İSTANBUL – Bildirgede, Türkiye Cumhuriyeti savaş halinde olsaydı dahi dokunulamayacak hakların bugün barış koşullarında ihlal edildiği belirtildi. Anayasa’nın 15. maddesinde tanımlanan “sert çekirdek” haklar arasında yer alan masumiyet karinesi, düşünce özgürlüğü ve kişinin maddi-manevi varlığının korunmasının 2025-26 adli yılında çiğnendiği kaydedildi. İstanbul Barosu’nun ülke genelindeki avukatların yaklaşık üçte birini temsil ettiği hatırlatılarak, geride kalan adli yılın bilançosunun kamuoyuna sunulduğu ifade edildi.
Tutuklama uygulamasının yargısız infaza dönüşmesi
Şafak vakti konut baskınları, ters kelepçe ve toplu teşhir uygulamalarıyla başlayan, tahliye sonrası yeniden tutuklamaya varan süreçler eleştirildi. Tutuklamanın delilden değil kişiden hareketle yapıldığı, kişinin önce özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, delillerin sonradan arandığı ve iddianamelerin aylar hatta yıllar sonra hazırlandığı belirtildi. Bu uygulamanın Anayasa’nın 6. maddesindeki egemenlik yetkisinin kaynağına ilişkin yasağa aykırı olduğu ve egemenlik gaspı niteliği taşıdığı ifade edildi.
Silivri yargılamaları ve adil yargılama testleri
Baro, son altı aydır Silivri’deki duruşmaları yerinde izlediğini ve raporladığını açıkladı. Adil yargılamanın üç temel ölçütü olarak mekan, vakit ve nakit unsurları sıralandı. İstanbul dışındaki belediyelere ilişkin davaların Silivri’de görülmesi, duruşma sürelerinin dengesiz ve aşırı uzun tutulması, savunma hakkının kısıtlanması ve tutukluluğa itirazların dosya üzerinden geçiştirilmesi nedeniyle bu ölçütlerin ihlal edildiği belirtildi.
Hapishane koşulları ve insan haysiyeti
İstanbul hapishanelerinde doluluğun kapasitenin en az iki katına, Silivri’de üç katına çıktığı; barınma ve sağlık haklarının fiilen kullanılamaz hale geldiği kaydedildi. Mahpusların onayı olmaksızın gece yarısı hücrelerinden alınarak savcılığa götürülmesi veya gerekçesiz biçimde İstanbul dışındaki cezaevlerine nakledilmesinin mahpusa eziyet, yakınlarına ise cezalandırma olduğu vurgulandı. Mahpusluğun haklardan yoksunluk anlamına gelmediği ve insan haysiyetinin hapishane kapısında durmadığı ifade edildi.
Cezasızlık ve ayrımcılık politikası
Geniş kapsamlı ihlallerin faillerinin cezasız kaldığı, hatta ödüllendirildiği; bir yanda kin ve nefretle belirlenen bastırma, diğer yanda ayrımcı ayrıcalıkların hukuk dışılığı oluşturduğu belirtildi. Cezasızlık politikasının hukuka tabi olmada eşitsizliği yaygınlaştırdığı ve ayrımcılığı derinleştirdiği kaydedildi.
Kamu makamlarına ve yargı organlarına çağrılar
Bildirgede bütün kamu makamlarının Anayasa’nın emredici ve yasaklayıcı hükümlerine uyması, mülki idare amirleri ile kolluk güçlerinin yurttaşlar arasında ayrım yapmaması ve suç teşkil eden emirler vermemesi, yargı organlarının sav-savunma-hüküm diyalektiği içinde adil yargılama gereklerini yerine getirmesi ve yargı kararlarına uyması istendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 13 Mayıs 2025’te imzaya açılan Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni onaylaması çağrısında bulunuldu.
İstanbul Barosu’nun kararlılığı ve tutuklu avukatlar
Baro, 10 Aralık 2025 Bildirgesi’nden 3-4 Nisan 2026 uluslararası toplantısına uzanan çizgide savunmanın uluslararası dayanışmasının itici gücü olmayı sürdüreceğini; 2026-27 adli yılında da duruşmaları izlemeye, hapishaneleri ziyaret etmeye, gözlem raporları hazırlamaya, keyfî kararlara karşı yargı yollarına başvuruya ve mağdur yurttaşlara adli yardımda bulunmaya devam edeceğini açıkladı. Tutuklu avukatların tutukluluk koşullarının bulunmadığı, Anayasa’ya aykırı tutuklamaların ardından her ay yapılan itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılması, savunma hakkının kullanılması ve gerekçeli karar verilmesi yönünde ısrarlı takip yürütüldüğü; üyelerin bir an önce serbest bırakılması için girişimlerde bulunulduğu belirtildi.





































