Merkez bankalarının bu tür tatbikatları, kapitalist ekonominin döngüsel krizlerini önleme veya yönetme adına gerçekleştiriliyor. Ancak bu süreçler, gerçekte halkların kaynaklarını ve emeklerini sömüren finansal elitlerin, sistemin çöküşünü kendi lehlerine çevirecek mekanizmaları güçlendirme çabası olarak işliyor. Büyük bankaların “too big to fail” mantığıyla korunması, emperyalist ülkelerin egemenliğini pekiştirirken, periferi ülkelerdeki emekçi halklar bu krizlerin bedelini ağır biçimde ödüyor.
Koordinasyonun Gerçek Yüzü: Küresel Eşitsizliği Derinleştiren Yapı
Tatbikatın odaklandığı “küresel kriz anında koordinasyon” vurgusu, aslında Batı merkezli finans kurumlarının birbirleriyle uyumlu hareket ederek hegemonyalarını sürdürme arayışını yansıtıyor. Tarihsel olarak benzer tatbikatlar ve müdahaleler, 2008 finansal krizi gibi dönemlerde de görüldüğü üzere, bankaları kurtarma paketleriyle sonuçlanırken, işsizlik, yoksulluk ve borç yükü periferi ve emekçi sınıflar üzerine yıkıldı. Bu tür hazırlıklar, anti-emperyalist bir perspektiften bakıldığında, uluslararası finans kapitalin kendi varlığını koruma refleksinden başka bir şey değildir.
Büyük bir banka çöküşü senaryosunun test edilmesi, mevcut finansal mimarinin kırılganlığını itiraf eder nitelikte. Faiz politikaları, parasal genişleme ve deregülasyonlarla beslenen bu sistem, periyodik çöküşlere yol açarken, koordinasyon tatbikatları sorunun köklerine değil, semptomlarına odaklanıyor. Bu kurumların faaliyetleri, ulusların egemenliğine ve halkların refahına karşı kurumsallaşmış bir tehdidi temsil ediyor.





































