İSTANBUL – Nisan ayında en fazla ölüm 48 vakayla inşaat/yol sektöründe gerçekleşti. Tarım/orman işkolunda 41, taşımacılıkta 16 işçi hayatını kaybetti. Sektörel açıdan bakıldığında sanayide 59, inşaatta 51, tarımda 41 ve hizmet sektöründe 38 can kaybı kaydedildi. Bu dağılım, özellikle güvencesiz istihdamın yoğun olduğu alanlarda emek sömürüsünün derinleştiğini göstermektedir.

Öne Çıkan Örüntüler ve Nedenler
- Trafik ve Servis Kazaları: En sık rastlanan ölüm nedeni olarak öne çıktı; çoğunlukla taşımacılık ve tarım işçilerini etkiledi.
- Ezilme ve Göçükler: Maden, inşaat, metal ve tarım gibi sektörlerde 37 vaka yaşandı.
- Kalp Krizi ve Beyin Kanamaları: Yoğun çalışma temposu ve yoksulluk koşullarının bir sonucu olarak 32 ölümle üçüncü sırada yer aldı.
- Yüksekten Düşmeler: Özellikle inşaatlarda yoğunlaşan 29 ölüm kaydedildi.
Kocaeli Dilovası’ndaki Çolakoğlu Metalurji fabrikasında yaşanan platform çökmesi gibi olaylar, uzun yıllardır aynı işletmelerde tekrar eden ihmallerin yapısal niteliğini gözler önüne seriyor. Tarım sektöründe traktör devrilmeleri ve servis kazaları (örneğin Burdur’da 7 tarım işçisinin ölümü), güvencesiz istihdam ve bakım eksikliğinin doğrudan sonuçlarıdır.
Kadın, Çocuk ve Göçmen İşçiler
Nisan ayında 14 kadın işçi hayatını kaybetti; bunların sekizi tarım sektöründendi. En az 5 çocuk (0-17 yaş) ve 3 göçmen işçi (Suriyeli ve Afganistanlı) de ölümler arasında yer aldı. Bu gruplara yönelik özel koruma mekanizmalarının yetersizliği, mevcut sistemin dezavantajlı emekçi kesimleri daha fazla riske attığını belirtmektedir.
Sendikal Durum ve Coğrafi Dağılım
Ölen işçilerin yüzde 93’ü sendikasızdı. İstanbul başta olmak üzere Bursa, Ankara, Antalya, Kocaeli gibi sanayi ve tarım merkezlerinde yoğunlaşan cinayetler, 59 ilde ve bazı yurtdışı vakalarında görüldü. Mühendislerin de dahil olduğu ölümler (5 vaka), emeğin her düzeyde metalaştırıldığını göstermektedir.
Bu veriler, iş cinayetlerinin rastgele olaylar olmadığını, aksine üretim sürecindeki önceliklerin (kâr odaklı yaklaşım, denetimsizlik ve güvencesizlik) sistematik bir sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Emekçilerin yaşam hakkını koruma mücadelesi, bu yapısal sorunlara karşı ortak bir duruşu gerektirmektedir.

























