Dünya genelinde ormansızlaşmayı 2030 yılına kadar sona erdirme hedefi doğrultusunda yeterli ilerleme sağlanamıyor. 2021’den bu yana korunabilecek yaklaşık 10,7 milyon hektar orman alanının yok olduğu bildirildi. Bu büyüklük, İzlanda’nın yüzölçümüyle karşılaştırılabilecek ölçekte bir kayba işaret ediyor.
Orman kayıpları, biyolojik çeşitliliğin azalması, doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi ve iklim krizinin derinleşmesi açısından ciddi sonuçlar doğuruyor. Ormanlar, karbonu depolayarak iklimin dengelenmesine katkı sunarken su döngüsünün ve ekosistemlerin korunmasında da önemli rol oynuyor.
Kâr odaklı üretim doğayı tehdit ediyor
Ormansızlaşmanın başlıca nedenleri arasında tarım alanlarının genişletilmesi, hayvancılık, madencilik, altyapı projeleri ve ticari amaçlı ağaç kesimi bulunuyor. Doğal alanların ekonomik faaliyetlere açılması, kısa vadeli kazançların ekolojik dengelerin önüne geçmesiyle ormanlar üzerindeki baskıyı artırıyor.
Sermaye birikimini ve kârı önceleyen üretim modeli, doğal varlıkların korunması ile ekonomik çıkarlar arasındaki çatışmayı derinleştiriyor. Ormanların yalnızca ticari değerleri üzerinden ele alınması, ekosistemlerin ve bu alanlarda yaşayan toplulukların karşı karşıya kaldığı riskleri büyütüyor.
Ormansızlaşmayı sona erdirme hedefinin gerisinde kalınması, uluslararası taahhütlerle sahadaki uygulamalar arasındaki açığı ortaya koyuyor. Ormanların korunması için verilen sözlerin somut önlemlere dönüştürülmesi; yıkıcı arazi kullanımının sınırlandırılması, doğal alanların ticari baskılardan korunması ve kaybedilen ekosistemlerin onarılması gerekiyor. Ancak bütün bunlar dünya emperyalizm çağında içinden geçtiğimiz süreçte çokuluslu tekellerin gayri insani ve yaşam düşmanı çıkarlarıyla çatışıyor.
10,7 milyon hektarlık kayıp, ormansızlaşmanın yalnızca geleceğe ilişkin bir risk olmadığını, bugün yaşanan ve geri dönüşü güç sonuçlar yaratan bir ekolojik yıkım olduğunu gösteriyor.

































