Ya sorunun bir parçasısındır ya da çözümün. İkisinin ortasında bir şey yok. Bu kadar basit bu ve yine de çok zor.

Ulrike Meinhof

7 Ekim 1934’te Oldenburg’ta dünyaya gelir Ulrike Meinhof. Anne tarafı sosyalist, babası ise Alman milliyetçisi protestan, nasyonal sosyalizme inanmış, nazi faşizmine derinden bağlı sanat tarihçilerinden biridir. 5 yaşında babasını, 14 yaşında ise annesini kaybeder. Ulrike ve kardeşi Wienke’nin vasiliğini annelerinin arkadaşı olan Renate Riemeck üstlenir.

Ulrike’nin ilk devrimci adımları

Münster’de ilk kez Alman Sosyalist Öğrenci Birliği’nin (SDS) düzenlediği, sadece erkeklerin katıldığı toplantıya gider ve talebini dile getirir. “Nükleer silahlara karşı bir öğrenci çalışma grubu kurmak istiyorum ve mücadele arkadaşları arıyorum.” Aralarında Jürgen Seifert’in de bulunduğu 5-6 SDS’li öğrenci çağrıya uyar.

Daha sonra Liberal Öğrenci Birliği (LSD) ve Protesto Öğrenci Cemaati’ni de (ESG) ziyaret eder ve 1958 Mayıs başında, toplam 20 öğrenciyle birlikte “Münster-Nükleer Silahlardan Arındırılmış Almanya İçin Öğrenci Çalışmaları Grubu”nu kurarlar.

Öğrenciler arasında saygınlık kazanır ancak, aynı zamanda bildiri dağıtırken saldırgan hakaretlere de maruz kalır.

O gün ilk kez yeni bir Rosa Luxemburg’u dinledim

20 Mayıs 1958 Salı günü Münster’de Hindenburg Meydanında kurulan kürsüde, 1200 kişinin dinlediği bir konuşma yapar. Jürgen Seifert Ulrike için “O gün ilk kez yeni bir Rosa Luxemburg’u dinledim.” der.

Gazeteciliğe giriş: Das Argument

Batı Berlinlilerin teşvikiyle, kendisinin tek yazar olduğu “Das Argument” gazetesini çıkarır. Gazetenin ikinci sayısından itibaren 18 Temmuz’a kadar Jürgen Seifert’le birlikte çalışır. Ulrike, politika yolunda ilerlemek konusunda kararlıdır. Öğrenim hayatından uzun süredir memnun olmayan Ulrike, bilimsel çalışmanın karakterine uymadığını düşünür.

Konuşma yaptığı kongrede Konkret gazetesinin yayın müdürü ve KPD (Almanya Komünist Partisi) üyesi Klaus Rainer Röhl’le tanışır. Eylül 1959’dan itibaren de bu gazeteye makaleler yazmaya başlar. Bir yıl sonra yayın komitesine üye olunca öğrenimini yarıda bırakıp Münster’den Hamburg’a taşınır.

Genç bir kadının derginin başına geçmesi ve Röhl’den daha iyi yönetmesi bazı erkek redaktörleri rahatsız eder.

27 Aralık 1961’de Klaus Rainer Röhl ile evlenir. Kısa süre sonra hamile kalan Ulrike’nin 21 Eylül’de ikizleri olur. Aynı dönem beyninde bulunan tümör yüzünden bir süre tedavi görür.

1964 yılında KPD ile ilişkisini çoktan kesmiş ve Konkret’in de şef redaktörlüğünden ayrılır. Dergi için serbest köşe yazarı ve çeşitli radyolar için muhabir olarak çalışır.

Haziran 1967’de polis ve basın terörü doruğa çıkmıştır. Kocası dergide erotik bölümlere yer vermeye başlar. Ulrike Konkret’in gidişatından memnun olmadığı için, derginin işlerine karışmaz. Klaus Rainer Röhl’ün, Ulrike’nin 33. yaş gününde, herkesin önündeki sadakatsizliği, Ulrike’nin Hamburg’u terk edip Batı Berlin’e yerleşmesi için önemli bir sebeptir ancak, gerçek sebep elbette politika, siyasal değişim ve insan ilişkilerinde dayanışma umududur. Vietnam Kongresi’nden kısa bir süre sonra Berlin’de kızlarıyla kalabileceği bir ev bulur.

Eğer bir kişi bir taş atarsa, bu ceza gerektiren bir eylem olur, eğer binlerce taş atılıyorsa bu siyasal bir eylemdir.

Ulrike Meinhof

‘Protestodan Direnişe’

11 Nisan 1968 günü çok yakın arkadaşı Rudi Dutschke’ye suikast düzenlenir. Suikast gününün akşamı aralarında Ulrike’nin de bulunduğu 1000 kişiden fazla kalabalık Axel Springer Yayınevi’ne gelir. Ulrike Meinhof artık yazı masasından kalkmış, olayların içine girmiştir. Konkret’in Mayıs sayısında, “Protestodan Direnişe” adlı yazısında, Şunun veya bunun bana uymadığını söylersem protesto etmiş olurum. Direniş ise bana uymayan şeylerin olmasına meydan vermemem demektir.” diye yazmıştır. Son zamanlarda Konkret’te yazdığı yazılarda derginin yapısını eleştiren Ulrike Meinhof, Konkret’in sol gazete olmaktan çok oportünist bir gazete olduğunu söyler. 1969 yılında Konkret’ten ayrılır.

İlgili Haber:  Devrimci Hücreler Üyeleriyle Röportaj: 24 Yıl Yakalanmamayı Başardılar

Yaz aylarında, Guxhagen Fuldatel Gençlik Yurdu üzerine bir radyo programı için araştırma yapan Ulrike, Staffelberg Kampanyasına (Hessen eyaletindeki Staffelberg’te koşulları oldukça kötü olan ıslahevi için yürütülen kampanya) katılmak üzere birçok kez Frankfurt’a gider. Bu sırada Gudrun Ensslin ve Andreas Baader’le dost olur.

1970’te tutuklama mahkemesine çıkmayan Gudrun Ensslin ve Andreas Baader, Batı Berlin’e giderek Ulrike’nin evinde saklanmaya başlarlar.

1972’de SPD/FDP koalisyon hükümeti Avrupa’da benzersiz bir uygulama olan Radikaller Kararnamesi’ni çıkarır; Almanca “Berufsverbot” (meslek yasağı) başka dillerin sözlüklerinde yerini almıştır. Devlet otomatik olarak kamusal alanda çalışanların düşüncelerini kontrolden geçiriyor, binlerce kişiye meslek yasağı koyuyordu. (Günümüz Türkiye’sindeki gibi)

Nereden geliyoruz? Ayrı ayrı bitişik evlerde izole olmaktan, beton varoş şehirlerden, hapishane hücrelerinden, yetimhanelerden ve özel ünitelerden, medyanın beyin yıkamasından, tüketicilikten, bedeni cezadan, şiddeti reddeden ideolojiden, depresyondan, hastalıktan, rezaletten, utançtan, insanların alçalmasından, emperyalizm tarafından sömürülen bütün bir halktan geliyoruz.(2)

Ulrike Meinhof

RAF’ın Beyni

Ulrike Meinhof, RAF’ın üç önderinden biridir. Andreas Baader örgütün gövdesi, Ulrike Meinhof da beyniydi. Yazılarında sıradan insanın sömürülmesini eleştiriyor ve kapitalist sistemi suçluyordu.

Polis tarafından aranan Andreas Baader 4 Nisan 1970’te tutuklanır. Kaçtığı ve daha önceki cezası sebebiyle 34 ay yatması gerekir. Meinhof, Ensslin ve Mahler çevresinde toplanmış grup Baader’i kaçırma kararı alır. Bu karar grubun, devrimci bir örgüt kurma yolunda ilk somut eylemi olur.

Ulrike, eylemin planlanmasına başından itibaren katılmıştır. Gardiyan eşliğinde kütüphaneye getirilen Baader, silahlı çatışmayla kaçırılır. Ulrike Meinhof, bu eylemden sonra illegal yaşama başlar. Fotoğrafı ülkenin birçok yerinde asılı, aranan bir suçludur artık.

21 Haziran 1970’te sahte Suriye pasaportlarıyla Doğu Almanya’ya, oradan da Filistin Kurtuluş Örgütünün karargâhlarından birine yerleşirler. Ürdün’de silah eğitimi ve patlayıcı maddeleri kullanmayı öğrenirler.

Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) ilk metni, Andreas Baader kaçırıldıktan üç hafta sonra Agit 883’te “Kızıl Orduyu Kurmak” başlığıyla yayınlanır.

29 Eylül 1970 günü Ulrike Meinhof, ilk kez bir banka soygununa katılır. Grup çalıntı otolar ve sürekli değiştirdikleri kılıklarıyla çoğu kez kent içinde serbestçe dolaşırlar. RAF örgütü 1970-1972 yılları arasında çok sayıda bankada kamulaştırma, polise, Amerikan ordusuna ait binalara ve mahkemelere saldırılar düzenler. Bu süreçte birçok RAF üyesi ve polisin öleceği çatışmalara girerler.

İlgili Haber:  Kızıl Tugaylar: Sınıf Mücadelesini Şehir Gerillasıyla Buluşturan Deneyim

1972 yılında önce Andreas Baader, sonrasında Gudrun Ensslin tutuklanır. Haziran ayında ise Ulrike Meinhof, saklandığı evin sahibi tarafında ihbar edilmesi üzerine 4 polis tarafından tutuklanır. Saatlerce süren hakaretler, zor kullanma ve fiziki şiddetten sonra kimliği tespit edilir. Avukatlarıyla 4 gün boyunca görüştürülmeyen Ulrike Meinhof, tutuklama yargıcının karşısına çıkarıldıktan sonra Köln- Assendorf Hapishanesi’nde “ölü bölüme” kapatılır. Her gün hücresi, eşyaları ve üstü aranır. Haftada bir kez banyo yapmasına izin verilir ve avluya üç gardiyanın gözetimi altında çıkar. Tutukluluk süresi boyunca tek bir arkadaşıyla bile görüştürülmez.

Almanya tarihinde bir ilk: ‘Ölü Bölüm’de 238 Gün

Ulrike Meinhof, 238 gün “ölü bölüm”de yaşamak zorunda kalır. Federal Almanya tarihinde hiçbir tutuklu bu kadar uzun süre “beyaz işkence”ye katlanmak zorunda kalmamıştır. Hapishane koşulları ve ağır psikolojik işkenceler yüzünden birçok kez açlık grevi yapar.

28 Nisan 1974’te Gudrun Ensslin’le beraber yüksek güvenlikli Stutgart-Stammheim Hapishanesine götürülürler.

Ölümünde ‘gizli servis’ şüphesi

Uluslararası protesto ve çağrılara rağmen yetkililer RAF’lıların üzerindeki ağır tecriti kaldırmadı.

9 Mayıs 1976’da Ulrike, Andreas ve Gudrun hücrelerinde ölü olarak bulundu ve ölümler kamuoyuna “intihar” olarak deklare edildi.

Yapılan incelemeler sonucu Ulrike’nin kendini asarak intihar ettiği savının gerçek dışı olduğu ihtimali yaygınlık kazandı.

Hazırlanan raporda şu ifadelere yer verildi:

İncelemelerimiz sonucunda Ulrike Meinhof’un asıldığında ölü olduğu şüphesi doğuran bulgularla karşılaştık. Bu ölüme bir ya da birden fazla kişinin katılmış olduğuna dair çarpıcı göstergeler var. Komisyonumuz Ulrike’nin hangi koşullar altında öldüğüne dair kesin bir açıklama yapma şansına sahip değil. Cezaevi personeli dışında gizli servis elemanlarının da tutsakların kaldığı hücrelere erişmesine imkan tanıyan gizli geçitlerin bulunması her türlü kuşkuya zemin hazırlamaktadır.

2 çocuk annesi ‘işi gücü olan’ bir kadının silahlı bir örgüte katılmasının ancak ‘hasarlı’ bir beynin ürünü olabileceğini düşünen bazı doktorlar Ulrike’nin beynini ailesinden izinsiz çıkararak inceledi.

Çünkü bir kadının kendini bu denli özgürlük mücadelesine vermesinin salt kendi sağlıklı iradesi ile olabileceğine ihtimal vermeyen bir guruh var hala karşımızda.

Oysa Ulrike dediğini yaptı ve yaptığını söyledi. Pratik ve teoriyi birbirinden ayırmadan yaşadı, savaştı, direndi ve öldü.

Ulrike Meinhof sahip olduğu burjuva hayatı elinin tersiyle itip ölümünden yıllar sonra bile faşizme karşı verdiği mücadeleyle bilinen bir devrimci ve gazetecidir.

Kızı Bettina’nın talebiyle Ulrike’nin beyni 2002 yılında mezarının bulunduğu yere defnedildi.

‘Ulrike’yi öldüremeyeceksiniz’

Yazar Dario Fo’nun ‘Ben Ulrike Bağırıyorum’ başlığıyla kaleme aldığı metin, Ulrike’nin soluk alışını yanı başınızda hissetmenin ve onu tanımanın en güzel ipuçlarından birisi daima:

Cesedim bir dağ gibi ağır olacak…yüz bin ve yüz bin…yüz binlerce kadın kolu bu kocaman dağı kaldırıp omuzlarına alırken sizin oturduğunuz o sahte tahtı sarsacak müthiş bir kahkaha atacaklar! ..ve hep birlikte bağıracaklar: Ulrike Meinhof’u öldüremeyeceksiniz.