Mary Shelley’nin 1818’de yayınlanan Frankenstein romanından tutun, 1979 yapımı “Alien” filminde ekibe ihanet eden Ash ismindeki insansı robot karakterine ve 2015’te vizyona giren Ex Machina’daki robot Ava’ya kadar, yerleşik kültür daima, bilimsel ve teknolojik gelişmelere ve özellikle insan benzeri zekalar yaratmaya dair sosyal endişeleri açığa çıkarmakta etkili olmuştur. Yapay Zeka ve robot biliminin “news feed”lerimizde giderek daha fazla yer almaya başladığı bugünler, yakın geçmişte kurulan “Leverhulme Centre for the Future of Intelligence” için harika bir zaman. Bu merkez Oxford Üniversitesi Oxford Martin School, Imperial College London, ve Berkeley’deki California Üniversitesi’nden bağlantılarla birlikte Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve Cambridge Sanat, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Merkezi tarafından desteklenen bir ortak girişim. 

Farklı alanlardan birçok düşünürü bir araya getiren bu Merkezin amacı, yapay zeka alanındaki gelişim hızlandıkça karşılaşılacak imkan ve zorlukların neler olduğunu araştırmak, öngörmek ve de yapay zeka üzerine daha ölçülebilen ve kullanışlı bir bakış açısı sağlamak. Yeni Merkez önerisinin geliştirilmesine yardımcı olan Varoluşsal Risk Araştırması Merkezi (CSER) Yöneticisi Dr. Seán Ó hÉigeartaigh yapay zekanın CSER gündeminde geniş yer tuttuğunu belirtiyor: “Bunun sebebi, kısmen, son yıllarda çok fazla gelişme yaşanması; birtakım alt sınırlar aşıldı ve bu da araştırmaların muazzam bir etki yarattığını ve çok hızlı ilerlediğini gösteriyor.”

Öte yandan, “Yalnızca felaket riskine odaklanmak, yapay zeka konusunda ele alınması gereken çok şey olduğunu düşünürsek, bu alanın kapsamı açısından bizi kısıtladı,” sözleriyle, farkında oldukları bu noktanın da altını çiziyor. Merkez,, yapay zekayı ele alan benzer disiplinlerden gelen uzmanları barındıracak ve yalnızca uzun vadeli değil, kısa ve orta vadeli etkilerini inceleyecek, sadece riskleri değil, aynı zamanda fırsatları ve zorlukları da hesaba katacak  bir merkez olarak öngörülmüş

DAHA DAR BİR ZEKA

Yapay zeka her ne kadar manşetlere taşınsa veya bazı kaygılarımızı kurcalayan filmlere konu olsa da yeni Merkezin çalışmaları daha farklı bir üslup ve daha uygulanabilir bakış açıları sunuyor. Yapay Zekayla ilgili korkutucu hikayeler hoşumuza giden bir ürperti verse de mevcut kullanımı nispeten kısıtlıdır. Dr. Ó hÉigeartaigh şöyle açıklıyor: “Açıkçası, dünyada gördüğümüz yapay zekaların, şehirde gezinmek, satranç oynamak veya bir arama motorunu çalıştırmak gibi yalnızca belirli görevleri yerine getirmek konusunda olağanüstü iyi uygulamalar olmaları itibarıyla aslında kısıtlı zekaya sahip olduklarını söyleyebiliriz. Şu an elimizde, genel problemleri çözebilen veya insanı bir kenara bırakın bir köpeğin bile bilişsel becerilerine sahip bir zeka yoktur.

Bu ölçümlenen ve çok yönlü yaklaşım, Merkezin bir yandan yeni teknolojinin gündeme getirdiği ciddi sorunların farkına varırken, aynı zamanda sunduğu imkanlara karşı açık ve istekli olmasını sağlamıştır. Dr. Ó hÉigeartaigh, dünyada bir şeyler öğrenmek, uyum sağlamak, düşünmek ve daha pek çok farklı şeyi yapmak gibi eylemleri yerine getirebilen şeylerin hala yalnızca biyolojik varlıklar olduğunu söylüyor. “Fakat zekanın yalnızca biyolojide ortaya çıktığı görüşünü savunmak, bir noktada zekayı, onu yeniden yaratabilecek kadar kavramış olacağımız tezinin de kanıtıdır.” Dr. Ó hÉigeartaigh’ın asıl çalışma alanı bilişimsel biyoloji olsa da, uzun yıllar disiplinlerarası programlar yürütmüştür. Bu sayede, Varoluşsal Risk Merkezini yönetirken, araştırılan konuları çok çeşitli bakış açılarıyla ele alan multidisipliner düşünceden yararlanmaktadır. Dr. Ó hÉigeartaigh, geleceğe yönelik bu büyük soruların “cevabının yalnızca bilgisayar biliminde veya bilişimsel biyolojide olmadığını” belirtiyor ve “bu uzun vadeli ve resmin tamamını ilgilendiren soruların üzerine düşünmek için politik, ekonomik, yasal, sosyolojik, ve hatta felsefi alanda uzmanlığa ihtiyaç var,” diyor.

YAPAY ZEKA UYGULAMALARI

Gerçekten de, farklı bakış açısı ihtiyacı orijinal düşünce ve görüş üreten entelektüel kimyanın bir parçası olmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni teknolojinin nasıl bilgi birikimi oluşturduğu ve ne şekilde farklı uzmanlıkları kendisine çektiği sorusunun da kısmi bir yanıtı niteliğinde. “Bir bilim insanı gözüyle bakacak olursak, karşılaştığımız zorlukların büyük kısmı, çok çeşitli kaynaklardan devasa miktarda veriyi analiz etmek ve birbiriyle bağlantılı inanılmaz karmaşık sistemleri anlamlandırmak zorunda olmamızdandır. Bu, birden fazla ekip için bile çok zor bir şey. Şu anda geliştirdiğimiz sistemler büyük verileri anlamlandırmak üzere özel olarak tasarlanıyor. Örneğin, kanserin kökenini bulmak için milyonlarca genomun analizine yardımcı olmak, iklim değişikliğinin birçok yönünü analiz etmek veya güneş enerjisini, enerji şebekemizi veya akıllı evleri daha verimli hale getirmeye çalışmak gibi. Yapay zekayı yüzleştiğimiz sorunlara nasıl uygulamamız gerektiğini keşfedersek bu sorunların çözümüne de katkı sağlayabileceğiz.”

Bilimsel meselelerin derinlerinde, hızlanan teknolojik değişimin toplumsal, siyasi ve kültürel yönleri yer alıyor. Dr. Ó hÉigeartaigh, bu anlamda sürücüsüz araçlar yüzünden işinden olan taksi veya uzun yol şoförlerini örnek vererek kısa vadeli endişelere değiniyor. Ancak bu durumun aynı zamanda insanlara başka şeyler yapmaları için zaman kazandırabileceğini, tam da bu yüzden farklı alanların bu tartışmalara katkı sağlaması gerektiğini söylüyor. Yapay zekanın yakın zamanda çok yönlü drone’ların geliştirilmesine olanak sağlayacağı gerçeği gibi ele alınması gereken tehlikeler olsa da, Dr. Ó hÉigeartaigh insan zekasının yapay bir eşdeğeri olmadığını belirtiyor. 

Şu anda birçok teknolojide kullanılan daha kısıtlı zekadan ziyade, geçmişte uzun süre daha genel yapay zekaya yönelik birçok başarısız öngörü yapılmıştır. Dr. Ó hÉigeartaigh, “Bazıları, şu anki coşkunun da yanlış olduğunu iddia edebilir,” diyor. “Bu alana daha önce emsali görülmemiş miktarlarda yatırımlar yapıldığını ve yapay zekaya yönelik daha genel yaklaşımlara odaklanan heyecan verici projeler de görüyoruz. Bunların bu yüzyılda gerçekleşme ihtimali sadece yüzde elli ihtimal olsa da, bu konu üzerine kafa yoran ve çalışan insanlar bulunmalıdır.” Bir o kadar önemli bir başka noktaya daha değiniyor: Eğer tüm bir Yapay Zeka başarısız olsa bile, bu alanda kaydedilen teknolojik gelişmeler yine de çok önemli olacak ve bu gelişmelerin toplumsal, kültürel ve siyasi etkilerinin dikkate alınması, tartışılması ve derinlemesine şekilde düşünülmesi gerekecek..   

ZEKANIN FARKLI TÜRLERİ

Yapay Zekayla ilgili popüler söylem ve tartışmaların barındırdığı bir diğer mesele ise bu konuyu çok insan merkezci şekilde ele almamız; oysa dünyada farklı zeka türlerinin olduğunu da hesaba katmamız gerekiyor. Dr. Ó hÉigeartaigh insan zekasından kargagiller ailesinden gelen kuzgunların zekasına kadar, hem insanı hem de dünya gezegenini merkeze koyan bir yaklaşımımız olduğunu öne sürüyor: “Kendimizi insan merkezli zekayla sınırlandırmamalıyız. Başlangıç safhasında tanımladığımız ilk projelerimizden biri de “Zekanın Türleri”dir ki, bununla ilgili ön toplantılar yapmaya şimdiden başladık.” Bu kişilerin arasında bonobo zekası, matematiksel mantık ve makine öğrenmesi uzmanı olan, Imperial College’dan Nöroloji Profesörü Murray Shanahan da var. “Bu insanların hepsi, zeka becerilerinin farklı türlerine yönelik nispeten daha yeni fikirler bulmaya yoğunlaşıyor. Zekanın tam olarak ne olduğunu söylemek çok zor olsa da zekanın ne işe yaradığını söylemek ve buradan yola çıkmak belki işimizi kolaylaştırabilir.”

GELİŞEN ZEKA

Bir başka mesele ise bu tip bir Yapay Zekanın nasıl evrimleşeceğidir. Evrimsel biyoloji, deneme yanılma yöntemiyle zaman içerisinde gelişmiştir ve Dr Ó hÉigeartaigh’ın anlattığına göre bu sayede, hata oranı daha yüksek olan bazı organizmalar hata toleransı düşük olan diğer organizmalara kıyasla daha hızlı gelişmiştir. “Algoritmalarımızı ve yapay zekamızı tasarlarken, biz programcıların bunu ne şekilde yapmak istediğimizi seçme şansımız vardır. Deneme yanılma yöntemini kullanmaya bir ölçüde olanak tanıyan evrimsel algoritmalar adını verdiğimiz bir yapay zeka öğrenme sınıfı da vardır.” Ortaya çıkan değişimlere açık olmak istemenizin sebepleri olduğu gibi, buna istek duymayışımızın da nedenleri de var diyor kendisi, “çünkü, sonunda kayda değer bir şey elde edemeyebiliriz veya istenmeyen sonuçlarla karşılaşabiliriz”. 

Bu noktada rol oynayan birçok farklı evrimsel faktör de mevcut. Bilimsel alanlardaki devrimler, yapay zeka alanına daha fazla beyin gücü, daha çok doktora desteği gelmesine ve daha büyük kaynakların ayrılmasına yol açarak, bu konudaki gelişimi adeta patlama düzeyinde hızlandırıyor. “Buna örnek olarak Derin Öğrenmenin ilk zamanlarındaki yüksek başarısını gösterebiliriz. Bu sayede daha fazla kaynak elde edilmiş ve bu yöntemi pek çok üstün başarılı kişi kullanmıştır,” diyor. 

GELECEK

Benzer bir şekilde Yapay Zeka konusunda yapılacak kavramsal atılımlar olduğunu söylemek makuldür, fakat bu atılımları yapmanın ne kadar zaman alacağını veya bunların alandaki gelişmeleri ne kadar hızlandıracağını öngörmek mümkün değildir. “Öngöremediğimiz şeyler büyük bir belirsizlik yaratıyor; dolayısıyla bu kadar ilerleme katettik diye 2070’te genel yapay zekaya sahip olacağımızın kesin olduğunu söylemek saçmadır,” yorumunu yapıyor. Fakat eninde sonunda devrimsel atılımlar yapılacaktır ve bu bağlamda, insanların büyük sosyal etki yaratacak şeyler üzerine özgün ve yaratıcı bir yaklaşımla düşünmesini destekleyen Leverhulme gibi yerlere ihtiyaç vardır.  

Merkez aynı zamanda akademi ve sektörden ziyaretçilerin ağırlandığı, okul atölyeleri ve konferansların düzenleneceği bir üs görevi de görüyor. “Bu vesileyle, uzun vadede geleceğin kanaat önderlerini ve araştırma liderlerini hepimizi etkileyen sorunları ele almaya teşvik etmeye odaklanan bir topluluk oluşturmayı hedefliyoruz. Yaz okullarımıza ve atölyelerimize gelen harikulade gençlerin bu alanda geleceğin endüstri ve siyasi liderlerinin oluşmasında büyük bir rol oynayacağına eminim.”