İSTANBUL – Macron, görev süresinin sonuna yaklaşırken BM 81’inci Genel Kurulu’nda son konuşmasını yaptı. Trump’ın aynı kürsüden Gazze planını diplomatik başarı olarak sunmasından saatler sonra söz alan Fransa lideri, “Bazıları sözde bir barışla övünüyor. Ancak bu barış insani yardıma erişimi bir saniyeliğine bile yeniden açmadı” dedi. Geçen yıl Filistin’i tanıyan ülkeleri hatırlatarak, tanımanın kağıt üzerinde kaldığı eleştirilerine karşı “Gazze karşısında hareketsiz kalmaya devam edersek nasıl bir güvenilirliğimiz olabilir?” diye sordu.
Macron, işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetine ve yerleşim faaliyetlerine de değindi. “Batı Şeria’da neler olduğuna bakın. Her gün ihlaller gerçekleştiriliyor. Kimin adına? Hamas hiçbir zaman Batı Şeria’da faaliyet göstermedi” ifadelerini kullandı. Bu durumun Filistin halkının var olma hakkına dayalı bir çözümü her geçen gün daha imkânsız hale getirdiğini belirtti.
Beyaz Saray’ın Yanıtı ve Tepkiler
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirdiğini, rehinelerin serbest bırakılmasını sağladığını ve 20 maddelik Gazze planına liderlik ettiğini savundu. “Başkaları konuşurken Başkan bu karmaşık sorunun doğrudan üzerine gitti” dedi. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisi ise Macron’un açıklamalarını “küstahça bir saçmalık” olarak nitelendirdi.
Uluslararası Sistem ve Güç Dengeleri
Macron, konuşmasında çok taraflı sistemin korunması gerektiğini vurgulayarak, dünyanın “orman kanunlarına dönüş” tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. “Bazılarının kurmak istediği yeni cezasızlık düzenini kabul edemeyiz” dedi. Bu eleştiriler, ABD’nin bölgedeki askeri ve diplomatik hegemonyasını “barış” söylemiyle meşrulaştırma çabasına karşı Avrupa’dan gelen sınırlı ve yeterince samimi olmayan bir itiraz olarak algılanabilir. Gazze’deki yıkım, ablukalar ve insani kriz sürerken, emperyalist güçlerin çıkar hesapları ve silah ticaretinin devam ettiği bir ortamda “barış planları” sahadaki gerçekliği değiştirmiyor. Filistin halkının temel hakları ve güvenli bir yaşam talebi, emperyalist ülkeler arasında siyasal hesaplarla yapılan diplomatik hamlelere malzeme yapılmaktan öteye geçildiği de söylenemez.


































