yaşamlarını belirleyen ekonomik ve siyasal ilişkiler hakkında söz sahibi olma arzusuyla bağlantılı olabilir.

Bu ortaklığın hangi coğrafyada hangi siyasal doğrultuda gelişeceği ise önceden belirlenmiş değildir. Onu belirleyecek olan, hareketlerin kendi içindeki tartışmalar, örgütlenme biçimleri, dayanışma ilişkileri ve toplumsal güç dengeleridir.

Dünyanın farklı ülkelerinde yükselen itirazları önemli kılan da budur: Bunlar yalnızca bugünün sorunlarına karşı gösterilen tepkiler değil, toplumların nasıl yönetilmesi ve zenginliğin nasıl paylaşılması gerektiğine ilişkin daha çok ve daha ciddi soruların da sorulacağının ifadesidir.

Sokaklardaki öfkenin tarihsel anlamı, yalnızca mevcut düzene duyulan güvensizlikte değil, başka bir toplumsal yaşamın mümkün olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme taşımasındadır. Bu sorunun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır. Yanıt; eşitlik, özgürlük, dayanışma, demokratik katılım ve savaş karşıtlığı temelinde yürütülecek toplumsal mücadelelerin içinde şekillenecektir. İnsanlığın geleceği açısından hayatî önemdeki mesele ise, bu mücadelelerin tek tek ülkelerdeki sınıf mücadelesinin öncü güçlerini yaratabilmesi giderek devrimci siyasi öznelerini ayakları üzerine dikebilmesidir. Bugün hep sokaklarında itirazın ateşi yanan ülkelerde de, karanlığa gömülmüş coğrafyalarda da devrimciler açısından öncelikli görev devrimci özneyi yaratıp ayakları üzerine dikmek olmalıdır. Ancak böyle, kitlelerin öfkesini örgütlenebilir, ancak o zaman insanlık dünyayı yokoluşun eşiğine sürekleyen emperyalist ve kapitalist haydutların elinden kurtarılabilir.

Notlar

1) https://www.aljazeera.com/news/2026/10/17/cost-of-living-protests-hit-belgium-italy-portugal-and-france

2) https://apnews.com/article/albania-protests-students-flamingo-edi-rama-0d94664379a2b470a1f7d95429c4e446

3) https://www.reutersconnect.com/item/brazilian-farmers-protest-multinational-expansion-demand-agrarian-reform/dGFnOnJldXRlcnMuY29tLDIwMjY6bmV3c21sX1ZBMjE5MDExMDkyMDI2UlAx

4) https://www.euronews.com/video/2026/04/08/thousands-of-indigenous-people-march-in-brasilia-for-land-rights

5) https://www.sipri.org/media/press-release/2026/global-military-spending-rise-continues-european-and-asian-expenditures-surge

6) https://publications.civicus.org/publications/2026-state-of-civil-society-report/conflict-impunity-unchecked/

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!