Babür Pınar

Hırsıza Bey Demek

Kapitalist toplumda hırsızlığın koşulları her gün yeniden var olur; bu nedenle kapitalist sistemde hırsızlığı ortadan kaldırmak hedefi doğrultusunda çaba abesle iştigaldir. Hırsızlığın rahmi sömürü toplumudur.

Yıllar önce; cüzdanımı çalmaya teşebbüs anında, kolundan yakaladığım hırsıza, “şerefsiz” deyince; adam öylesine bir alınganlık gösterdi ve bana öyle mahzun baktı ki; vicdanımın beni suçlayan çığlıgını duydum o an. Adama “şerefsiz” dediğime, diyeceğime pişman oldum.

Adamın hırsız olduğu somut bir durumdu. O da bu durumunu kabullenmişti, ama şerefsiz olarak tanımlanmayı, kendine yedirmez bir tavrı vardı.

Üstüne üstlük orada, o hengame içerisinde, hırsız; bana ders vermeyi de ihmal etmedi.

“O kadar ‘büyük hırsız’ var memlekette; onlara gücün yetmiyor, bana şerefsiz diyorsun! “ deyince de; (Ki o zamanlar, sosyalist harekete yeni katılmış genç bir adamdım ve “hırsızlığa sürüklenmesinin de insanın suçu olmadığına” ilişkin fikirler kafamda uçuşuyordu.) hırsıza; “yahu öyle demek istemedim” sözleri dökülüverdi dilimden.

Kuşkusuz sonraları “hırsızlık” konusundaki fikri eksikliğimi önemli ölçüde giderdim.

Şerefli namıyla halkın onay ve takdirini elde etmiş çok büyük hırsızları gördükçe, tanıdıkça; Kapitalist sistem hukukunun küçük hırsızlara yapılan haksızlıkları giderecek ve ilgili kanunun “eşitlik ilkesine” uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerektiği, kanatine vardım(!) Kuşkusuz bununla da kalmayarak; küçük hırsızlara, toplum içerisinde “küçük” düşürücü hitapları mas edecek şekilde “bey” diye seslenmenin bir sakıncası olmadığını ve çapı küçük çalma/çırpma eylemi gerçekleştiren eşkiyaları da “efe” sayma babından, kendi ölçeklerinde “vizyon törenleri” yapmak gerektiği (!) fikrine vardım.

Espri yeter !
Asıl konuya gelelim.

Büyük hırsızla küçük hırsızı benzeşik kılan pratik; üretenin yaratısını, farklı yöntem ve araçlar kullanarak dolaylı ya da doğrudan gasp etmektir.

Gasp somuttur. Gasp pratiği kendini duyumsatacak kadar soğuktur. Yaptığı gasbın inkarı doğrultusunda gaspçının öne sürdüğü fikir ne kadar parlak olursa olsun; gasbın soğuk dokunuşunun gasp edilene duyumsattıklarını bu sözler yığını engelleyemez.

Hırsızların büyük çoğunluğunun, tanrı inancını vurgulayan söylemi, belirgin biçimde kullandıkları ve fanatik milliyetçi söylemi kullanmanın da ustası oldukları bilinen bir durumdur. Hırsızlar, dinsel ve etnik argümanları göstere göstere kullanmanın kendilerine getirdiği avantajın farkındadırlar ve bu farkındalığın getirisi de; bu argümanları, söylemlerinin tacı yapmalarının kışkırtıcı gerekçesidir.

Öte yandan “demokrasi, eşitlik” kavramlarının da öteki hak gaspçılarının diline pelesenk olmasının; bu kavramların kullanım değeriyle ilgili olduğu bilinen gerçekliktir.

Gasp eylemine dolaylı veya doğrudan katılma arasında nüans vardır. Eğitimli/eğitimsiz olması; işçi, köylü, burjuva, öğretmen, öğrenci olması; solcu ya da sağcı olması; insanın hırsız olmasını ya da hırsızlığa dolaylı katkı vermesinin vasfını belirlemiyor.

Kapitalist toplumda hırsızlığın koşulları her gün yeniden var olur; bu nedenle kapitalist sistemde hırsızlığı ortadan kaldırmak hedefi doğrultusunda çaba abesle iştigaldir. Hırsızlığın rahmi sömürü toplumudur. Bir toplumda sömürü varsa; o toplum, hırsızlığın kaçınılmaz gerçekleşeceği ön kabulü üzerine şekillenir. Sömürü, sınıflı toplumun normalidir ve bu demektir ki; kapitalist toplumda sömürü yasal gasptır. Hatta diyebiliriz ki; insanın emeğinin sömürülmesi; gasp eylemi olarak; diğer tüm hırsızlıkların varoluş zemininin esas unsurudur. Hırsızlık; bir malı gasp etme eylemi ile sınırlandırılamaz. Örneğin “bir insanın düşünsel yaratısını çalmak” ve hatta “ zamanını, yaşamını, anılarını çalmak” eylemini de içerecek şekilde hırsızlığın sınırı geniştir. Aynı şekilde, hak ya da emek bir “mal” değildir ancak insana ait bir değerdir ve hakkın ve emeğin gasp edilmesi hırsızlıktır. Yasadışı sayılan gasp/hırsızlık ise kapitalizmin yasal saydığı gaspın/hırsızlığın “nesebi belirsiz” kardeşidir.

Kapitalist toplumda gasp eyleminin ortamı kaldırılamaz dolayısıyla hırsızlık yok edilemez ancak bazı tedbirlerle dizginlenebilir.

Bu gerçekliğe binaen; hırsızlığı ortadan kaldırma ham hayaline kapılmak yerine, hırsıza çalma olanağı vermemek için, olabildiğince tedbir almak gasp riskini küçültebilir.

Bu eksende, ilk saptama;

Vuracaksanız; hırsızlığa eğilimi güçlendiren zemini tahrip edilmesini sağlayacaksınız. Örnek; insanların insanca yaşam koşullarında yaşaması yasal hırsızlığı, yani sömürüyü ortadan kaldırmaz, ama yaşadışı hırsızlığa yönelimi azaltır. İnsanların iş yapabildiği ve dolayısıyla geçimini temin ettiği toplumun inşası; yasa dışı hırsızlığı frenleyici faktördür.

Amerikan, Fransız, Alman, Rus, İsrail, Filistin, Türk kürt, Ermeni, laz, vb. ayrımı yapmaksızın; Hristiyan, musevi, müslüman, hangi dini inançta olursa olsun ya da hangi mezhep aidietindeyse tüm burjuvaların sömürücü; yani kapitalizmin “normaline göre” yasal gaspçı olduğunu hırsız olduğunu kabul edecek ve gardınızı ona göre alacaksınız.

Aynı minvalde; ulusal, dinsel ve mezhebi kimliğine bakmaksızın kadın ya da erkek ayrımcılığı yapmaksızın; yasadışı hırsızlığa bulaşan kişileri ve gasptan pay alan aile efradını teşhir etmekte tereddüt etmeyeceksiniz.
Bu noktada bu eylemi gerçekleştirirken; aile, etnik aidiyet, dinsel birliktelik ayrımı yapmaktan “özel” ihtimamla uzak durmak ön koşulunu görev listesinin başına yazacaksınız. Yani öteki mahallenin hırsızına şerefsiz derken; kendi mahallenizin hırsızına “efe” demeyeceksiniz.

Demem o ki; sizin ideolojik ve siyasi olarak hırsızla aynı mahallede/cephede olmanız; hırsızın çalma eylemine maruz kalmayacağınızın garantisi olmadığını pratiğinizle bildiğiniz halde; “Kol kırılır yen içinde kalır” diyerek gerçekliğe göz yummayacaksınız. Örneğin, Sağ cephede çeteleşmiş ilişkiler ağında yer alan kişi ve gruplara karşı tavizsiz gard alırken; “sol” etiketini şitayişle yakasına yapıştırarak; iktidar hırsıyla gözü dönmüş halde sendikalarda, sivil toplum örgütlerinde, sol partilerde, öteki insanları seçilme hakkından mahrum etme fiilini, hak gaspını, hırsızlığı sürdüren erkeklerin, kadınların; “demokrasi, özgürlük, sosyalizm” kavramlarını söylemlerine taç etmelerine sessiz kalmayacaksınız. Aynı mahalleden oluşunuz; bu tür insanların, her tür gasp ve hırsızlık eylemini görmeyecek kadar gözünüzü kör etmeyecek.

Hırsızdan sömürülen, ezilen insana dost olmaz. Yasal gaspçı (sömürücü) veya yasadışı gaspçıyla “ bize yakın” gerekçesiyle ilişki kuran “sol” örgütlerin ve bireylerin şu veya bu şekilde, giderek egemen iktidarın hizmetine girmelerinin nedeni, kendine yakın duran hırsıza töleranslı olmalarıdır.
Mahallenin gaspçısına göz yummak, karşı mahallenin gaspçısına göz yummanın ilk adımıdır. Kuraldır; kendi mahallesinin sömürücüsünün, hırsızının eylemini görmezden gelen karşı mahallenin sömürücüsüyle, hırsızıyla uzlaşır.

Ve bir saptama daha ; Hırsızlık sisteminden pay alma pratiğini tümüyle reddedeceksiniz. Ayırımsız, hem büyük hırsıza ve hem de küçük hırsıza karşı gard alacaksınız.

Hırsızlar çetesinin başını eleştirirken; Hırsızlığın ne denli büyük getirisi olduğundan fazlaca söz etmeyeceksiniz; çünkü bu eleştirinizle; farkında olmadan, o büyük ganimetten kendilerine de pay düşeceği zannıyla çete başının iktidarının sürmesi için, çete içerisindeki küçük hırsızların, eylemlerini daha azimli ve şevkle yapmasına katkı vermeniz mümkün olmaktadır.

Devamla; Büyük hırsızın baskısı nedeniyle küçükler de gaspa müdahil oldular demeyeceksiniz; hırsızlık sistemine, herkesin kendi çapı kadar dahil olduğu gerçeğini inkar; problemin çözümünde tutarsızlığa yol açıyor. Bu noktada altını çizerek vurgulamak gerekir; insanın insanı sömürüsü merkezli inşa olmuş bir toplumda, büyük çoğunluk kendi beceri çapı kadar büyüklükte hırsızlık eylemini gerçekleştirir. Gaspın toplumsal meşruiyet kazanması; o topumdaki büyük çoğunluğun, çapı ölçeğinde hırsızlık yapmasıyla doğrudan ilintilidir.

Bu nedenle, büyük hırsızların serbestçe at oynatmasını sağlayan zeminin aşınmasının /çözülmesinin; hırsızlığı hangi ölçüde sürdürüyorsa sürdürsün, toplumun çoğunluğunun kendi gasp eyleminin de koşul ve olanaklarını ortadan kaldıracağı endişesi, sıkıntısı (sendromu); toplumun çoğunluğunun gaspı ortadan kaldırma eyleminden kaçmasının nedenlerinden biridir. Bu önemli bir gerçekliktir. Açık söylemek gerekir ki; hırsızlığın sistematikleşerek sürdürülmesi “günahı” toplumun büyük çoğunluğuna aittir.

Bu gerçekleği de göz ardı etmeksizin denilebilir ki; çalma/çırpma olanaklarının ortadan kaldırılması mücadelesi içerisine girerseniz ve çalma/çırpma/yolsuzluk zemininin aşındığı intibasını yaratacak algının zemini olacak mücadele yürütürseniz; o ölçüde; tüm hırsızların çete başından kopma zeminini güçlendirebilirsiniz. Dahası toplumun büyük çoğunluğu olan, küçük gaspçıların hırsızlığı meşru sayma zeminin aşınmasını sağlarsınız. Ve kuşkusuz hırsızlık siteminin temelini aşındıran mücadele; çete başının sonunu getirecek olgunun filizlenmesine ve bu durum aynı zamanda toplumun çoğunluğunun da ötekinin değerini ele geçirme eyleminden cayması zeminine katkı olacaktır.

Ya yoksa bütün bu karşı tavrı gerçekleştirmeye gücüm yetmez ve “derdi bana mı düştü” “kaderimde varsa ezilmek neye yarar üzülmek” “beni, kendi çıkarımın korunması ilgilendirir.” deyip,” toplumsal arınma” için mücadeleye katılmaktan imtina ediyorsanız; o zaman hiç itirazsız(!) tüm hırsızları efe kabul ederek; küçük/ büyük ayrımı yapmadan kendi “mahallenizde” kök salmış “beylerin” koruyucu ve esirgeyici gücüne sığınmanız ve çapınız ölçeğinde yapabildiğiniz küçük gasp eylemini sürdürebilme umudunuzun sönmemesini sağlayan durumu güvence altına almanız elvadır.

Sömürü sisteminin işleyişinin sunduğu kemik payınının kıymetini bilin ve umutsuz yolculuklara çıkmayın. Siz yine kendi mahallenizin efesinin “gıçının gılı” güruha dahil olarak varolun.
Efendi, iktidarına sığınana ve itaat edene lütufkardır.

Gelelim sadede;

Sömürü ve gaspı “normal durum” olarak kabullenmek beni rahatsız ediyor diyorsanız; önce kendi bünyemizdeki safrayı dışarı atmakla ilk adımı atmamız gerektiğinden hareketle; vakti geçmiş olsa da ve geç kalmış olsak da, ”zararın neresinden dönsek yarardır” deyip kolları sıvalamalıyız.
Diğer mahallenin gaspçılarının, hırsızlarının birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya seriyor olmasının, rahatlatıcı havasına kapılmaksızın; “kol kırılır, yen içinde kalır dememeyi ilk koşul sayarak; Mahallemizdeki hak gaspçılarını gözden kaçırmadan; hırsızlara karşı savaş işini; kendi mahallemizdeki safraları da içerisine alacak şekilde yürüteceğiz.

Mahallemizden başlayarak, ülkedeki tüm hırsızları, iktidar hırsıyla gözü dönmüş hak gaspçılarını dizginlemek için yol açıcı adım atma cesareti göstermek ön koşuldur.

Evet! Önce kendi mahallemizdeki evlerin önünü temizlemekle işe başlamalıyız ki; öteki mahalle halkını; evinizin önü kirli diyebilme haklılığıyla, göğsümüzü gere gere mücadeleye davet edebilelim.

Samimiyetimizin ve hakikiliğimizin testten geçmesi için turnusol görevi yapacak pratiği gerçekleştirmemiz gereklidir.

Kendi mahallemizin safrasına vuracağımız her darbe; sömürü sisteminin savunma hattında açılan bir gediktir.

Son cümle;

Mücadelemizin önünü tıkayan bireysel travmasıyla sosyalist hareketi lekeleyen ve burjuvaziye karşı mücadeleye sekte vuran safraları temizlemek yükümlülüğümüzdür ve bu safrayı teşhire ve temizlemeye bugünden başlamak zorunluluktur ve zorunlu yapılması gerekeni yapmak için “devrimi” beklemek de gerekmiyor.

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!