İSTANBUL – Türkiye’nin iklim kriziyle mücadele vaadiyle yasalaştırdığı İklim Yasası, kabulünün üzerinden geçen kısa sürede tartışmalı bir tabloyu beraberinde getirdi. Çevreci grupların “doğa koruma” beklentisinin aksine, yasanın hemen ardından Türkiye’nin 40 farklı şehrini kapsayan 104 yeni maden arama ruhsatı onaylandı. Bu durum, “yeşil dönüşüm” adı altında ekolojik dengenin gözetilip gözetilmediği sorusunu gündeme taşıdı.
Varto ve Karlıova
Ruhsat hareketliliğinin en taze ve dikkat çekici örneği Muş ve Bingöl sınırlarında yaşanıyor. ABD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından planlanan iki büyük Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi, bölge halkı ve aktivistler tarafından mercek altına alındı.
- Muş / Varto (Gimgim): Bölgenin ekosistemini doğrudan etkileyecek olan sondaj ve santral çalışmaları için hazırlıklar başladı.
- Bingöl / Karlıova (Kanîreş): Jeolojik açıdan kritik bir noktada bulunan ilçede, JES projelerinin tarım alanları ve su kaynakları üzerindeki etkisi tartışılıyor.
Uzmanlar ve Yerel Halk Endişeli
Projelerin “yenilenebilir enerji” etiketiyle sunulmasına rağmen, jeotermal faaliyetlerin yer altı sularına karışma riski ve yoğun sondaj çalışmalarının bölgedeki tarım-hayvancılık faaliyetlerini bitirme noktasına getirebileceği belirtiliyor. Yerel dernekler ve ekoloji platformları, İklim Yasası’nın şirketlerin önünü açan bir “ruhsat kalkanı” olarak kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor.
İklim İçin mi, Kâr İçin mi?
Meclis’te kabul edilen yasayla birlikte hızlanan bu süreç, önümüzdeki günlerde daha fazla kentin gündemine oturacak gibi görünüyor. Muş ve Bingöl’deki JES projelerinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri, bölgedeki ekolojik direnişin de yeni rotasını belirleyecek.




































