ANKARA – İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor, belgesel sinemayı yalnızca yaşananları kayda geçiren bir araç olarak değil, işgalin ve savaşın arkasındaki siyasal ve askerî mekanizmaları açığa çıkaran bir çalışma alanı olarak kullanıyor. İkilinin 2024’te Filistinli yönetmenler Basel Adra ve Hamdan Ballal ile birlikte çektiği No Other Land(Başka Ülke Yok), Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşadığı zorla yerinden edilme ve ev yıkımlarını belgelemişti. Yeni filmleri NAZA ise odağını Gazze’ye ve İsrail ordusunun savaş sırasında kullandığı hedef belirleme sistemlerine çeviriyor.
2026 yapımı, yaklaşık 80 dakikalık NAZA, üç yılı aşkın bir dönemde yürütülen araştırma ve görüşmeler üzerine kuruldu. The Guardian ve JW Films yapımcılığında hazırlanan filmin yürütücü yapımcıları arasında The Zone of Interest filmiyle tanınan yönetmen Jonathan Glazer da bulunuyor. Belgesel, 10 Eylül 2026’da 83. Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptı ve festivalin Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.
NAZA: Sivil kayıpların askerî hesaplamalara dahil edilmesi
Filmin adı, İbranice askerî istihbarat terminolojisinde kullanılan ve kabaca “ikincil zarar” anlamına gelen nezek agavi ifadesine dayanıyor. Belgeselde bu terim, bir hava saldırısında kaç sivilin yaşamını yitirebileceğine ilişkin önceden yapılan hesaplamalarla bağlantılı olarak ele alınıyor.
Yönetmenler, Tel Aviv’de geceleri çatılarda gerçekleştirilen görüşmeler aracılığıyla İsrail ordusu ve istihbarat birimlerinde görev yapmış kişilerin anlatımlarını bir araya getiriyor. Kimlikleri gizlenen 24 asker ve istihbarat görevlisi; gözetleme faaliyetlerini, yapay zekâ destekli hedef belirleme sistemlerini, saldırı kararlarının hazırlanmasını ve öngörülen sivil kayıpların nasıl değerlendirildiğini anlatıyor. Katılımcıların görüntüleri ve sesleri kimliklerinin korunması amacıyla değiştiriliyor.
Belgeseldeki tanıklıklardan biri, Hamas üyesi olduğu değerlendirilen tek bir kişinin hedef alınması sırasında yüzlerce sivilin yaşamını yitirebileceğinin öngörüldüğünü ileri sürüyor. Bir başka anlatımda ise yapay zekâ destekli sistemlerin telefon sinyalleri ve diğer veriler üzerinden kişilerle ilişkilendirilen hedeflerin belirlenmesinde kullanıldığı ifade ediliyor.
Bu anlatımların merkezinde, savaşın yalnızca cephedeki askerlerin eylemlerinden ibaret olmadığı; istihbarat, veri toplama, algoritmik analiz ve saldırı onay süreçlerinin de ölümcül sonuçların oluşmasında rol oynayabileceği iddiası bulunuyor. Film, karar alma süreçlerine katılan kişilerin kendi rollerini nasıl tanımladıklarını ve sorumluluğu daha geniş bir askerî sistem içinde nasıl konumlandırdıklarını da sorguluyor.
Yapay zekâ, gözetleme ve savaşın uzaktan yürütülmesi
NAZA’nın öne çıkardığı başlıklardan biri, askerî operasyonlarda yapay zekâ ve dijital gözetleme teknolojilerinin kullanılması. Filmde konuşan kişiler, Gazze’de hedeflerin belirlenmesinde veri tabanları ve otomatik analiz araçlarından yararlanıldığını anlatıyor.
Bu sistemlere ilişkin tartışma, teknolojinin yalnızca hedef tespitini hızlandırıp hızlandırmadığıyla sınırlı değil. Asıl mesele, bir kişinin veya yapının hedef olarak sınıflandırılmasının hangi verilere dayandığı, bu sınıflandırmanın ne kadar güvenilir olduğu, saldırı öncesinde sivil kayıpların nasıl değerlendirildiği ve nihai kararın sorumluluğunu kimin taşıdığı.
İsrail ordusu da Gazze’de hedef belirleme süreçlerinde yapay zekâ destekli araçlardan yararlandığını kabul ediyor; ancak yapay zekânın tek başına saldırı kararı vermediğini, hedeflerin ve saldırıların yetkili personel tarafından değerlendirildiğini savunuyor. Dolayısıyla belgeselin ortaya koyduğu iddialar, askerî teknolojilerin kullanımının yanı sıra insan denetiminin kapsamı ve saldırı kararlarındaki sorumluluk üzerine de bir tartışma açıyor.
Yönetmenler: “Sessizliği kırmak zorundayız”
Abraham ve Szor, filmin yönetmen açıklamasında İsrailli sinemacılar ve gazeteciler olarak kendi ülkelerinin sorumluluğunda olduğunu belirttikleri Filistinli sivillerin kitlesel öldürülmesinin arkasındaki sistemleri incelemeyi bir yükümlülük olarak gördüklerini ifade ediyor.
Yönetmenlere göre gazetecilik araştırmaları, savaşın işleyişine ilişkin önemli bilgileri ortaya çıkarsa da sinema, bu bilgilerin ötesine geçerek insanların söylediklerini ve söylemekten kaçındıklarını, başka bir ifadeyle sessizliği de görünür kılabiliyor. İkilinin yaklaşımı, bireysel sorumlulukla kurumsal işleyiş arasındaki ilişkiyi araştırmaya dayanıyor.
The Guardian’ın araştırma ekibi, filmde yer alan 24 kişinin dışında, İsrail ordusunun hedef belirleme ve saldırı onay süreçleri hakkında bilgi sahibi 100’den fazla kaynakla görüşüldüğünü açıkladı. Yapım ekibi, tanıklıkların güvenilirliğini değerlendirmek için gizli belgelerden, belirli saldırılara ilişkin ayrıntılı incelemelerden ve filmde yer almayan diğer kaynaklardan yararlanıldığını belirtti.
Bu yöntem, gizli askerî süreçleri belgelemek açısından önemli bir araştırma zemini sunarken, kaynakların anonim olması ve izleyicinin her tanığın görevini ya da belirli bir karara ne ölçüde dahil olduğunu doğrudan değerlendirememesi, filmin kanıtlarını tartışmaya açık hale getiren noktalar arasında yer alıyor.
No Other Land: Batı Şeria’daki yıkımlardan ortak belgesel çalışmasına
Abraham ve Szor’un NAZA öncesindeki en bilinen çalışması, Basel Adra ve Hamdan Ballal ile birlikte yönettikleri No Other Land. 2024’te tamamlanan ve 2025’te En İyi Belgesel Film dalında Oscar kazanan yapım, işgal altındaki Batı Şeria’nın Masafer Yatta bölgesinde yaşayan Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini, evlerinin yıkılmasını ve askerî baskı altında sürdürdükleri yaşamı belgeliyor.
Filmin merkezinde, Filistinli aktivist ve gazeteci Basel Adra’nın kendi topluluğunun yaşadığı yıkımları kayda geçirme çabası bulunuyor. Adra, İsrailli gazeteci Yuval Abraham ile tanışmasının ardından ortak bir belgesel çalışmasına başlıyor. Film, Filistinlilerin yaşadıkları topraklarda kalma mücadelesini ve iki yönetmen arasındaki ilişkiyi, taraflar arasındaki eşitsiz hareket özgürlüğü ve yaşam koşulları üzerinden ele alıyor.
Adra, işgal altında yaşayan ve yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya bulunan bir Filistinli olarak kendi topluluğunun mücadelesini belgeliyor. Abraham ise İsrailli bir gazeteci olarak bu sürece eşlik ediyor. Belgesel, iki kişinin ortak çalışmasını anlatırken birinin askerî işgalin sonuçlarını doğrudan yaşadığı, diğerinin ise aynı kısıtlamalara tabi olmadığı gerçeğini de görünür kılıyor.
No Other Land, Filistinlilerin evlerini ve yaşam alanlarını kaybetmesini tekil olaylar dizisi olarak değil, işgal ve zorla yerinden edilme politikaları bağlamında ele alıyor. Yönetmenlerin ortak açıklamasında da filmin, Filistinlilerin Batı Şeria’dan uzaklaştırılmasına karşı bir belgeleme ve direniş çalışması olduğu vurgulanıyor.
NAZA ile değişen anlatı: Yıkımın görüntülerinden karar mekanizmalarına
İki belgesel arasında belirgin bir devamlılık bulunuyor. No Other Land, Batı Şeria’da evlerin yıkılması ve toplulukların yerinden edilmesi üzerinden işgalin gündelik sonuçlarını gösterirken NAZA, Gazze’deki saldırıların arkasındaki istihbarat ve karar alma mekanizmalarını araştırıyor.
İlk filmde izleyici, yıkımların yaşandığı alanlarda Filistinli ailelerin mücadelesine ve tanıklığına odaklanıyor. İkinci filmde ise kamera, İsrail askerî ve istihbarat sistemlerinde görev yapmış kişilerin anlatımlarına yöneliyor. Böylece Filistinlilerin maruz kaldığı şiddetin sonuçları ile bu sonuçları doğuran karar süreçleri arasında bir bağ kurulmaya çalışılıyor.
Bu açıdan NAZA, yalnızca savaş teknolojilerine ilişkin bir belgesel değil; bürokratik kararların, teknik sistemlerin ve kurumsal işleyişin insan yaşamı üzerindeki sonuçlarını inceleyen bir araştırma filmi olarak öne çıkıyor. Yönetmenler, bireylerin kendilerini daha büyük bir mekanizmanın küçük parçaları olarak tanımlamasının, sorumluluğun nasıl dağıtıldığı sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.
Venedik’te ödül, İsrail’de siyasi tepki
NAZA, Venedik Film Festivali’nde aldığı Jüri Özel Ödülü’nün ardından İsrail’de siyasi tartışmaların odağına yerleşti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve bazı siyasetçiler filmi İsrail karşıtı ya da antisemitik olarak nitelendirdi. Kültür Bakanı Miki Zohar ise yönetmenlerin vatandaşlıklarının geri alınması çağrısında bulundu. Associated Press’in aktardığına göre, bu eleştirilerin bir bölümü filmi izlemeyen siyasetçiler tarafından da dile getirildi.
İsrail ordusu da belgeseldeki iddiaları reddetti. Ordunun açıklamasında, filmin hedef belirleme ve saldırı onay süreçlerini yanlış yansıttığı, yapay zekânın tek başına saldırı hedefi seçmediği ve sivil kayıpları azaltmaya yönelik prosedürlerin bulunduğu savunuldu. Ordu ayrıca tek bir hedef için 500 sivilin ölümünün öngörüldüğü bir saldırının planlanmadığını, onaylanmadığını veya gerçekleştirilmediğini belirtti.
The Guardian ve yönetmenler ise kaynakların güvenilirliğinin incelendiğini, görüşmelerin daha geniş bir araştırma sürecine dayandığını ve tanıklıkların gizli belgeler ile başka kaynaklarla karşılaştırıldığını açıkladı. Bununla birlikte, filmin iddiaları ile İsrail ordusunun yanıtı arasındaki anlaşmazlık, hedef belirleme süreçleri ve sivil kayıplara ilişkin sorumluluğun hangi kanıtlarla ortaya konabileceği konusunu gündemde tutuyor.
Savaşın görünmeyen yüzü ve hesap verebilirlik sorunu
Gazze’deki yıkımın ardından NAZA’nın gündeme taşıdığı temel soru, sivil kayıpların yalnızca savaşın kaçınılmaz sonucu olarak mı görüldüğü, yoksa belirli askerî karar süreçlerinde önceden hesaplanan ve kabul edilen bir sonuç olarak mı ele alındığı.
Belgeselin tanıklıkları, hedef belirleme teknolojilerinin nasıl kullanıldığı ve saldırı kararlarında sivil kayıpların nasıl değerlendirildiği konusunda ciddi iddialar içeriyor. Bu iddiaların her biri, bağımsız inceleme, belgeler ve somut olaylara ilişkin kanıtlarla değerlendirilmesi gereken konular. İsrail ordusunun itirazları da bu nedenle haberin bir parçası; ancak ordunun açıklaması, filmdeki tanıklıkların tek başına geçersiz olduğu anlamına gelmediği gibi, belgeselde dile getirilen her iddianın kendiliğinden kanıtlanmış sayılması da mümkün değil.
Abraham ve Szor’un iki filmi birlikte değerlendirildiğinde, belgesel çalışmalarının odağında Filistinlilerin yaşam alanlarına yönelik saldırılar ile bu saldırıların arkasındaki siyasal ve kurumsal mekanizmalar bulunuyor. No Other Land zorla yerinden edilmeyi ve işgalin gündelik sonuçlarını, NAZA ise Gazze’deki saldırılarda kullanılan teknolojileri, askerî kararları ve sorumluluk tartışmasını ele alıyor.
Her iki film de Filistinlilerin yaşadıklarını kayda geçirme ve kamuoyunun erişimine sunma çabasının yanı sıra, savaşın nasıl yürütüldüğü ve sivil yaşamların hangi kararların sonucu olarak tehlikeye atıldığı sorusunu gündeme taşıyor.


































