12 Şubat 1934 Avusturya İşçi Ayaklanması: Avrupa’da Faşizme Karşı İşçi Sınıfının İlk Kitlesel Silahlı Direnişi

12 Şubat 1934 sabahı, Avusturya’nın sanayi merkezlerinde silah sesleri yükseldi. Linz’de Hotel Schiff’e düzenlenen polis baskınıyla başlayan çatışmalar, hızla Viyana’nın işçi mahallelerine, Steyr’e, Bruck an der Mur’a ve diğer sanayi bölgelerine yayıldı. Dört gün süren bu silahlı mücadele, Avrupa’da faşizme karşı işçi sınıfının ilk kitlesel silahlı direnişi olarak tarihe geçti.

featured
Paylaş
12 Şubat 1934 Avusturya İşçi Ayaklanması: Avrupa’da Faşizme Karşı İşçi Sınıfının İlk Kitlesel Silahlı Direnişi Haberi sesli dinleyebilirsiniz
00:00 --:--
Hız

12 Şubat 1934 sabahı, Avusturya’nın sanayi merkezlerinde silah sesleri yükseldi. Linz’de Hotel Schiff’e düzenlenen polis baskınıyla başlayan çatışmalar, hızla Viyana’nın işçi mahallelerine, Steyr’e, Bruck an der Mur’a ve diğer sanayi bölgelerine yayıldı. Dört gün süren bu silahlı mücadele, Avrupa’da faşizme karşı işçi sınıfının ilk kitlesel silahlı direnişi olarak tarihe geçti. Resmi kayıtlara göre üç yüzden fazla, bağımsız gözlemcilere göre bin beş yüz ile iki bin arasında insanın yaşamını yitirdiği bu kısa ama yoğun iç savaş, Avusturya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (SDAP) ve onun paramiliter örgütü Republikanischer Schutzbund’un (Cumhuriyetçi Koruma Birliği) ezilmesiyle sonuçlandı.

12 Şubat 1934, yalnızca bir “ayaklanma” ya da “iç savaş” değildir. O, kapitalizmin derin krizinde burjuvazinin, küçük burjuva ve kilise güçleriyle ittifak halinde proletaryaya karşı yürüttüğü sınıf savaşının keskinleşmiş bir ifadesidir. Sosyal demokrasinin reformist ve legalist çizgisinin, işçi sınıfını silahsız ve örgütsüz bırakarak faşizme yol açtığı; aynı zamanda proletaryanın devrimci enerjisinin, doğru bir önderlik yokluğunda nasıl boşa harcandığının somut bir kanıtıdır. Bu makale, olayları tarihsel bağlamı içinde ayrıntılı olarak anlatırken, sınıf mücadeleleri, devlet aygıtı, sosyal demokrasinin rolü ve faşizmin doğası üzerinden Marksist bir çözümleme sunacaktır.

Birinci Cumhuriyet, Kızıl Viyana ve Derinleşen Kriz

Birinci Paylaşım Savaşı’nın ardından Habsburg İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla kurulan Avusturya Cumhuriyeti, başından itibaren keskin sınıf çelişkileri üzerine oturdu. 1918-1919 devrimci dalgasında işçiler ve askerler sovyet tarzı konseyler kurmuş, sosyal demokratlar ise bu enerjiyi parlamenter kanallara yönlendirmeyi tercih etmişti. Otto Bauer ve Karl Renner önderliğindeki Austro-Marksizm, “üçüncü yol” iddiasıyla hem Bolşevik modelden hem de saf reformizmden uzak durduğunu savunuyordu. Gerçekte ise bu akım, kapitalist devlet aygıtını “demokratik” yollarla dönüştürme ve sınıf uzlaşması üzerine kurulu bir stratejiydi.

1920’lerden itibaren Viyana, “Kızıl Viyana” olarak anıldı. Sosyal demokrat belediye yönetimi, büyük işçi konutları (Karl-Marx-Hof, Goethehof vb.), halk mutfakları, eğitim ve sağlık reformlarıyla proletaryanın yaşam koşullarını kısmen iyileştirdi. Bu kazanımlar, işçi sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyini yükseltti. Ancak aynı dönemde kırsal bölgelerde ve küçük burjuvazi içinde Hıristiyan Sosyal Parti ve onun paramiliter kolu Heimwehr güçleniyordu. Heimwehr, İtalyan faşizminden etkilenmiş, anti-Marksist, otoriter ve kilise yanlısı bir milis örgütlülüğüydü.

1929 dünya ekonomik krizi Avusturya’yı ağır vurdu. İşsizlik oranları yüzde 25-30’lara ulaştı, bankalar çöktü, yoksulluk derinleşti. Kriz, burjuvazinin klasik liberal yöntemlerle egemenliğini sürdüremeyeceğini gösterdi. Sermaye, işçi sınıfının örgütlü gücünü kırmak için giderek daha açık otoriter çözümlere yöneldi. 1932’de Engelbert Dollfuss başbakan oldu. Dollfuss, Hıristiyan Sosyal Parti’nin lideri olarak Heimwehr ile ittifak kurdu ve Mussolini’nin desteğini aldı. 1933 Mart’ında parlamentoyu teknik bir bahaneyle işlevsiz hale getirdi; savaş dönemi yetki kanunlarını kullanarak otoriter bir yönetim kurdu. Schutzbund yasaklandı, işçi gazeteleri sansürlendi, sendikalar baskı altına alındı. “Ständestaat” (meslekler devleti) adı verilen korporatist, anti-demokratik ve anti-sosyalist rejim adım adım inşa ediliyordu.

Austro-Marksist liderlik bu süreçte pasif kaldı. 1926 Linz Programı’nda “burjuvazi demokratik kurumları yıkmaya kalkarsa proletarya diktatörlüğü kurulur” denmişti. Ne var ki pratikte Otto Bauer ve Julius Deutsch, “Avrupa güç dengesi”ni, “kan dökülmesini önleme”yi ve “anayasal yolları” öne sürerek kitleleri dizginlediler. Almanya’da Hitler’in iktidara gelişi (Ocak 1933) ve sosyal demokrasinin orada hiçbir ciddi direniş göstermemesi, Avusturya’daki reformist önderliği daha da ürkek hale getirdi. İşçi sınıfının büyük çoğunluğu hâlâ SDAP’ye bağlıydı; Komünist Parti (KPÖ) ise Stalinist sekter çizgisi nedeniyle marjinaldi ve “sosyal faşizm” teorisiyle sosyal demokrat kitlelerden kopuktu.

Ayaklanmanın Patlak Vermesi: Linz, 12 Şubat Sabahı

1934 Ocak ve Şubat başında baskılar yoğunlaştı. Silah aramaları rutin hale geldi. Yukarı Avusturya Eyaleti Schutzbund komutanı Richard Bernaschek, parti merkezine yazdığı mektupta, silah araması durumunda direneceklerini açıkça bildirdi. 11 Şubat’ta Heimwehr lideri Emil Fey, “yarın işe koyulacağız ve işimizi tamamlayacağız” diyerek saldırının yakın olduğunu ilan etti.

12 Şubat 1934 sabahı saat altı sularında yaklaşık yirmi polis, Linz’deki sosyal demokrat parti binası Hotel Schiff’e silah aramak için baskın düzenledi. Bernaschek ve yanındaki Schutzbund üyeleri ateşle karşılık verdi. Çatışma kısa sürede yayıldı. Ordu birlikleri ve Heimwehr destek için geldi. Hotel Schiff topçu ateşiyle dövüldü; kat kat, oda oda ele geçirildi. Linz’de yaklaşık iki bin Schutzbund üyesi silaha sarılmıştı, ancak silahları yetersizdi: birkaç makinalı tüfek, eski tüfekler ve tabancalar. Aynı gün Steyr, Hausruck bölgesi ve diğer sanayi noktalarında da çatışmalar başladı.

Linz’deki direniş, Viyana’ya ulaştığında sosyal demokrat liderlik şaşkınlık içindeydi. Zaten yasaklanmış olan Schutzbund’un merkezi komuta yapısı dağılmış, birçok komutan tutuklanmıştı. Öğleye doğru Viyana’da elektrik işçileri akımı kesti; tramvaylar 11.46’da durdu. Bu, genel grev ve ayaklanma sinyali olarak kararlaştırılmıştı. Ne var ki genel grev kısmi kaldı. Yıllardır süren işsizlik, yoksulluk ve örgütsüzlük nedeniyle geniş işçi kitleleri harekete geçmedi. Sadece belediye işletmeleri ve bazı sanayi tesisleri kısmen greve katıldı.

Viyana ve Diğer Cepheler: Barikatlar, Topçu Ateşi ve Kahramanlık

Viyana’da mücadele, işçi mahallelerindeki büyük konut bloklarında yoğunlaştı. Karl-Marx-Hof, Goethehof, Schlingerhof, Sandleitenhof, Reumannhof, Haydnhof, Indianerhof gibi “Kızıl Viyana”nın simgesi olan binalar, Schutzbund’un direniş merkezleri haline geldi. İşçiler barikatlar kurdu, makinalı tüfek yuvaları oluşturdu, polis karakollarına saldırdı, demiryolu hatlarını sabote etti. Floridsdorf, Meidling, Simmering ve Ottakring en şiddetli çatışmaların yaşandığı semtlerdi. Goethehof’a ordunun uçakla saldırısı, modern savaşın işçi mahallelerine taşındığının sembolü oldu.

Hükümet güçleri (polis, jandarma, federal ordu ve Heimwehr) sayı ve silah üstünlüğüne sahipti. Toplar ve havanlar doğrudan konut bloklarına ateş açtı. Kadınlar ve çocuklar da sivil kayıplar arasında yer aldı. Üç gün süren çatışmalarda Schutzbund üyeleri büyük cesaret gösterdi; ancak merkezi bir strateji, yedek kuvvetler ve saldırı inisiyatifi yoktu. Liderlik “sadece savunma” talimatı vermişti: saldırıya uğranırsa karşılık verilecekti, ama ofansif eylem yasaktı. Bu, her ayaklanmanın ölüm fermanıdır.

Steyr’de Ennsleite işçi yerleşimi, Bruck an der Mur’da Koloman Wallisch’in önderliğindeki direniş ve diğer sanayi merkezlerindeki mücadeleler de benzer şekilde bastırıldı. 15 Şubat’a gelindiğinde hükümet güçleri kontrolü büyük ölçüde ele geçirmişti. Otto Bauer ve Julius Deutsch 13 Şubat’ta Çekoslovakya’ya kaçtı. Standrecht (sıkıyönetim mahkemeleri) kuruldu; dokuz Schutzbund üyesi (aralarında Georg Weissel, Karl Münichreiter, Koloman Wallisch) idam edildi. Binlerce kişi tutuklandı, Wöllersdorf ve benzeri kamplara gönderildi.

Kayıp rakamları tartışmalıdır. Hükümet 118 asker-polis ve 196 Schutzbund üyesinin öldüğünü açıkladı. İngiliz gazeteci G.E.R. Gedye yerinde gözlemlerine dayanarak 1500-2000 ölü ve 5000 yaralı tahmininde bulundu. Daha yakın tarihli araştırmalar toplam 350-400 civarında ölüm (yaklaşık üçte biri sivil) üzerinde yoğunlaşmaktadır. Rakamlar ne olursa olsun, proletaryanın kanı dökülmüş, örgütleri yok edilmişti.

Yenilginin Nedenleri

12 Şubat’ın yenilgisi “tesadüf” ya da “sayısal üstünlük”le açıklanamaz. Marksist yöntem, olayı sınıf güçleri dengesinin, önderliğin karakterinin ve kapitalizmin genel krizinin ürünü olarak görür.

Birincisi, sosyal demokrasinin tarihsel rolü. Austro-Marksizm, işçi sınıfını parlamenter yanılsamalarla ve “anayasal savunma” retoriğiyle bağladı. 1918’den beri devrimci inisiyatifi bastırdı; 1933’te parlamentonun kapatılmasına karşı genel grev ve silahlı direniş çağrısı yapmadı. Silah depoları yetersiz, eğitim eksik, komuta kadrosu dağıtılmıştı. Liderlik, kitlelerin baskısıyla ancak olaylar başladıktan sonra “genel grev” ilan etti; o da savruk kaldı. Bauer’in sonradan verdiği demeçlerde “anlaşma aradığımız”, “kan dökülmesinden kaçındığımız” itirafları, reformizmin özünü ortaya koyar: burjuva devletini yıkmak değil, onun içinde yer kapmak.

İkincisi, faşizmin sınıfsal karakterinin kavrayışındaki yetersizlik. Dollfuss rejimi klasik faşizmden (İtalya, Almanya) farklı özellikler taşısa da (kilise etkisi, “meslekler devleti” ideolojisi, Nazi Almanyası’na karşı bağımsızlık iddiası), özünde aynıdır: tekelci sermayenin, büyük toprak sahiplerinin ve küçük burjuva gericiliğin proletaryaya karşı diktatörlüğüdür. Heimwehr ve ordu, sınıf düşmanını ezmek için kullanıldı. Mussolini’nin baskısı ve Hitler’in tehdidi, Avusturya burjuvazisini hızla otoriterleşmeye itti. Faşizm, “ulus” ya da “Hıristiyanlık” maskesi altında sınıf egemenliğini çıplak şiddetle yeniden kurar. Olan tam olarakta buydu.

Üçüncüsü, devrimci önderlik yokluğu. KPÖ’nün zayıflığı ve Stalinist “sosyal faşizm” çizgisi, birleşik cepheyi engelledi. İşçi sınıfı bölünmüş, demoralize ve silahsız bırakılmıştı. Ayaklanma savunmacı, dağınık ve yerel kaldı. Marx ve Engels’in Paris Komünü’nden, Lenin’in 1917’den çıkardığı dersler – proletarya diktatörlüğü, silahlı ayaklanmanın ofansif karakteri, devrimci partinin merkezi rolü – uygulanmadı.

Dördüncüsü, uluslararası bağlam. Avrupa’da sosyal demokrasi ve Stalinizm, faşizmin yükselişini engelleyemedi. Avusturya proletaryası yalnız bırakıldı. Mussolini’nin Brenner’deki topları, Hitler’in kuzeydeki baskısı, “uluslararası güç dengesi”ni burjuvazi lehine çevirdi.

Kanla Yazılan Devrimci Dersler

Ayaklanmanın bastırılmasıyla SDAP ve tüm işçi örgütleri yasaklandı. 1 Mayıs 1934’te “Hıristiyan ve meslekler esasına dayalı” yeni anayasa ilan edildi. Ständestaat, kısa ömürlü oldu; 1938’de Nazi Almanyası Avusturya’yı ilhak etti. Dollfuss, Temmuz 1934’te Nazi darbeciler tarafından öldürüldü. Sosyal demokratların bir kısmı yasadışı “Devrimci Sosyalistler” örgütünde direnişi sürdürdü; bir kısmı sürgüne gitti. Birçok işçi komünist saflara geçti.

12 Şubat’ın temel dersi kanımızca şudur: Reformizm, faşizm karşısında proletaryayı savunamaz. Kapitalizmin kriz dönemlerinde burjuvazi, demokratik biçimleri bir kenara bırakıp açık diktatörlüğe başvurur. İşçi sınıfı ancak kendi bağımsız devrimci partisiyle, sınıf uzlaşmacılığını reddederek, silahlı ayaklanmayı siyasi iktidar perspektifli bir stratejiyle örgütleyerek zafer kazanabilir. “Demokrasiyi savunma” sloganı, eğer proletarya diktatörlüğüne götürmüyorsa, sonunda burjuva gericiliğinin zaferine hizmet eder.

Bugün 12 Şubat, yalnızca bir anma günü değildir. Avrupa’da ve dünyada sağ popülizm, otoriterleşme ve sınıfsal polarizasyon yeniden yükselirken, Avusturya işçilerinin 1934’teki silahlı direnişi, sınıf mücadelesinin keskinleştiği anlarda pasifizmin ve reformizmin ölümcül sonuçlarını hatırlatır. Proletaryanın tarihi, yenilgilerle değil, bu yenilgilerden çıkarılan devrimci derslerle ilerler. 12 Şubat 1934, o derslerin kanla yazılmış bir sayfasıdır.

Düşün Atolyesi Kollektifi

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

KAI ile Sohbet Et

DEV-KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir