1 Mayıs’ın Tarihçesi, Önemi ve Taksim Meydanı

Abone Ol
Daha Fazla

Modern sınıflar olarak işçi sınıfı ve sermaye sınıfının tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte, ezenler ile ezilen arasındaki mücadelede yeni bir çağ açılmış oldu. Marksizm ortaya koyduğu kapitalizm tahlili ve komünizm ufkuyla, bu yeni çağda insanlığın bilimsel kurtuluş  yolunu da açtı.

Kapitalist toplum öncesi toplumlarda ezilen sınıfların tüm insanlığın kurtuluşunu sağlamak üzere mücadelesini bilimsel temellere oturtan bir teori ve bu teoriye yaslanan pratik bir eylem planı yoktu. Marksizm, işçi sınıfına ve ezilen tüm kesimlere sermaye sınıfının ve düzenlerinin bilimsel tahlilini, hayatı, toplumu, tarihi ve dünyayı anlama-yorumlama yöntemini, sermaye sınıfına karşı mücadelenin nihai olarak tüm insanlığın kurtuluş mücadelesine vardırılacağı teoriyi kazandırdı.

Böylece kapitalizm öncesi süreçlerde ve toplumlarda ezenler ile ezilenler arasındaki mücadelelerde olmayan yeni bir ufuk ile tarihi ileri taşıma görevinin işçi sınıfının omuzlarında olduğu gerçeği de açığa çıktı. Bu andan itibaren işçi sınıfının elinde kapitalist zorbalara karşı bilimsel bir mücadele rehberi oldu marksizm.

Bolşeviklerin marksizm rehberliğinde kazandığı zafer, tüm dünya işçileri ve ezilenleri için başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair Paris Komünü’nde çakan kıvılcımı büyük bir yangına dönüştürdü. Kapitalizmin bölen ve parçalayan gerçeğine karşı, 15 ülkeyi gönüllü bir birliktelikle birleştirmeyi başaran Sovyetlerin ardından dünyanın diğer kıtalarında patlayan devrimlerle emperyalist dünya sarsılmıştır. İşçi sınıfı, Sovyetler Birliği, Çin, Küba, Arnavutluk, Polonya, Yunanistan, İspanya, Fransa, Almanya gibi devrimini gerçekleştirdiği ve gerçekleştiremediği halde verdiği mücadele dersleriyle dolu bir tarih yaratmıştır.

Aynı zamanda sınıf tarihimiz, devrimlerden geriye dönüşlerle proleteryanın iktidarı ve sosyalizmin inşaası, proleter iktidarın sürdürülmesi, siyasi iktidarın yeniden örgütlenmesi ve erkin kitlelere yayılması-bölüştürülmesi gibi can alıcı konular başta olmak üzere birçok konuda dersler çıkarılması için dünya işçi sınıfının ve Komünistlerinin önüne görevler de koymuştur.

Eğrisiyle doğrusuyla bu tarih bizimdir! Biz işçilerin, emekçilerin ve Komünistlerin görevi tarihimizden öğrenmek, hiçbir kutsallık tanımaksızın bir kez daha ileri atılmak için marksizm ve leninizmin bilimsel köklerine tutunarak emperyalist dünyayı bir kez daha sarsmaktır.

1 MAYIS’IN TARİHÇESİ

Sınıfsal birliğimizin ve mücadelemizin en görkemli somut göstergelerinden birisi 1 Mayıs’tır.

ABD’nin Chicago kentinde 40 bin tekstil işçisinin gerçekleştirdiği eylem devlet tarafından kanla bastırıldı. Aynı kentte, bir fabrikada 8 saatlik işgünü için greve çıkan 1400 işçi işten atıldı. Aynı tarihlerde greve çıkanlara ateş açıldı ve 4 işçi yaşamını yitirdi.

Saldırılar, mücadele ateşini söndürmedi, aksine körükledi. ABD ve Kanada’da sendikalar ve diğer örgütlerin yükselttiği mücadele sonucu 1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçi greve çıktı. Tarih işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oluyordu. Tüm ülkede yaşam durdu. İşçiler üretimden gelen güçlerini kullanıyordu.

İşçilerin bu topyekün isyanı, sermaye sınıfının tepkisini çekti. Chicago’da greve çıkan 40 bin işçinin eylemini bastırmak için, saldırılar düzenlendi. Patronlar grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyordu. Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında, polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi.

Hükümet ve patronlar, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açıldı. İşçiler idam cezasına çarptırıldı.

Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edildi.

Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetinin karşısında tarihe geçecek sözlerini söyledi: ‚Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.‘

İşçi önderlerinin cenaze törenine yüz binlerce insan katıldı. ABD’de yaşanan bu olaylar uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi. II. Komünist Enternasyonal, Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenledi. II. Komünist Enternasyonal, 1889’da Paris’te düzenlediği kongrede 1890’dan başlamak üzere 1 Mayıs’ı, ‚Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü‘ olarak kabul etti. O tarihten bugüne kadar 1 Mayıs, tüm dünyada işçilerin alanlarda olduğu ve sınıfsal birliğini, mücadelesini ve dayanışmasını, yeni bir dünya arzusunu haykırdığı gün olarak yaşatılmaktadır.

TÜRKİYE’DE 1 MAYIS

Coğrafyamızda 1 Mayıs, Osmanlı döneminde 1905 yılında İzmir’de kutlandı. Bunu 1909 Üsküp kutlaması izledi. İstanbul’da ise ilk 1 Mayıs kutlaması 1910 yılında yapıldı. TC’nin kurulması ve burjuva devlet inşaası sürecinde devlet eliyle sermaye sınıfı yaratılması, ülkede kapitalizmin gelişmesi zaman aldı. Şöyle ki:

Türkiye Cumhuriyeti adıyla kurulduğu gün kapitalist bir sermaye sınıfından söz etmek mümkün değildi. Egemen sınıflar: ticari sermaye çevreleri ve büyük toprak ağaları idi. Kapitalist üretim araçları henüz üretim alanında üretim ilişkilerine egemen olacak biçimde olmadığı için toprak üretim aracı olarak ciddi bir değerdi. Bundan dolayı ekonomik bir güce devlete ortak olacak derece sahip olan bir sınıf olarak toprak ağaları sınıfı, hakim bir sınıf olarak varlığını koruyordu.

1900’lü yıllarda hızla gelişen sanayi ve bunununla doğrudan ilişkili olarak -ağırlıklı olarak Avrupa’da- hızla yayılan kapitalist üretim araçları, bu araçların yarattığı yeni üretim ilişkisi(kapitalist üretim ilişkisi) bir yandan sermaye çevrelerini büyütürken diğer yandan tekelleşmeye ve tekellerin merkezileşmesine neden oluyordu. Öte yandan hızla büyüyen bir işçi sınıfını, çalışan yığınları  ve kızgınlaşan sınıf çelişkilerini de tetikliyordu.

O yıllarda ekonomisine yarı-feodal üretim ilişkilerinin hakim olduğu TC, emperyalizmden bağımsız olmadığı için ticari sermaye çevrelerinde ve büyük toprak ağalarında biriken sermayeyi kapitalist kalkınma için kullanamıyordu. ABD Emperyalizmi ile ‚Kurtuluş Savaşı‘ öncesi kurulan bağımlılık ilişkileri devlet kurulduktan sonra pekiştirilerek sürdürülmüştü ve emperyalizm, yarı-feodal üretim ilişkilerinin aşılması ve kapitalist bir kalkınmaya geçilmesinin önünde engeldi. Engeldi, çünkü bunun için yani hakim olan üretim araçlarının ve üretim ilişkilerinin değişimi için kapitalist sermaye sınıfı gerekliydi.

Sermaye sınıfı siyasal rejime müdehale ederek burjuva demokratik devrim yoluyla kapitalizme geçişi sağlayabilirdi. Veyahut, sürece yayılan, çarpık gelişen, ekonomik ve siyasi çalkantalarla uzun ve sancılı bir şekilde iç sermaye dinamiklerinin(ulusal sermayenin) emperyalizmin icazeti ve -bağımlılık temelindeki- teşvikiyle içbaşkalaşım yoluyla.

Bunlardan birincisi yani demokratik devrim nerden baksanız bir bağımsızlık düşüncesini barındırdığı için emperyalistlerce hep engellenir. Burjuva demokratik devrim, bağımsızlıkçıdır sınıfsal olarak bu bağımsızlıkçı yan esasta ulusal sermayenin kendi pazarına hakim olma arzusundan kaynaklanır. Ancak sınıfsal sömürü histerisiyle de olsa bağımsızlıkçılık savunusu, her dönem ve dünyanın her yerinde ardına milyonlarca emekçiyi, yoksulu ve köylüyü de alabilen bir olgudur. Bu nedenle burjuva demokratik devrimlere önderlik eden egemen sınıflar, her yerde hep ‚bağımsızlık‘ talebini ortaya atmıştır. Egemenlerin ‚bağımsızlık‘ derken kasdettiği ‚vatan‘ olarak adlandırılan sınırlar içinde kalan ‚pazarın‘ kendine ait olması arzusudur, yani tamamen bir sınıfsal çıkarın açıkça savunusudur. Ve bu ‚bağımsızlık‘ talebi işgal ve ilhak altındaki tüm coğrafyalarda boyunduruk altında tutulan ulusların öncelikli gündemi, aciliyetli talebi olmuştur. Ancak yarı-sömürgelerde, yeni-sömürgelerde ve bağımlı kapitalist ülkelerde durum tam olarak aynı sayılmaz. Böylesi ülkelerde emperyalizme bağımlılık ilişkileri işgal ve ilhak koşullarındaki coğrafyalarda olduğu gibi doğrudan ulusal kimliği ve ulusal değerleri hedef almaz, fakat ekonomik olarak tam bağımlılık şeklini alır.

***

Açıklamadan anlaşılacağı üzere kapitalizmin çarpık ve bağımlı temelde de olsa gelişimi işçi sınıfının gelişimini koşulladı. 1950’ler sonrası işçi sınıfı içinde yer edinmeye başlayan sosyalist görüşler tüm dünyada ve ülkede gelişen 68 hareketi ile birlikte devrimci bir karektere bürünme olasılığını gündeme getirdi. Bu durum devlet cephesinde öfke ve korku yarattı. 1967’de DİSK’in kuruluşu ve birbiri ardına 68 Hareketi ürünü devrimci örgütlerin çıkışı, siyasi iktidarın içinde bulunduğu açmazlarla birleşince işçi önderlerine, sendikacılara ve devrimcilere yönelik kanlı tertiplerde hız kazandı.

Herşeye rağmen yükselişi engellenemeyen sol dalga, 1977 1 Mayıs‘ında Taksim Meydanı’na yarım milyon emekçiyi getirmeyi başardı. 0 yıllarda ülke nüfusunun 40 milyon civarında olduğu, İstanbul nüfusunun ise iki buçuk milyon civarında olduğu hatırlanırsa yarım milyon emekçinin katıldığı 1 Mayıs’ın siyasi iktidar cephesinde yarattığı korku daha iyi anlaşılır.

Devlet, geniş kitleleri saran sınıfsal uyanış emarelerine karşı örgütsel yapısı, sınıfsal çıkarları ve iktidarının devamlılığı nedeniyle tahammülsüzdür. Bu tahammülsüzlüğünü 77 1 Mayıs’ını katlettiği 41 sınıf kardeşimizin kanına bulayarak göstermiştir. Taksim Meydanı o andan itibaren artık herhangi bir gösteri alanı olmaktan çıkmış, hem uluslararası arenada hem de coğrafya özelinde sınıfsal tarihsel köklerimize sarıldığımız, birliğimizi, mücadelemizi, enternasyonal  dayanışmamızı büyüttüğümüz ve sermaye devletine karşı tarihimize ve katledilen sınıf kardeşlerimize sahip çıktığımızı gösterme aracına dönüşmüştür. Bunun farkında olan sermaye devleti, 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamamızı engellemek için türlü yasaklar getirip durdu. Taktiksel siyasal hesapları-çıkarları doğrultusunda 2010’da yılında 1 Mayıs’ın Taksim’de gerçekleştirilmesine izin veren devlet, izleyen yılarda yasakçı ve kinci tutumunu devam ettirmiştir.

Gelinen aşamada, salgın sürecinde covid-19 kaynaklı en çok ölüm işçilerde yaşanırken, ‚kısmi kapanma’dan muaf tutularak fabrika, atölye, depo vb kapalı alanlarda çalıştırılan işçilerin açık alanlarda 1 Mayıs gerçekleştirmesi yasaklanıyor. Her yıl en az iki bin işçinin iş cinayetlerinde katledildiği, 301 maden işçisinin ölümüne neden olanların salıverildiği, çalışanların açlık sınırında asgari ücretle yaşamaya mahkum edildiği, Dardanel gibi tekellerin işletmelerinde ‚kapalı devre‘ adı altında toplama kampı usuluyle çalıştırıldığı, milyonlarca işçinin salgına rağmen hiçbir önlem alınmadan çalıştırıldığı ülkeyi yönetenlerin işçilerin sağlığı için 1 Mayıs’ı yasakladığına kargalar bile güler. Onların yasakla engellemek istediği şey tarihsel köklerimize tutunmamız, sınıf kardeşliğimizi ve sınıfsal birliğimizi geliştirmemiz, mücadele ve dayanışmamızı büyütmemiz. Ve onların buna gücü asla yetmez, yetmeyecek! 1 Mayıs alanımız Taksim’dir! Biz milyonlarca işçiyiz, emekçiyiz, halkız! Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!