İHD ve Kayıp Yakınları: Mehmet Zafer Demirkıran’ın Akıbetini Sordu

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 918. haftasında 12 Eylül 1995’te Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde kaybedilen Mehmet Zafer Demirkıran’ın akıbetini sordu.

featured
Paylaş
İHD ve Kayıp Yakınları: Mehmet Zafer Demirkıran’ın Akıbetini Sordu Haberi sesli dinleyebilirsiniz
00:00 --:--
Hız

DİYARBAKIR/AMED – Şube ve kayıp yakınları, 12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümünde bir araya geldi. İHD Amed Şube Eş Başkanı Ercan Yılmaz, darbenin işkence, idam ve faili meçhul cinayetlerle anıldığını, 12 Eylül 2006’daki bombalı saldırıda yaşamını yitirenleri de andıklarını belirtti. Geçmişle yüzleşme ve şeffaf soruşturma talebinde bulundu.

Mehmet Zafer Demirkıran’ın abisi Sabahattin Demirkıran, kardeşinin 19 yaşındayken gözaltına aldığını anlatırken şöyle konuştu:

‘Bugün yaşamın süresince bendeki iki ironik çağrışımdan birini anlatmak istiyorum.

Öncelikle öğrencilik yıllarımda 12 Eylül askeri diktatörlük rejimin ülke yönetimini ele alarak 600.000’den fazla insanın fişlenerek ve yüzbinlerce insanın sakat kalarak işkencel tezgahlarından geçildikten sonra sakat kalarak yaşamını sürdürmesi ve bu karanlık dönemin günlerinden biri.

İkinci ironik çağrışım ise 1995 yılında ki şu gördüğünüz resimdeki 120 tane insanın yaşam öyküleri hemen hemen aynıdır. İşte size basit örneklerinden bir kısmını sunmak istiyorum. Mehmet Salim Acar’ın oğlunun yanında gözaltına alınarak kaybedilişi.

Ali Tekdağ ve Mehmet Tekdağ’ın eşinin yanında şehirde yürürken eşinin yanında ifadesi alınmak üzere Karakola götürülme ifadesi aldıktan sonra serbest bırakılacağına dair götürülen Mehmet Ali Tekdağ ve bir daha dönmeyen ve şu gördüğünüz Mehmet Zafer Demirkıran 19 yaşında benim kardeşim annemin yanında şu 91 yaşında şu anda aramızda bulunan annemin yanında gözaltına alındı.

Silahlı ve maskeli insanlar tarafından evimiz basılarak Bağlar Fatih Mahallesi, yani buraya 700-800 metre ötede. Gözaltına evimiz basılı insanlar tarafından basılarak kardeşimin götürülüp ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılacağına dair anneme telkinlerde bulundu.

Ve o gün birbirine eleman olarak hitap eden insanlar kardeşim Mehmet Zafer’i alarak Beyaz Toros’la evden götürdüler. Götürmeden önce iletişim ağını kesmek amacıyla telefon kablolarını da kopardılar. Değerli basın mensupları, Beyaz Toros’ların ölüm aracı olduğunu bölge insanının tümü biliyordu.

Çünkü 90’lı süreçte çok ciddi işkence tezgahlarından geçtikten sonra sağlık açısından ciddi sorunlar yaşadım. Ben profesyonel bir futbolcuydum. Ve bu sağlık sorunundan dolayı futbolu bırakmak zorunda kaldım. Arkadaşlar Beyaz Toros’un bölge genelinde ölüm yaydığını, ölüm saçtığını hepimiz biliyordum.

Kardeşim alındıktan sonra bir takım paravan insanlar babamla iletişime geçerek kardeşimin Saraykapı yani İç Kale’deki askeri birlikteliğine dair söylemlerde bulundular. Biz kardeşimin akıbetini öğrenmek için annem İç Kale’ye gitti. İç Kale’de orada kapıda nöbet tutan bir askerle ilişkiyi geliştirdi, konuştu. Benim kardeşim çünkü 19 yaşındaydı. Sülüsünü almış, askere gidecekti.

30 Ağustos’ta sülüsünü almış 12 Eylül’de gözaltında gözaltına alındı. 12 gün sonra yani. Şey İçkale’deki o süreçte asker anneme annem askere rica ediyor. Diyor ki oğlum benim oğlumu almışlar buraya getirmişler. Şey asker de diyor ki anne senin oğluna benzer birini buraya getirdiler. O ara sivil giyimli biri yanlarına gelerek askere kızıyor.

Sen yerine git diye anneme diyor ki anne ben de bu bölgeyi tanıyım. Adım Şeyh Mus. Ben Paloğluyum. Zaza kökenli Kürt asıllı biriyim. Ben de burası askeri bir birliktir. Burası karakol değil. Sen çocuğunu karakolda arayacaksın. Anneme telkinlerde bulunarak annemi gönderiyor. Annem eve geldikten sonra sonra bir hafta sonra annemi arıyor Şeyh Mus isimli bu kişi. Anne diyor benim düğünüm var. Seni düğünüme davet ediyorum.

Annem de düğün alıyor çünkü ben olayın işleyişini biliyordum. Annem bir çeyrek alıp düğününe gitmek istiyordu. Sonraki süreçlerde PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan’ın yapmış olduğu açıklamalara göre Şeyh Mus aslılı adlı Kürt kökenli Baloğlu Zaza kişinin aslılı bir katil olduğu söyleniyordu.

Belki de kardeşimin katili, kardeşimi katleden çok ciddi işkence tezgahlarından geçirip o ölümüne sebep olan kişilerden biriydi Şeyh Mus. Tabii buna benzer. Bu aparatın dişlilerinden biriydi Şeyh Mus. Bu parabeliter güç bölge insanının tümününe kan kusuyordu. İç kaleye giren hiçbir insan canlı çıkmıyordu.

Bakın son süreçte orada görev yapmış bir askerin yapmış olduğu Diyarbakır Söz Gazetesi’nin yapmış olduğu bir yazılı açıklamayı size söylemek istiyorum. Diyor ki orada insan etiyle beslenen köpekler İnsanlar katildikten sonra bu köpeklerin önüne atılıyordu. Ve bu insanlar köpekler bu insanların etleriyle beslediyordu.

Ve bir süre sonra 2011 yıllarında orada arkeologların yapmış olduğu kazıda bir takım kemiklere rastlanıldı ve orada işgali de o kemiklere ilk başvuruyu ben yaptım. Oranın bir toplu mezar olduğu söyleniyordu.

Oy, orada katledilen kardeşlerimizin, şu gördüğünüz masum, onurlu insanların daha bir yaşam kalitesi sunabilmek için insanlara bu insanların akıbetleri orada son buluyordu. Bu insanlar antropologların gelip orada inceleme yapmalarını talep etmiştim. Antropologlar buradaki kemikleri çıkarıp bağımsız bir adli tıp merkezinde DNA’ların yapılıp eşleştirilmesini talep etmiştik. Ama bu fiyat koyulan sonuçlandı.

Çünkü Çünkü bu gerçek anlamda ciddi bir katliam süreci, ciddi bir hukuksuzluk ve adaletsizlik. Bakın insan hakları evrensel hukuk ilkelerinden bahsediyoruz. Demokrasiden bahsediyoruz. Arkadaşlar bu ülkede demokrasi ve barışın gelebilmesi için barışın cumartesi anneleri bu meydandan geçmesi gerekiyor. Devlet kendi iç yüzüne hesaplaşmalıdır. Annelerle hesaplaşmalıdır. Bakın annelerimizi birer birer kaybediyoruz. Yaşlanıyoruz.

Ben Annem şu anda 91 yaşında. Ve 31 yıldır bu alanlardayız biz, 31 yıl. 17-18. yıldır buradayız. 1357’den fazla insan katledildi. Göz altına alınıp 17.500 failli meçhul cinayet var. Maalesef biz toplumsal bir demokratik kabul sağlayamadık. Bakın hep aynı insanlar alana gelmektedir. Bu insanların dışında 17.500 insanın ailesi yok mu? 

Eylemde söz alan İHD Amed Şube Eş Başkanımız Ercan Yılmaz konuşmasında şu ifadelere yerdi:

‘Bugün 12 Eylül 1980 darbesinin yıldönümü. Bildiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana demokratik tehamülleri içselleştirmediği için insan hakları mücadele insan hakları Saygı ilkesini hayata geçiremediği için çok defa darbe ile karşı askeri darbe ile askeri müdahalelerle karşı karşıya kalmıştır. Bu darbelerden en kanlısı, en ağırlarından biri de 12 Eylül askeri darbesiydi. Bugün bu darbenin yıl dönümü ve bu darbe ile beraber Türkiye’de zorla kaybetmelerin de yurttaşın gündemine girdiğini ve zorla kaybetme fiillerinin Aslında başlangıçlarından biri, milatlarından biri olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Özellikle Mikail Kırbayır, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl gibi 80 darbesi akabinde zorla kaybedilen yurttaşlar aradan geçen 46 yıla rağmen hala kendileri hakkında herhangi bir bilgi olmadığı gibi ailelerinin adalet arayışına da herhangi olumlu bir cevap verilemedi.

Yine bugün 2006 yılında şu an bulunduğumuz yerde yaşanan patlamanın da yılın önü 12 Eylül 2006 tarihinde Diyarbakır’da Türk İntikam Tugayı isimli grubun gerçekleştirmiş olduğu bombalı saldırıda bu alanda 10 yurttaş yaşamını yitirdi.

Bu olaya dair de her ne kadar soruşturma başlatılsa ve sembolik bazı cezalandırmalar olsa da olayı planlayan Ve olayın arka planının aradan geçen 20 yılda hala açığa çıkmadığını belirtmek istiyoruz. Türkiye’de gerçekten geçmişle yüzleşmenin geleceği kurmadaki önemine her hafta buradan dikkat çekiyoruz.

Bu hafta da hem 12 Eylül 1980 darbesinde insanlığa aykırı bir şekilde yaşanan olayların tamamının açığa çıkarılması hem de 12 Eylül 2006 tarihinde gerçekleştirilen bombalı saldırıda yaşamını yitiren tüm yurttaşları saygıyla andığımızı ifade etmek istiyoruz ve her iki olaya dair de şeffaf ve vicdanları rahatlatan bir soruşturma talep ediyoruz.’

Eylemde İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu Üyelerinden Berfin Elçi, Mehmet Zafer Demirkıran’ın hikayesini okudu: 

Zafer Demirkıran ailesi ile birlikte Diyarbakır/ Bağlar’da yaşamaktadır. Çalışmak için önce İstanbul ardından Mersin’e gider. Mehmet Zafer askerlik celbi gelince çalıştığı Mersin’den 30 Ağustos 1995 tarihinde Diyarbakır’a döner. 31 Ağustos’ta askerlik dairesine giderek işlemlerini başlatır. Ardından askere sevk belgesini alır ve ailesinin yanında birliğe gideceği günü beklemeye başlar.

12 Eylül 1995 tarihinde saat 22:00 civarında Demirkıran Ailesi’nin evi kendilerini polis olarak tanıtan silahlı 6-7 kişi tarafından basılır. Plakasız bir Toros ve yalnızca ön tarafında 21 R 789 plakası bulunan beyaz Şahin araçla gelen bu kişiler, Mehmet Zafer’i “İfadesi alınıp bırakılacak” diyerek Beyaz Toros araca bindirip götürür. Gitmeden önce de Demirkıran Ailesi’nin telefon kablolarını keserek onların haberleşmelerini engeller.

Hemen karakola giden aile “bizde yok” cevabını alınca Diyarbakır’daki bütün karakol noktalarına giderek oğullarını sorar. Aldıkları cevap hep aynıdır; “bizde yok!” OHAL Valiliği, DGM Savcılığı, Jandarma ve Emniyet’e yaptıkları başvurular da sonuçsuz bırakılır. Aile Mehmet Zafer’in Saraykapı’daki JİTEM merkezine götürüldüğü duyumunu alır. Bunun üzerine anne Behiye Demirkıran, sürekli JİTEM merkezinin bulunduğu Jandarma Merkez Komutanlığı’na giderek oğlunu sorar. Annenin ısrarlı soruları üzerine kapıdaki nöbetçi asker, ona oğlunun tarifine uyan birinin oraya getirildiğini söyler.

Başvuruları sonuçsuz kalan aile İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesine başvurur. Yasal girişimlerde bulunan İHD, Uluslararası Af Örgütü ile de temasa geçer. Gerekli araştırmaları yapan Uluslararası Af Örgütü, 18 Ekim 1995 tarihinde yayınladığı “kayıp” başlıklı raporla gözaltına alındığı kabul edilmeyen Mehmet Zafer Demirkıran’ın can güvenliğinden endişe ettiklerini uluslararası kamuoyuna duyurur.

Ailenin, İnsan Hakları Derneği’nin ve Uluslararası Af Örgütü’nün girişimleri sonuçsuz bırakılır. 31 yıldır Mehmet Zafer’i arayan aile inkar ve cezasızlıkla karşılaşır. Baba Demirkıran, oğlunun akıbetine ve adalete ulaşamadan 2001 yılında vefat eder. 90 yaşındaki anne Behiye Demirkıran ise halaoğluna ve adalete ulaşmak için mücadele etmektedir. 

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

KAI ile Sohbet Et

DEV-KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir