1. Haberler
  2. Düşün Atolyesi
  3. Rosa Luxemburg: Barbarlığa Karşı Sosyalizmin Bayrağı

Rosa Luxemburg: Barbarlığa Karşı Sosyalizmin Bayrağı

Luxemburg'un düşünceleri, Marksizmin en özgün ve devrimci yorumlarından birini temsil eder.

featured
0
Paylaş

Rosa Luxemburg: Devrimin Ölümsüz Kızıl Gülü – Barbarlığa Karşı Sosyalizmin Bayrağı

Bugün, 15 Ocak 2026, devrimci proletaryanın unutulmaz savaşçısı Rosa Luxemburg’un katledilişinin 107. yıldönümü. 1919’da Berlin’in soğuk sokaklarında, Alman Freikorps çeteleri tarafından vahşice öldürülen bu enternasyonalist devrimci, kapitalizmin barbarlığına karşı sosyalizmin bayrağını yükselten bir simge olarak yaşıyor. Luxemburg, sadece bir teorisyen değil, kitlelerin devrimci mücadelesinde aktif bir önder; emperyalizmin sömürüsüne, revizyonist uzlaşmacılığa ve ulusalcı bölünmelere karşı duran bir savaşçıydı. Onun hayatı, görüşleri ve uluslararası etkisi, bugünün neoliberal vahşetine karşı direnen işçi sınıfı için hâlâ bir pusula niteliğinde. Devrimci Düşün Gazetesi olarak, Luxemburg’un anısını, proletaryanın kurtuluş mücadelesinde ölümsüzleştirmek için bu makaleyi kaleme alıyoruz – çünkü devrim, ancak onun gibi cesur figürlerin izinde gerçekleşebilir.

Polonya’dan Berlin’e, Devrimin Kalbine

Rosa Luxemburg, 5 Mart 1871’de, Rus İmparatorluğu’na bağlı Polonya’nın Zamość kentinde, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, Polonya’nın ulusal baskı altında ezildiği bir dönemde geçti; bu ortam, onun erken yaşta sosyalist fikirlerle tanışmasını sağladı. Henüz lise yıllarında, yeraltı devrimci gruplara katılarak otoritelere karşı “isyankâr tutumu” nedeniyle altın madalya hakkını kaybetti. 1889’da Polonya’dan kaçmak zorunda kalan Luxemburg, İsviçre’nin Zürih Üniversitesi’nde ekonomi eğitimi aldı ve kadınlar için nadir görülen bir başarıyla doktora derecesi elde etti – bu, dönemin cinsiyetçi engellerine karşı bir zaferdi.

1893’te Polonya Sosyal Demokrat Partisi’ni (SDKPiL) kurarak, Polonya işçi hareketinde öncü rol oynadı. Luxemburg, ulusal bağımsızlık taleplerini burjuva milliyetçiliği olarak görerek reddetti; onun için sosyalizm, ulusal sınırları aşan enternasyonal bir mücadeleydi. 1898’de Almanya’ya taşınarak Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD) katıldı. Burada, Eduard Bernstein’in revizyonist fikirlerine karşı en sert muhaliflerden biri oldu: Reformlarla kapitalizmi “ıslah etmek” yerine, devrimci kitle eylemleriyle yıkmayı savundu. 1905 Rus Devrimi sırasında Polonya’ya gizlice dönerek aktif rol aldı, tutuklandı ve hapisten çıktıktan sonra devrimin derslerini teorileştirdi.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, SPD’nin savaş yanlısı tutumuna karşı çıktı ve Karl Liebknecht ile Spartaküs Ligi’ni kurdu. Bu grup, savaş karşıtı enternasyonalist bir çizgideydi ve sonunda Almanya Komünist Partisi’nin (KPD) temelini attı. Luxemburg’un hayatı, 1918-1919 Alman Devrimi sırasında doruğa ulaştı: İşçi konseyleri ve kitle grevleri örgütledi. Ancak sosyal demokrat hükümetin Freikorps paramiliter güçlerini devrimcilere saldırtmasıyla, 15 Ocak 1919’da Liebknecht ile birlikte katledildi. Vücudu Spree Nehri’ne atıldı – bu, kapitalizmin devrimcilere karşı vahşetinin simgesi oldu. Luxemburg’un biyografisi, bir bireyin değil, proletaryanın kolektif mücadelesinin hikâyesidir: O, üç ülkede (Polonya, Rusya, Almanya) ve İkinci Enternasyonal’de liderlik ederek, devrimin sınır tanımazlığını somutlaştırdı.

Sosyalizm mi, Barbarlık mı?

Luxemburg’un düşünceleri, Marksizmin en özgün ve devrimci yorumlarından birini temsil eder. O, kapitalizmin iç çelişkilerini derinlemesine analiz etti: 1913’te yayımlanan Sermayenin Birikimi adlı eserinde, emperyalizmin kapitalizmin zorunlu bir uzantısı olduğunu gösterdi. Kapitalizm, sömürüyü sürdürmek için sürekli genişlemek zorunda; bu da kolonyalizm ve savaşlara yol açar. Luxemburg, Lenin’den önce emperyalizmi teorileştirerek, küresel sömürünün köklerini ifşa etti.

Reform-devrim tartışmasında Luxemburg, uzlaşmacılığa karşı çıktı. Bernstein’in “evrimci sosyalizm”ine karşı Reform mu Devrim mi? (1899) adlı broşüründe, parlamenter yolun kapitalizmi güçlendireceğini savundu. Onun için sosyalizm, kitlelerin eylemiyle –özellikle genel grevlerle– kazanılabilirdi. 1905 Rus Devrimi’nden ilhamla, Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar (1906) adlı çalışmasında, grevleri devrimin motoru olarak gördü: Bu, bürokratik parti yapılarının ötesinde, işçilerin doğrudan demokrasisini vurgular.

Enternasyonalizmi, Luxemburg’un düşüncesinin kalbiydi. Ulusal bağımsızlık taleplerini, proletaryayı bölen bir tuzak olarak eleştirdi; Marx ve Engels’in Polonya milliyetçiliğini desteklemesine bile karşı çıktı, çünkü bu burjuvaziyi güçlendirirdi. Savaş karşıtlığı da buradan doğdu: Birinci Dünya Savaşı’nı “proletaryanın kendi cellatlarına oy vermesi” olarak niteledi. Luxemburg, sosyalizmi demokrasiyle bütünleştirdi: “Özgürlük, her zaman farklı düşünenlerin özgürlüğüdür” diyerek, Bolşevik Devrimi’ni desteklerken bile Lenin’in parti diktatörlüğünü eleştirdi. Onun humanizm temelli Marksizmi, bürokratik sosyalizme karşı bir uyarıydı.

Sınırlar Ötesi Mücadele

Rosa Luxemburg, devrimci mücadelenin uluslararası bir figürü olarak parladı. İkinci Enternasyonal’de (1889-1916) en radikal seslerden biriydi; savaş karşıtı kararları savundu ve milliyetçiliği lanetledi. Polonya, Almanya ve Rusya’daki hareketlerde liderlik ederek, sosyalizmin sınır tanımazlığını kanıtladı. Kadın hakları savunucusu olarak, cinsiyet eşitliğini sınıf mücadelesinin parçası gördü; Yahudi kökenine rağmen antisemitizme karşı durdu.

Etkisi, ölümünden sonra da sürdü. Luxemburg’un fikirleri, binlerce devrimciye öğretmeye devam etti/ediyor. Sınıf mücadelesinin olduğu her yerde, anti-emperyalist direnişlerde Luxemburg’un yankısı duyulur. O, sosyalizmin yalnıca”ulusal” değil, küresel bir ufuk olduğunu göstererek, bugünün emperyalist savaşlarına karşı bir ilham kaynağı olmayı da sürdürüyor.

Rosa Luxemburg’un katledildi ama onun fikirleri yaşıyor. Bugün, kapitalizmin krizinde –iklim yıkımı, savaşlar, yoksulluk– Luxemburg’un sözü yankılanıyor: “Sosyalizm ya da barbarlık!”

Onu an(la)mak, pasif bir tören yada sloganik söylemler bütünü değil, aktif bir mücadele çağrısı, siyasi iktidar perspektifinde ısrar, örgütlenmede ısrardır, reformizmden, parlamenterizmden ve doğmatizmden kopuştur.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
k_zg_n
Kızgın
0
_a_rm_
Şaşırmış
https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.