ERZİNCAN – İliç’teki siyanürlü altın madeninde yaşanan devasa heyelan, tonlarca toprak ve siyanür içeren atık yığınının işçilerin üzerine çökmesiyle 9 emekçinin ölümüne yol açmıştı. Maden, Kanada ve ABD merkezli çokuluslu sermaye ile yerel işbirlikçilerin ortaklığında işletiliyordu. Facia, üretim hızını ve kârı ön plana koyan, iş güvenliği önlemlerini hiçe sayan sömürü modelinin doğrudan sonucuydu. Uyarılara rağmen maden faaliyetlerinin devam ettirilmesi, kamuoyunda “önlenebilir katliam” olarak nitelendirilmişti.
Savcının Mütalaası ve Yargı Süreci
Savcı, 13 sanık için bilinçli taksirle cezalandırma talep ederken, olaydaki idari ve teknik ihmalleri dosyaya yansıttı. 43 sanık arasında maden şirketi yöneticileri, teknik sorumlular ve denetim görevlileri yer alıyor. Tutuklu sanık sayısı ise 3 ile sınırlı kaldı. Bu tablo, maden talanına karışan sermaye güçlerinin etkin yargılanmasının önündeki engelleri bir kez daha gösterdi.
Madencilik Sektöründe Talan ve İş Cinayetleri
Türkiye’de yabancı sermayeye açılan maden sahaları, özellikle altın ve diğer metal madenciliğinde ekolojik yıkım, su kaynaklarının zehirlenmesi ve işçi ölümleriyle sonuçlanıyor. İliç örneği, çokuluslu şirketlerin ucuz emek ve gevşek denetim arayışıyla ülkeyi talan alanına çevirdiğinin somut bir kanıtıdır. Özelleştirme ve teşvik politikalarıyla desteklenen bu model, doğayı ve emekçileri hiçe sayan anti-ekolojik ve anti-emekçi bir anlayışın ürünüdür.
Dava süreci, İliç katliamının tüm sorumlularının – yerli ve yabancı sermaye unsurlarıyla birlikte – gerçek anlamda yargılanıp yargılanmayacağını test edecek. Benzer maden katliamların tekrar yaşanmaması için işçi sınıfının ve halkın yaşam alanlarını savunma mücadelesi kritik önemini koruyor.




































