ANKARA – Süreç Komisyonu, hazırladığı raporu bugün gerçekleştirdiği toplantıda oylamaya sundu. Komisyon üyelerinin katılımıyla yapılan oylamada rapor, oy çokluğuyla kabul edildi.
Raporda, “Bu çalışma nihayet değil, başlangıçtır. Türkiye’nin yeni ve sivil bir anayasaya olan ihtiyacı açıkça ortaya çıkmıştır” ifadelerine yer verildi. Metin, mevcut anayasa metninin 1982 darbe ürünü olduğunu, günümüz koşullarına yanıt veremediğini ve toplumun geniş kesimlerinin yeni bir anayasa talebinde bulunduğunu vurguluyor.
TİP ve EMEP RED OYU KULLANIRKEN, CHP’DEN ÇEKİMSER OY KULLANDI
Oylama sonuçlarına göre; TİP ve EMEP dışındaki tüm partiler rapora “kabul” oyu verdi. DEM Parti, rapora şerh koyarak kabul oyu kullanırken, TİP ve EMEP ret oyu verdi. CHP Kütahya Milletvekili Türkan Elçi ise çekimser oy kullanarak dikkat çekti. Böylece rapor; 2 ret, 1 çekimser oy karşısında oy çokluğuyla kabul edilmiş oldu.
Komisyon üyesi milletvekilleri, kabulün ardından yaptıkları açıklamalarda süreci “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi. Ancak muhalefet kanadından bazı isimler, raporun bağlayıcılığının sınırlı olduğunu ve asıl çalışmanın Meclis Genel Kurulu’nda başlayacağını ifade etti.
DEM Parti Grup Başkanvekili, şerh koyduklarını ancak raporu desteklediklerini belirterek, “Yeni anayasa ancak toplumun tüm kesimlerinin eşit temsiliyeti ve demokratik uzlaşıyla mümkün olabilir” dedi. TİP ve EMEP ise ret gerekçelerinde, raporun yeterince kapsayıcı ve radikal değişim öngörmediğini savundu.
Süreç Komisyonu’nun raporu kabulünün ardından gözler, yeni anayasa çalışmalarının nasıl ve hangi takvimle ilerleyeceği üzerinde yoğunlaştı. Siyasi kulislerde, 2026 yılı içinde yeni bir anayasa komisyonu kurulması veya mevcut komisyonun görev süresinin uzatılması seçenekleri konuşuluyor.
HABER ANALİZ
Sermaye devleti, Bahçeli ve Öcalan’ın karşılıklı açıklamaları sonrası başlattığı, halen güncel olan süreç boyunca Kürt ulusal sorununun çözümüne ilişkin, Kürt ulusunun tam hak eşitliği temelinde haklarının tanınması ve kabul edilmesine ilişkin, siyasal faaliyet ve örgütlenmelerinin önündeki -kayyumlar vb- anti-demokratik uygulamaların kaldırılmasına ilişkin, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin durumlarına ilişkin hiçbir konuda tek bir adım atmadı. Ayrıca bu konularda Kürt tarafını temsil iddiasında olanlardan da somut talepler öne sürülmedi.
Süreç, genel olarak Öcalan’ın revizyonist görüşlerini kitlelere yedirme, PKK’yi tasfiye etme, Rojava’da Kürtlerin statü kazanmasını engelleme, Irak’ta Özerk Kürt Yönetimi’ni ve İran’da Rojhilat Kürtlerini baskılama, Kürtleri bulundukları tüm bölgelerde ilhakçıların boyunduruğu altında tutmaya yönelik organize politikaların bir aracı rolünü oynadı.
Ancak hepsi bu kadar da değil. Siyasi iktidar, süreci ve Kürt siyasal öznelerini, otokratik rejimin daha da diktoryal şekilde yeniden inşâsı için gerekli anayasa değişikliği uğruna kullanma niyetini açıkça ortaya koyuyor. Kürt ulusunu o yada bu biçimiyle temsil etme iddiasında olan politik öznelerinse, siyasi iktidarın beklentilerine karşı koyacağını söylemek, -özellikle son yıllar göz önünde bulundurulduğunda- pek olanaklı değil.






































