MİLANO – İtalya’nın Milano kentinde hayat pahalılığına karşı düzenlenen kitlesel protestoların ardından sağcı partiler ve milliyetçi gruplar, 19 Ekim’de San Carlo Meydanı’nda gösteri düzenledi. Fratelli d’Italia, Lega, Forza Italia ve Noi Moderati temsilcilerinin katıldığı eylem, zarar gören esnafa ve güvenlik güçlerine destek açıklamasıyla duyuruldu. Ancak gösteri, yalnızca dayanışma mesajlarıyla sınırlı kalmadı; göçmenleri hedef alan “Vi remigreremo tutti” (Hepinizi geri göndereceğiz) pankartı çevresinde gerilim yaşandı. Pankartın Lega Giovani imzasını taşıdığı bildirildi.
Militarist ve otoriter siyaset sokakta
Milano’daki sağcı gösteri, güvenlik güçlerine desteğin ötesinde, toplumsal huzursuzluğun nasıl tanımlanacağı ve hangi siyasi sonuçlara bağlanacağı açısından da önem taşıyor. Sağcı siyasetçiler, protestolar sırasında yaşanan yağma, vandalizm ve polisle çatışmaları öne çıkararak daha sert güvenlik önlemlerini savunuyor. Hükümet ise Milano’ya 500 asker gönderilmesini ve gösterilere katılanlara yönelik cezaların ağırlaştırılmasını gündeme aldı.
Bu atmosferde “esnafı koruma” söylemi, sağcı güçlerin kendilerini kamu düzeninin ve kent yaşamının savunucusu oldukları manipülasyonuna, bu nedenle sokakta oldukları yalanına ve esasta eylemleri kriminalize etmek için gerici karanlık rolünü oynama siyasetine hizmet ediyor. Gösterideki göçmen karşıtı pankart ve ırkçı söylemler ise aslında güvenlik söyleminin milliyetçi ve dışlayıcı bir siyasi çizgiyle birlikte nasıl kurnazca örüldüğünü ortaya koyuyor.
Burada militarist siyasetin rolü, yalnızca askerî güç kullanımını savunmakla sınırlı değil. Toplumsal sorunların ekonomik ve sosyal nedenleri yerine güvenlik meselesi olarak ele alınması, daha fazla polis ve asker konuşlandırılmasının çözüm olarak sunulması ve protestoların daha ağır cezalarla karşılanmasının savunulması da bu yaklaşımın parçaları. Milano’da hükümetin asker konuşlandırma ve cezaları artırma planları, bu güvenlik eksenli yönelimin somut adımları olarak öne çıkıyor.
Eylemler ve haklı talepler kriminalize edilmek isteniyor
Milano’da hafta sonu düzenlenen gösteriler başlangıçta hayat pahalılığına, artan yaşam maliyetlerine ve yetersiz kamu hizmetlerine karşı gerçekleştirildi. Daha sonra bazı grupların yağma ve şiddet eylemlerine karışmasıyla olaylar büyüdü. Yaşanan zararların ve yaralanmaların sorumluluğunun belirlenmesi yerine, bütün protestoları aynı çerçevede değerlendirmek barışçıl gösteri hakkını da tartışmanın ve devletli şiddetin hedefi hâline getiriyor.
Sağcı grupların esnafın mağduriyetini öne çıkaran gösterisi, bu nedenle daha geniş bir siyasi bağlamda değerlendirilmeli. Bir yanda artan hayat pahalılığı ve sosyal eşitsizlik karşısında sokağa çıkan gençler ve emekçiler, diğer yanda daha sert güvenlik politikalarını savunan sağcı partiler bulunuyor. Göçmen karşıtı söylemler de bu kutuplaşmanın bir parçası olarak öne çıkıyor.
Esnafın ve çalışanların güvenliğinin sağlanması, ekonomik sorunlara karşı mücadele eden kesimlerin taleplerinin bastırılmasını gerektirmiyor. Milano’da yaşananlarla ilgili İtalya devleti, kitlelerin hoşnutsuzluğunun nedenlerini tartışmak yerine ‘güvenlik’ politikalarını öne çıkarılması ve militarist söylemini/girişimini güçlendirmesi, sorunları çözmeye değil bastırmaya yöneldiğinin açık göstergesi.


































