‘Reform söylemleri’nin gündemde getirildiği bir dönemde organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’ya “dava arkadaşım” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’nin üçüncü büyük partisi olan HDP’yi hedef aldı.

“HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır” diyen Bahçeli, Selahattin Demirtaş’a ‘terörist’, Osman Kavala’ya ise ‘Sorosçu’ ithamında bulundu.

Bahçeli’nin bu söylemleri AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Selahattin Demirtaş’ı “terörist” olarak nitelediği son konuşmasının hemen ardından geldi.

Bahçeli’den sonra HDP’yi hedef alan bir diğer isim ise MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın oldu.

Yalçın, “Terör örgütü HDP/PKK kamilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür. Ağızları kapatılması gereken kravatlı mazbatalı güruhtur” şeklinde bir paylaşımla Twitter üzerinden HDP’yi hedef gösterdi.

Bunun üzerine Meclis’te bir grup gazeteciyle bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, bu tehdit ve hedef göstermelere nasıl yaklaştıklarını ve ne yapacaklarını anlattı.

“Aslında AKP reform istiyor da, MHP bunu bozmaya çalışıyor” şeklindeki bir algının doğru olmayacağını söyleyen Sancar, şöyle dedi:

Bir yandan Bahçeli’nin dünkü açıklamaları var, bize yönelik ama aynı zamanda muhalefetin diğer partilerine, özellikle CHP’ye, bir yandan da kendi ortağına yönelik mesajları var. Fakat bir gün önce Cumhurbaşkanı’nın da CHP’ye çok ağır sözleri var. Dolayısıyla bu ikisinin birbirinden geri kalır pek bir yanı yok. O nedenle AKP iyi, MHP kötü gibi bir değerlendirmeyi esas almak dinamikleri biraz dar değerlendirmek gibi bir yanlışa götürebilir.

“Mesele iktidarın bir bütün olarak büyük bir sıkıntı, sorun yaşıyor olmasıdır” diyerek sözlerini sürdüren HDP Eşbaşkanı Sancar, “Bu sorunların temelinde iktidar blokunu oluşturan her iki partinin de düzenli oy kaybettiği gerçeği geliyor. Toplumsal rıza ve onay kaybının giderek hızlanması yer alıyor” diye belirtti.

Sancar, “İktidar ortaklarında aşırı hırçın bir ruh hali var” dedikten sonra ise sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu hırçınlıkla siyaseti de bütünüyle kendi istedikleri çerçeveye çekmek ve oraya mahkûm etmek istiyorlar. Muhalefet partileri ve bizi hırçınlığın, gerilimin, tehdidin, şantajın, kavganın çatışmanın olduğu bir alanda tutmak istiyorlar. Biz bu tuzağın farkındayız. Elbette bütün suçlamalara cevabımızı vereceğiz. Elbette bütün suçlara karşı sözümüzü söyleyeceğiz ama siyaseti onların istediği alana hapsetmelerine de izin vermeyeceğiz. Burada mesele sadece HDP’nin meselesi olarak görülmemeli, bir bütün olarak demokrasinin, demokrasi güçlerinin ve her türlü muhalefetin meselesi olarak görülmeli.

Ruanda Soykırımı hatırlatması

Ardından da MHP kurmaylarından Semih Yalçın’ın paylaşımlarına sözü getiren Mithat Sancar’a göre “Uzun süredir Türkiye siyasetini mafyavari operasyonlara açık hale getirme çabası var.”

İlgili Haber:  'Döviz İner Çıkar, Enflasyon Düşer Kalkar..Virüsü Ezer Geçeriz'

“Biz mafyavari kan siyasetinin bütün yöntemlerinin ancak demokrasi güçlerinin ortak mücadelesiyle son bulacağının çok iyi farkındayız” diye Sancar, sözlerini “Bunu yapmak için de her türlü çabamızı göstereceğiz ama bütün yasal kurum ve kuruluşlardan, ulusal ve uluslararası düzeyde bu mafyavari kan siyaseti yönetmelerine karşı ciddi tedbir ve tavır almalarını da bekliyoruz” şeklinde bir çağrıyla sürdürdü.

Sancar, MHP’li Yalçın’ın HDP için kullandığı “itlaf edilecek haşere sürüsü” ifadesinin ‘uluslararası hukukta insanlığa karşı suç tipi dahilinde değerlendirilen bir tanımlama’ olduğunu vurguladı ve Ruanda Soykırımı’na giden süreci hatırlattı:

Yakın tarihte en ağır, en vahşi soykırım Ruanda’da yaşandı. Bu soykırım, Nisan 1994’te başladı, tam 100 gün sürdü. 100 günde 800 bin insan katledildi. Bu soykırıma giden yolun taşları nasıl döşendi, biliyor musunuz? Hutu milislerinin başlattığı katliamların propagandasını yapmak üzere RTLM (The Radio Télévision des Mille Collines) adında bir radyo kurulmuştu. Ruanda’nın ilk özel radyosu budur. Soykırım boyunca Tutsilere, ılımlı Hutulara ve muhaliflere karşı nefret söyleminde bulunarak saldırı zemini hazırlıyorlar ve tam anlamıyla bir soykırım propagandası yapıyorlar. Radyo yayını sırasında Tutsileri “hamam böcekleri” (cockroaches) olarak nitelendirerek, ezilmeleri, öldürülmeleri, yok edilmeleri çağrısında bulunuyorlar. Benzer bir yöntemi iktidarın kontrolündeki Kangura Gazetesi de izliyor.

Soykırımdan sonra BM Güvenlik Konseyi Kararı’yla “Ruanda için Uluslararası Ceza Mahkemesi” kuruluyor. Bu uluslararası mahkemenin en önemli davalarından biri, “Medya Davası”dır. Bu davada RTLM’nin iki yöneticisi ile Kangura Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni soykırım, soykırıma teşvik, yardım ve yataklık gibi suçlardan yargılanıyor ve her biri asgari 30 yıl olmak üzere en ağır cezalara çarptırılıyorlar. Soykırımın taşlarını döşeyen nefret söylemlerinin en önemlilerinden biri de Tutsilerin “hamam böcekleri” olarak nitelendirilerek öldürülmeleri çağrılarının yapılmasıdır.

O yıllarda, soykırımla ilgili çalışmalar daha da yoğunlaştı. 1996’da Soykırım Gözlem Örgütü “Soykırımın Sekiz Aşaması” isimli bir rapor yayımladı. Burada soykırımların öngörülebilen fakat engellenemez olmayan sekiz aşamada gerçekleştiği belirtiliyor. Birincisi sınıflandırma; insanlar önce “bizler – onlar” diye bölünür. İkincisi damgalama; nefretle birleştiği zaman simgeler dışlanan grubun gönülsüz üyelerine dayatılabilir. Üçüncüsü dehümanizasyon – insandışılaştırma; Gözlem Örgütü bunu şöyle açıklıyor: “Bir grubun üyeleri diğer grubun insanlarını inkâr ederler. Grubun üyeleri hayvanlar, böcekler, parazitler ya da hastalıklarla özdeşleştirilirler.” Bu soykırıma giden aşamaların en önemlilerinden biridir.

‘MHP soykırımı tahrik ve teşvik suçu işliyor’

“Şu anda Semih Yalçın’ın yaptığı uluslararası ceza hukukunun soykırımı tahrik ve teşvik olarak nitelendirdiği suçlardır. Bu sarf edilen sözler, uluslararası ceza hukukuna göre insanlığa karşı suçtur” diye vurgulayan Sancar, buna ilişkin suç duyurularında bulunacaklarını da açıkladı:

İlgili Haber:  HDP'ye Faşist Saldırı: İlçe Binasını Taktılar

Biz suç duyurularını hem içeride hem dışarıda yapacağız. BM, Avrupa Konseyi ve uluslararası ceza yargısı kurumlarına, uluslararası sivil insan hakları örgütlerine ve soykırım karşıtı kuruluşlara da bu başvuruları ileteceğiz. Türkiye’de savcılıkların derhal dava açması gerekir. Bizim suç duyurusunda bulunmamıza bile gerek yok. Bizim ceza kanunumuzun 76 -77. maddeleri soykırım ve insanlığa karşı suçları düzenliyor.

HDP kapatılır mı?

Diğer yandan HDP’nin kapatılıp kapatılmayacağına dönük tartışmaların çok da üzerinde durmak istemediklerini belirten Sancar, “Yargı iktidarın kontrolünde. Kapatma meselesi bizim dışımızda bir mesele. İstedikleri davayı, istedikleri an açıyorlar. Her türlü hukuksal tasfiye operasyonuna dair tecrübemiz büyük. Aldırmayacağız, yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Sancar, tüm siyasi ve toplumsal muhalefetin AKP ve MHP’nin ‘mafyavari tavrı’na karşı birleşmesini de isterken, “Biz halkımıza güveniyoruz, mücadele azmimize, kararlılığımıza, haklılığımıza güveniyoruz. Bu ülkede zemini en sağlam parti HDP’dir” dedi.

HDP’nin bölüneceğini düşünenlerin de düş gördüğünü savunan Sancar, “Anketlerde en düşük oy oranımız yüzde 11,5’tur. Dahasını halkımız biliyor zaten” dedi.