ANKARA – Maden ocaklarında ömür tüketen, ancak emeklilik haklarından kıdem tazminatlarına kadar pek çok yasal hakkı ellerinden alınan işçiler için bıçak kemiğe dayandı. Haftalardır süren eylemlerin ardından somut bir adım atılmaması üzerine başlatılan “Ankara Yürüyüşü”, işçi sınıfı tarihine yeni bir sayfa ekliyor. İşçiler, her kilometrede karşılaştıkları engellere rağmen kararlılıklarından taviz vermiyor.
“Biz sadece hakkımız olanı istiyoruz. Yer altında döktüğümüz terin, çocuklarımızın rızkının peşindeyiz. Ankara bizi duymak zorunda.”
Halkın Kalbi Madencilerle Atıyor: Yol Boyu Dayanışma
Yürüyüşün en dikkat çekici noktalarından biri, güzergah üzerindeki köylerde, kasabalarda ve şehir merkezlerinde halkın gösterdiği büyük teveccüh oldu. Çiftçisinden esnafına, öğrencisinden emeklisine kadar toplumun her kesimi, madencileri alkışlarla, sıcak bir çorba ya da bir bardak çay ikramıyla karşılıyor. Bu dayanışma, işçilerin moralini en üst seviyede tutarken, mücadelenin toplumsal bir karşılık bulduğunu da kanıtlıyor.
Maden İşçilerinin Temel Talepleri
İşçiler, Ankara’ya ulaştıklarında yetkililere sunmak üzere hazırladıkları dosyalarda şu maddelerin altını çiziyor:
- Ödenmeyen Tazminatlar: Yıllarca çalışan ancak işletmelerin kapanması veya el değiştirmesiyle buharlaşan kıdem ve ihbar tazminatlarının derhal ödenmesi.
- İş Sağlığı ve Güvenliği: Madenlerdeki denetimlerin artırılması ve “önce kâr değil, önce insan” ilkesinin benimsenmesi.
- Sendikal Özgürlükler: İşçilerin sendikalaşma haklarının önündeki engellerin kaldırılması ve baskıların son bulması.
- Gelecek Güvencesi: Emeklilik haklarının iyileştirilmesi ve madenci aileleri için sosyal güvence sisteminin güçlendirilmesi.
Ankara Girişinde Bekleyiş: Kararlılık Mesajı
Kolluk güçlerinin zaman zaman kurduğu barikatlara ve zorlu hava koşullarına rağmen madenciler, talepleri karşılanana kadar geri adım atmayacaklarını ifade ediyor. Ankara girişinde bir basın açıklaması yapmaya hazırlanan işçi temsilcileri, muhataplarıyla yüz yüze görüşme taleplerini yineliyor. Bu yürüyüş, sadece maden işçilerinin değil, Türkiye’de emeği sömürülen tüm kesimlerin ortak çığlığına dönüşmeli.







































