İSTANBUL – Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat 2024’te meydana gelen ve 9 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasına ilişkin davada, şirket yöneticisi Iain Ronald Guille’in ev hapsini İstanbul’da lüks bir otelde geçirdiği ortaya çıktı. SSR Mining ile Çalık Holding ortaklığındaki Anagold’a ait Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan heyelana ilişkin davanın dokuzuncu duruşması, Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Guille’in kaldığı otelin SPA merkezi, yüzme havuzları ve restoranlar gibi olanaklara sahip olduğu, gecelik oda fiyatlarının ise çeşitli turizm sitelerinde 10 bin liradan başladığının belirtildiği aktarıldı. Sanığın ev hapsi kapsamında hangi alanlara erişebildiği ve tedbirin pratikte nasıl uygulandığı ise tartışma konusu oldu.
“Havuza gidebiliyor mu, açık büfe kahvaltısını yapabiliyor mı?”
İşçi ailelerinin avukatlarından Ümit Altaş, sanığın otelde tutulmasına tepki gösterdi. Ev hapsi kararının sınırlarının nasıl belirlendiğini sorgulayan Altaş, sanığın sabit ikametgâhı bulunmadığı hâlde otelde kalabilmesini ve sağlık raporuyla duruşmaya katılmamasını eleştirdi.
Altaş, “Ev hapsi verdiğiniz kişiyi beş yıldızlı otelde tutuyorsunuz. Sınırı nasıl belirliyorsunuz? Havuza gidebiliyor mu? Açık büfe kahvaltısını yapabiliyor mu?” sözleriyle uygulamaya tepki gösterdi. İşçi ailelerinin sıradan işlemler için dahi zorluk yaşadığını belirten Altaş, sanığa tanınan koşulların eşitlik ilkesi açısından sorgulanması gerektiğini ifade etti.
Dokuz işçinin ölümüne ilişkin dava sürüyor
Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen heyelanda Adnan Keklik, Kenan Öz, Ramazan Çimen, Uğur Yıldız, Abdurrahman Şahin, Fahrettin Keklik, Mehmet Kazar, Şaban Yılmaz ve Hüseyin Kara yaşamını yitirmişti. Facia, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yeterliliği ile madencilik faaliyetlerinin denetimi konularını yeniden gündeme getirmişti.
Davada 43 sanık yargılanıyor. Savcılık, Nisan 2026’da sunduğu esas hakkındaki mütalaasında 13 sanığın cezalandırılmasını talep etmişti.
Maden şirketleri için ayrıcalık, işçi aileleri için adalet mücadelesi
İliç’te dokuz işçinin yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden iki yılı aşkın süre geçerken, işçi ailelerinin temel talebi sorumluların yargı önünde hesap vermesi. Sanıklardan birinin lüks bir otelde ev hapsinde tutulması, emekçilerin yaşamı söz konusu olduğunda alınan önlemler ile şirket yöneticilerine uygulanan sözde adli tedbirler arasındaki eşitsizlik sermaye devletinin hukuksal niteliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Madencilik faaliyetlerinde üretim ve kâr hedeflerinin işçi sağlığının önüne geçirilmesinin, denetim eksiklikliğinin ve patronlara uygulanan cezasızlık politikalarının sonuçları iş cinayetleri ve toplu işçi katliamlarının başlıca temelini oluşturuyo. İliç davasında da yalnızca katliamın nasıl meydana geldiğinin değil, risklerin önceden bilinip bilinmediğinin, denetim mekanizmalarının nasıl işlediğinin ve sorumluluğun hangi kademelerde bulunduğunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

































