ANKARA – Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde dört köyün sınırları içerisinde bulunan yaklaşık 2 bin 964 hektarlık orman alanı, 17 Eylül 2026 tarihli Cumhurbaşkanı kararıyla orman sınırları dışına çıkarıldı. Türkiye genelinde 27 ilde toplam 3 bin 800 hektarlık orman alanını kapsayan kararın Ankara ayağı, başkentin içme suyu kaynakları açısından hayati önemdeki Kurtboğazı Havzası’nı doğrudan ilgilendiriyor.
Orman alanlarının statüsünün değiştirilmesine tepki gösteren yaşam savunucuları ve uzmanlar, söz konusu bölgelerin yapılaşmaya açılması halinde su miktarının azalabileceği, su kalitesinin bozulabileceği ve ekolojik dengenin zarar görebileceği uyarısında bulunuyor.
Ormanlar rant projeleri için mi gözden çıkarılıyor?
Söz konusu alanların “orman vasfını kaybettiği” gerekçesiyle orman sınırları dışına çıkarıldığı belirtiliyor. Ancak Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği (KIRÇEV) üyesi orman mühendisi Ahmet Demirtaş, sahadaki gözlemlerde alanların önemli bir bölümünün fiilen orman niteliğini koruduğunu ifade ediyor.
Kararın ardından bölgede “sağlık vadisi” adı altında otel, konut ve turizm tesisleri gibi projelerin gündeme gelebileceği yönündeki endişeler de büyüyor. Yaşam savunucuları, ormanların statüsünün değiştirilmesinin hangi kamu yararı gerekçesine dayandığının ve bölgede nasıl bir kullanım planlandığının açıklanmasını istiyor.
Kapitalist üretim düzeninde ormanlar, su kaynakları ve toprak çoğu zaman korunması gereken ortak yaşam varlıkları olarak değil, ekonomik değere dönüştürülebilecek kaynaklar olarak görülüyor. Sermaye birikiminin ihtiyaçları doğrultusunda alınan kararlar, doğal alanları turizm, inşaat ve rant projelerinin hedefi haline getiriyor. Bu süreçte ortaya çıkan ekolojik yıkımın bedelini ise projelerden kazanç sağlayanlar değil, bölge halkı ve toplumun tamamı ödüyor.
Ankara’nın içme suyu kaynakları tehdit altında
Orman mühendisi Ahmet Demirtaş, orman sınırları dışına çıkarılan alanların Ankara’nın önemli içme suyu kaynaklarından Kurtboğazı Barajı’nın su toplama havzasında bulunduğuna dikkat çekiyor. Demirtaş’a göre bölgede yapılaşmaya gidilmesi, baraja ulaşan su miktarının azalmasına ve su kalitesinin bozulmasına yol açabilir.
Ormanlar yalnızca ağaç topluluklarından ibaret değil. Yağışın tutulması, yeraltı sularının beslenmesi, toprağın korunması ve su döngüsünün devamlılığı açısından yaşamsal bir işleve sahip. Bu alanlarda yapılaşmanın önünü açabilecek kararlar, yalnızca Kızılcahamam’ı değil, Ankara’da yaşayan milyonlarca insanın su güvenliğini de ilgilendiriyor.
Bir kentin içme suyu havzasının geleceği, turizm ve inşaat yatırımlarının kârlılık hesaplarına bırakılamaz. Temiz suya erişim bir ayrıcalık ya da ticari yatırım konusu değil, temel bir yaşam hakkıdır.
Sermayenin kârı, halkın yaşamından üstün tutuluyor
Ormanların, meraların, tarım alanlarının ve su havzalarının farklı sermaye projelerine açılması, birbirinden bağımsız kararların toplamı değil; doğanın piyasa ilişkileri içinde metalaştırılmasının bir sonucu. Kamu gücüyle alınan kararlar, doğal varlıkların korunması yerine özel yatırımların önünü açacak biçimde kullanıldığında toplumun ortak yaşam alanları daralıyor.
Kızılcahamam’daki karar da bu tartışmanın yeni bir örneği. Bir tarafta Ankara’nın içme suyu kaynakları ve bölgenin ekolojik dengesi, diğer tarafta ileride hayata geçirilmesi ihtimali bulunan turizm ve yapılaşma projeleri bulunuyor. Olası projelerin ekonomik getirisi ne olursa olsun, su havzasında yaratacağı risklerin göz ardı edilmesi kabul edilemez.
Yaşam savunucularından ortak mücadele hazırlığı
Karara tepki gösteren KIRÇEV, Ankara Kent Konseyi ve TMMOB öncülüğündeki yaşam savunucuları, Kurtboğazı Havzası’nın korunması için bir araya geliyor. 6 Kasım’da Ankara Kent Konseyinde düzenlenecek toplantıda orman alanlarının statüsündeki değişiklik, su kaynaklarına yönelik riskler ve havzanın korunması için atılabilecek adımlar ele alınacak. Toplantının ardından basın açıklaması yapılması planlanıyor.
Doğal varlıkların sermayenin kâr hesaplarına teslim edilmesine karşı ormanları, suyu ve yaşam alanlarını savunmak toplumsal bir sorumluluk. Kızılcahamam’da alınan kararın gerekçeleri kamuoyuna açıklanmalı, su havzasını ve orman ekosistemini tehlikeye atabilecek uygulamaların önüne geçilmeli. Ankara’nın suyu ve doğası, hiçbir şirketin ya da rant projesinin çıkarına feda edilmemeli.


































