309 Naziyi Öldüren Ünlü Sovyet Keskin Nişancısı: Lyudmila Pavlichenko

Lyudmila-Pavlichenko
Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sovyet tarihinin en ünlü keskin nişancısı olan Lyudmila, 1942 tarihli bir yazıda kendisinden böyle bahsediyordu.

O yazıyı yazmadan birkaç sene önce Askeri Mühendislik Okulu’na davet edilen Lyudmila, bu teklifi reddedecek ne ordu, ne de savaşla hiçbir işi olmadığını söyleyecekti. 1937’de Kiev Üniversitesi’ne girmeyi başarıp akademik kariyer hedefi kovalayan Lyudmila, keskin nişancı olmaya en uzak insanlardan biriydi.

Günlük hayatında koşma, zıplama ve yüzme gibi pek çok atletik sporla ilgilenen Lyudmila, bir gün tesadüfen silahlarla ilgilenme kararı alıyor.

Okuldaki çocuklardan birinin atış poligonunda ne kadar iyi atışlar yaptığıyla övündüğünü duyunca, kendini denemeye karar veriyor ve yeteneğiyle kendini bile hayli şaşırtıyor. Bir keresinde ödüllü bir atış denemesinde 15 kere atış yapan Lyudmila, 15’inde de tam puan alıyor.

O esnada eğitimine de devam eden Lyudmila’nın kaderini değiştirecek olay, 22 Haziran 1941’de patlak veriyor.

O gün, gece saat 2’de Bug Nehri’ni aşıp Rus-Alman sınırının Alman işgali altındaki bölümüne son tren seferi gerçekleşiyordu. Bir saat sonrasında, yaz mevsimlerinin son derece kısa olan gecelerinin karanlığı ortadan kalkıyor ve Hitler, Stalin ile aralarındaki Saldırmazlık Paktı’nı bozuyor ve Barbarossa Operasyonu’nu başlatıyordu.

Bu olay üzerine orduya girmeye karar veren ve kabul edilmek için çok uzun süre uğraşan Lyudmila, sonunda amacına ulaşacaktı.

Keskin nişancı olmak istiyordum, fakat yeteneklerimi kimse ciddiye almıyordu. Bir gün alanda atış pozisyonunu alma sırası bana gelmişti. 350-400 metre ötede siper kazmakla meşgul olan Rumen askerlerini görebiliyordum. Emir almadan ateş etmemiz yasaktı. Ateş etmek için izin istediğimi belirten bir mesaj yolladım ve beklemeye başladım. Komutanın gönderdiği yanıt ise “Vuracağından emin misin?” oldu. “Evet” dedim ve ateş etmek için izni aldım. İlk askeri vurdum, hemen ardından ikinci kafa da belirdi ve tekrar ateş ettim. Onu da vurmuştum. O gün keskin nişancı olarak göreve başlatıldım“.

Lyudmila, 7.62mm’lik mermi kullanan ve 5 mermilik şarjörle beslenen Mosin-Nagant tüfeğiyle Naziler’i avlamak için görevlendiriliyordu.

Fakat, Lyudmila’nın savaş alanında birini öldürmesi için biraz daha zaman gerekecekti. 8 Temmuz’da, Naziler Kiev’in kapılarına kadar dayanmış, 150 km ötedeki ormanlık alana kadar ilerlemişlerdi. Kadın-erkek herkes savaşıyor ve ölüyordu, kaçan Sovyet askerleri ise kendi üstleri tarafından vuruluyor veya yakalanarak aileleriyle birlikte açlığa mahkum ediliyordu.

8 Ağustos günü, Nazilerin Odessa saldırısı başlamıştı.

Lyudmila ve diğer askerler, dar ve açık bir alana bakan bir bölgede konumlanmıştı. Kolay hedefler olan birkaç düşman askerini görebiliyorlardı. Fakat Lyudmila, donakalmış ve ateş edememişti. O anda, yan tarafından bir ses duydu. Döndüğünde, birkaç gün önce arkadaş olduğu genç askerlerden birinin kafasından vurulmuş olduğunu gördü. “O görüntüden sonra, beni artık hiçbir şey durduramazdı“.

O gün geri çekilmek zorunda kalsalar da, bir gün sonra Lyudmila Alman askerlerinden birini vuracaktı.

Daha ilk asker merminin etkisiyle yere düşmeden, Lyudmila ikinci bir askeri daha vurmayı başarıyordu. Fakat Almanlar, hala sorun çıkarmaya devam ediyordu. 

Taktikleri harikaydı, çözmem için zaman gerekti. Uzakta bir kask görüyorduk, ateş ediyorduk; bir süre sonra kask kayboluyordu. Bu tamamen, keskin nişancı yerini belli etsin diye kurulmuş bir tuzaktan ibaretti, ortada gerçek asker falan yoktu. Sonra da bulunduğumuz bölgeyi çok uzun süre boyunca ateş altında tutuyorlardı, kafamızı bile kaldıramıyorduk. Bunun dışında da her çalıya, yer tutabileceğimiz her küçük noktaya sürekli ateş açıyorlardı.

Lyudmila, Alman taktiklerini çözdükten sonra iyice durdurulamaz hale gelmişti.

Mosin-Nagant’ından çıkıp sessizliği bıçak gibi kesen atışları, hem Alman, hem de Rus askerlerini dehşete düşürüyordu. Ağustos ayı geçilirken, Odessa savunmasının daha 28. gününde, Lyudmila’nın öldürdüğü asker sayısı 100’e ulaşmıştı bile.

Takip eden günlerin birinde, alanı daha iyi görmek için bir ağaca tırmanıp pozisyon aldığı anda başının üstünden geçen iki mermi ağaca saplanacaktı. Başka çaresi olmadığını anlayınca o yükseklikten kendini yere bırakıp, iki mezarlığın arasına düşecek ve omurgasında dayanılmaz bir acı hissedecekti. Yerde hareketsiz yatıp ölmüş taklidi yapan Lyudmila, güneş battığında yerde sürüne sürüne geri çekiliyordu.

Savaş çetinleşir ve Odessa’da taş üstünde taş kalmazken, Lyudmila Eylül ayında 87 Nazi askerini daha öldürüyordu.

Kayıpların ardından kendi birliğinin komutasına geçen Lyudmila, Odessa düşünce Sivastopol’de görevine devam etmek zorunda kalacaktı. Bazen iki gün boyunca tek bir noktada sabit kalıp bir el ateş edebilmek için sabırla bekliyordu. Kış yaklaşırken kilo verip tanınmaz hale gelecekti, fakat Sovyetler onun bu ününü kullanıp diğer askerlere motivasyon aşılamaya ve “Böyle genç bir kadın bile bu kadar mücadele edebiliyorsa…” minvalinde mesajlar veriyordu.

Bir gün, yağmurun görüşü kısıtladığı bir günde Alman askerlerinden birini çok uzak bir mesafeden vurmayı başardı.

Almanlar, böyle bir atışı yalnızca Lyudmila’nın yapabileceğini çok iyi biliyordu. Ölen askerin olduğu yerden biri kalkıp şöyle bir anons geçilecekti: “Lyudmila, Bolşevik arkadaşlarını terk et ve gelip bize katıl!”

Cümlesini bitirdiği an, Lyudmila tetiği çekiyor ve kurbanlarına bir yenisini daha ekliyordu.

11 Kasım günü, kendisine en çok zorluk çıkaran başka bir keskin nişancıyla düelloya giriyordu.

Gece pozisyon alan Lyudmila, sabahın erken saatlerinde çalıların arasında bir kask görecekti. Bunun kendinin de kullandığı bir aldatmaca olabileceğini düşünüp beklemeye ve yerini belli etmemeye karar verdi. Birkaç saat boyunca alandaki her harekete dikkat etmesine rağmen, hedef göremeyecekti. Fakat bu hareketlerin ardında çok tecrübeli birinin olduğunu biliyordu. Yerini tutmaya devam ederken, ilk atışı duydu. Gözüne son anda takılan flaş, rakibin yerini anlamasını sağlamıştı. Kafasının yakınındaki kaya paramparça olmuştu. İkinci atış da kafasını milimetrelerle sıyırmıştı. Geriye doğru hızlıca çekilmiş ve kendine yeni bir pozisyon almıştı. Alanı zor da olsa görebiliyordu.

Hava bulutlanmaya ve kar yağmaya başlarken, Lyudmila bir milimetre bile hareket etmiyordu.

Soğuk, stres, açlık ve susuzluk bastırırken, iki keskin nişancı da en küçük hatanın bile bedelini çok iyi biliyordu. Saatler onunda, Alman keskin nişancısı bir anlığına kafasını çok az kaldırdı ve o an alnında mermiyi hissetti. Kazanan Lyudmila olmuştu, öldürdüğü asker ise Dunkirk’ten beri 400’ten fazla kişiyi öldürmüş olan uzman bir keskin nişancıydı.

Orduda yakınlaşıp evlendiği kocası hayatını kaybedince, Lyudmila birkaç gün içinde 257 olan öldürme sayısını 300’e çıkaracağına ant içiyordu.

Sözünü tutup öldürme sayısını 309’a çıkardıktan sonra, görevinin son gününde şöyle bir anons duyacaktı: “Yolumuzdan çekil, Pavlichenko! Seni yakalarsak 309 parçaya ayırıp tüm parçalarını rüzgara salacağız!” Almanlar’ın aralarından 309 tanesini öldürdüğünü bilmesi, hoşuna gitmişti.

Fakat o gün, artık harabeye dönmüş Sivastopol şehrinin üstüne 570 ton bomba yağacaktı. Şarapnel parçalarından biri Lyudmila’nın bedenine isabet edip ona hastanelik ediyordu. Orada müdahalesi yapıldıktan sonra gece yarısı bir denizaltıyla şehirden uzaklaştırılıyordu. Temmuz’un 1’inde ise şehir düşecekti.

Lyudmila, o günden sonra bir daha savaş meydanına inmedi. Resmi kayıtlara göre 309 olsa da, çoğu zaman tek başına çalıştığı için kayıt altına alınamayan öldürmeleriyle birlikte 500’den fazla Nazi askerini öldürdüğü düşünülüyor.

Savaş alanına inmese de kendisi, sonraki zamanlarda Sovyetler tarafından ABD’ye ziyaretlere gönderilerek destek çağrısı yapması için görevlendirildi. Beyaz Saray’a kabul edilen ilk Sovyet vatandaşı oldu, ABD’nin 43 şehrinde konuşmalar yaptı. Charlie Chaplin tarafından “Bu küçük ve narin ellerin yüzlerce Nazi askerini öldürmüş olması inanılmaz” sözleri eşliğinde tüm parmakları tek tek öpüldü.

Ülkesine geri döndüğünde başka keskin nişancılar eğitmeye devam etti.

1945’te savaş bitince, Kiev Üniversitesi’ne geri dönüp tarih alanında doktorasını tamamlayarak hayatının geri kalanına bir tarihçi olarak devam etti. 1974’te ise doğal sebeplerle, 58 yaşında hayata gözlerini yumacaktı. Ölümünün ardından, orduda tanışıp evlendiği Leonid Kitsenko’nun öldüğü yere yakın olan bir Sivastopol sokağına, ismi verildi.

2 Nisan 2015’te vizyona giren “Bitva za Sevastopol” (Battle for Sevastopol) adlı filmde hayatı anlatılmaktadır.

Bu Yazıya Tepki Ver
https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!