23 Öğrenci Boğaziçi Protestolarından Yargılanıyor: Asıl Suçlular, Öğrencileri Tutuklayanlar ve On Yıllarca Hapisle Tehdit Edenlerdir

Ex9Sv5dXEAAlvXF
Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İSTANBUL – Boğaziçi Üniversitesi’ne AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kayyum rektör olarak atanan Melih Bulu’ya karşı Kadıköy’de yapılan eylemde öğrencilere destek verdikleri için tutuklanan Şilan Delipalta ve Anıl Akyüz’ün de aralarında olduğu 23 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul Anadolu 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Basının ve izleyicilerin alınmadığı duruşmaya, tutuklu öğrenciler Şilan Delipalta ve Anıl Akyüz getirildi. TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Genel Başkan Yardımcısı Barış Atay, CHP Milletvekilleri Sera Kadıgil, Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, HDP Milletvekili Hüda Kaya’nın duruşma salonuna alınmak istenmemesi üzerine arbede yaşandı fakat milletvekilleri güvenlikleri geçerek duruşma salonuna girdiler.

İDDİANAMEDE NE VAR?

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Şilan Delipalta ve Anıl Akyüz’ün de aralarında olduğu 23 kişinin 2911 sayılı yasaya ve polise mukavemet ettikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemiyle iddianame hazırladı.

Şilan Delipalta, Ezgi Ertürk ve Mehmet Şimşek’in 3,5 yıldan 10 yıla kadar, diğer 20 kişinin ise 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

ÖĞRENCİ EZGİ ERTÜRK’ÜN SAVUNMASI

Hakkında tutuklama talep edilen ancak hakim tarafından serbest bırakılan Ezgi Ertürk şu savunmayı yaptı:

“Ben üniversite öğrencisiyim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyorum. En baştan söyleyeyim, bugün burada olmamıza konu eyleme ve boğaziçi üniversitesi rektörlüğüne kayyum atanması ile başlayan katılabildiğim bütün eylemlere katıldım.

Üzerimize atılı suçlamalara geçmeden önceden biz bu eylemlere neden katılıyoruz, ne istiyoruz ve sürecin en başından bugüne neler yaşadık bunları anlatmak istiyorum. Çünkü bugün burada olmamızın sebebini ancak böyle anlayabileceğimizi düşünüyorum.

Dediğim gibi ben üniversite öğrencisiyim. Bugün üniversitelerin yukarıdan aşağıya sermaye ve kar odaklı şekillendirdiğinin ve itaatkar bir nesil yetiştirme çabası ile anti demokratik uygulamaların yaygınlık kazandığının şahidiyim. Toplumun en dinamik kesimi olma potansiyelindeki gençliğin birlikte karar alma, birlikte tartışıp birlikte harekete geçme olanaklarının en fazla olduğu mekan olan üniversitelere olağanca güçleri ile nasıl saldırıldığının şahidiyim. Bize ne sosyal ne de bölümlerimizin gerektirdiği konularda gelen milyonluk ödeneklerden hiçbir şey düşmezken kampüslerimizin nasıl küçük karakollar haline getirildiğinin, hocalarımızın ihracının, ifade özgürlüğü hakkımızın gasp edilerek nasıl disiplin soruşturmalarına konu edildiğinin bizzat tanığıyım.

Üniversiteye, üniversitenin bütün bileşenlerinin iradesini yok sayarak rektör atanmasını da bu saldırıların en ortasında bir darbe politikası olarak görüyorum.

Ve bütün bunların tam karşısında eşit, parasız, bilimsel, anadilde ve demokratik bir üniversiteyi, demokratik bir ülkeyi ve insanca yaşanabilir bir memleketi savunuyorum. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin yanında olduğum gibi kendi üniversitem olan İstanbul Üniversitesi’nde 2016 yılında atanan kayyum rektör Mahmut Ak ve öğrenci düşmanı uygulamaları ile de üniversiteye girdiğim günden beri mücadele ediyorum. Üniversiteyi okumaktaki asıl amacım da bu eylemlere katılma ve bugün burada yıllarca hapis tehdidi ile muhatap olma nedenim budur. Siz bu eylemlere katılıp katılmadığımızı soruyorsunuz, ben bu eylemlere katılıyorum ve hatta bundan gurur duyuyorum.

Ve biz bu eylemlere 4 Ocak gününden bugüne, sadece istanbuldan değil Türkiye’nin dört bir yanından binlerce öğrenci katıldık. Ocak ayının son haftasında absürt gerekçelerle iki arkadaşımız hakkında tutuklama iki arkadaşımız hakkında da ev hapsi kararı verilmesini protesto etmek için 1 Şubat Pazartesi günü sadece İstanbul’da 159 kişi gözaltına alınıp 2 Şubat günü sabah 5’te serbest bırakıldık. Ardından aynı günün akşamı aradan 12 saat geçtikten sonra 2. kez, bu sefer Kadıköy’de yine saçımızdan tutulup yerlerde sürüklenerek, kafamız polis araçlarına vurularak, ters kelepçe gözaltında alındık. Burada olmamıza konu olan bu eylemde aslında burada gördüğünüz 23 kişi değil, 100 küsür kişi gözaltına alındı ve bizi gece 12 itibari ile ortada henüz herhangi resmi bir savcı talimatı veya ek gözaltı kararı olmadan polis kendi inisiyatifine göre 100 küsür kişiden 23’ümüzü tek tek sabaha kadar seçerek ayırdı. Toplam 13 saati aşkın süre polis aracında bekletildik, sabah herkes serbest bırakıldı bütün bunların ardından burada gördüğünüz 23 kişi hakkında ancak mevcutlu kararı geldi.

Yani polisin ortada herhangi bir savcı kararı olmadan yüksek ihtimal tipimizi, isimlerimizi ve adli sicil kayıtlarımızı beğenmeyerek ayırdığı bu 23 kişinin sonu bugün iki kişinin 60 gündür tutuklu olmasına ve geri kalanın da burada on yıllarca hapis tehdidi ile yargılanmasına sebep oldu. Sizin kabul ettiğiniz iddianamenin hikayesinin başlangıcı budur. Polis fezlekesine bile değil, polisin rastgele seçimlerine dayalıdır. Buradaki 23 kişi günah keçisi seçilmiştir.

Daha da absürtür ki binbir türlü hak ihlali ile geçen iki günlük gözaltı kararının ardından yine ortada delil, bizi birbirimizden ayıran herhangi bir ayırt edici tavrımız veya gerekçe olmamasına rağmen savcı 10’umuzu tutuklamaya sevk etti, iki arkadaşımız, iki üniversite öğrencisi, Şilan ve Anıl, AİHM ve AYM kararlarından ve hatta 2911 sayılı kanuna muhalefet etme suçunun unsurlarından, doğal hakim ilkesinden ve ceza yargılamasında tutuklu yargılamanın bir istisna olması gerekliliğinden haberi olmayan, hukuk yoksunu tek bir talimatlı sulh ceza hakiminin inisiyatifi ile tutuklandı.

Geri kalanlarımızın çoğu da adliyede saatlerce bekletip, herhangi bir aşamada ifade veremeden ev hapsine mahkum edildi. Ne kadar anlamlı ki tutuklamaya sevk olanların çoğu ev hapsi bile almadı. Bu kadar dengeli bir soruşturma sürecinin şimdi de aynı derece dengeli iddianamesi ile karşı karşıyayız.

Bir de ek olarak bu iddianamede ben, Mehmet ve Şilan hakkında taş attığımız iddiası ile 2911’e silahla muhalefet ettiğimiz iddia edilmiş. Ben taş atmadım, arkadaşlarımın da atmadığının kefiliyim. Ancak asıl tartışılması gereken ortada herhangi bir görüntü, video kaydı ve delil olmamasına rağmen bizim bu iddianamede üç kişi neden ve nasıl ayrıldığımızdır. Savcı açıkca suçun şahsiliği ve masumiyet karinesi ilkesini yok sayarak adli sicil kaydımızı beğenmemiş ve buna dayanarak hayal gücü ile hareket etmiştir. Kendi kafasında elimize taş vermiş, vb materyaller dernek neyi kast ettiğini dahi açıklama gereği duymamıştır. Açıkça hakkımızda yalan söylemektedir.

Kendisi eğer hukuk bilerek hareket ediyorsa çok üzücü çünkü hukuktan yoksun, gerçek dışı ve yalanlarla dolu bu iddianameyi hukuk bilerek yazmak herhalde kendisine de bu fakülteyi boşuna okuduğunu hissettirmiştir. Çünkü ben 3 senedir bir fiil bölümüm gereği bu işin hakkıyla yapmanın çabasında ve yolun çok başında bir hukukçu olarak bir gün mezun olduğumda oturup kafamdan iddianame uydurabilecek ve üniversite öğrencilerinin on yıllarca hapis tehdidi ile yargılanmasına vesile olabileceksem benim de hukuku öğrenmeme çok gerek yok demektir.

Yok hayır hukuk bilmeyerek hazırladıysa o zaman bu tablo daha üzücü demektir, çünkü o halde de soruşturma aşamasında olduğu gibi kovuşturma aşamasında da bizim geleceğimizin akıbeti de talimatlara ve polis fezlezekelerine dayalı şekilleniyor demektir.

Özetle; binlerce öğrencinin kayyum rektör istemiyoruz şeklindeki tek talebi ve demokratik üniversite mücadelesi siyasi iktidarı rahatsız etmiş ve biz önce bu eyleme katılan binlerce öğrenciden sonra yüzlerce gözaltından 23 kişi günah keçisi seçilmiştir. Daha önce aynı talep ve aynı bileşenlerle eylem yapılan ve tek bir kişinin dahi burnunun kanamadığı eylem biçiminin aynısına talimatla polis saldırmış, öğrencileri işkenceyle gözaltına almış ve bu saldırıyı ve işkenceleri meşrulaştırmak için taş attığımız iddiası ile polis ve savcı masalarından biz üç kişi üzerinden daha ağır bir suç devşirilmiştir.

Alanları kriminalize eden biz değil, siyasi iktidar ve onun savcı ve polisleridir. Hukukun yanında olmayan ve saldıran biz değil, onlardır. Barışcıl gösteri ve yürüyüş yapmak haktır, bunu izinsiz yapmak da haktır.  İfade özgürlüğü haktır, demokratik bir üniversiteyi savunmak ve bunun için mücadele etmek suç değildir.  Bizim anayasa ile güvenceye alınmış en temel haklarımız gasp edilmiştir. İddianamede de asıl yaşananlar açıkca çarpıtılarak suçlu ilan edilmişizdir.

Asıl suçlular biz değil bizi bu saldırılarla muhattap edenlerdir, üniversite öğrencilerini tutuklayanlar ve on yıllarca hapisle tehdit edenlerdir. Asıl yargılanması gerekenler de onlardır. Bu yüzden bu gerçek dışı iddianameye dair üzerime atılı suçlamaları kabul etmediğimi dahi söylemeyeceğim Üniversiteyi savunmaya devam edeceğim. Söyleyeceklerim bu kadar.”

ELEKTRONİK KELEPÇE MUHALİFLERİ DURDURMAK İÇİN KULLANIYOR

Ev hapsi devam eden Aslı Altınok savunmasını yaptı: “Mustafa Varank “yerli ve milli” elektronik kelepçeyi ürettiklerini ve 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren kadına şiddet faillerine karşı kullanılacağını söylemişti. Ama 2021’in başından beri 100’den fazla elektronik kelepçe uygulaması oldu ve bunlar bize gösterdi ki dertleri şiddet faillerini değil muhalifleri durdurmak.”

“Ben 3 gün gözaltında tutuldum, çıplak arama dayatmasina maruz kaldım ve sadece polis önünde ifade verdim. Beni kararı imzalatmak için bile adliye koridorlarına getirmediler, biz nezaretteyken hakkımızda ev hapsi kararı verildi.”

ANIL’IN AVUKATI SORDU: NİYE TUTUKLADINIZ O ZAMAN?

Tutuklu Anıl Akyüz’ün avukatı Onur Güneş: “İddianameye bakıyoruz; iki aydır tutuklu olan Anıl’la ilgili tek bir cümle yok, sadece en başta adı geçiyor. Niye tutukladınız o zaman?

Tutuklu bulunan Anıl Akyüz savunmasına başladı: “Üniversite öğrencileri tarafından sosyal medya üzerinden bir miting çağrısı yapıldı. Ben de mitinge katılmak istedim. Ortada herhangi bir yürüyüş yokken kolluk tarafından önümüz kesildi. İhtar olmadan polis bize saldırdı. Polis kafamı kaldırıma vurarak beni gözaltına aldı.”

TAHLİYE EDİLDİLER

Ara mütalaasını açıklayan savcı, tutuklu Anıl Akyüz ve Şilan Delipalta’nın tahliyesini istedi. Ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti Akyüz ve Delipalta’nın tahliyesine karar verdi. Mahkeme ev hapsi verilen diğer sanıkların da ev hapsini kaldırdı.

Bu Yazıya Tepki Ver
https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!