ANKARA – 2010 yılında narkotik polisi tarafından gözaltına alınan Onur Yaser Can, serbest bırakılmasının ardından intihar etti. Gözaltı süreci boyunca yaşanan baskı, psikolojik şiddet ve usulsüz işlemlerin intihara zemin hazırladığı belirtiliyor. Polislerin olayla ilgili resmi belgeleri yok etme, bozma ve gizleme girişimlerinin mahkemece kanıtlanması, güvenlik güçlerinin soruşturmaları karartma ve cezasızlık kültürünü sürdürdüğünü ortaya koydu.
Devlet Baskı Mekanizmalarının Yapısal Sorunları
Bu dava, Türkiye’de kolluk kuvvetlerinin özellikle üniversite gençliği ve aydın kesime karşı yürüttüğü sistematik taciz ve sindirme politikalarının bir yansımasıdır. Narkotik operasyonları adı altında gerçekleştirilen keyfi gözaltılar, işkence ve delil karartma pratikleri, faşist devlet geleneğinin devamı niteliğindedir. ODTÜ gibi eleştirel düşüncenin güçlü olduğu kurumların mezunlarına yönelik bu tür saldırılar, entelektüel özgürlüğü ve akademik bağımsızlığı hedef alan baskıların parçası olarak değerlendiriliyor.
Ceza Adaleti ve Cezasızlık Kültürü
Mahkemenin verdiği 6’şar yıl hapis cezası, olayın üzerinden 15 yıldan fazla süre geçtikten sonra verilmiş olsa da, polislerin asli suçlarından (gözaltında işkence, zorla intihara sürükleme) ziyade yalnızca belge karartma suçundan yargılanması dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, devletin kendi güvenlik aygıtını koruma refleksini ve gerçek faillerin tam anlamıyla hesap vermesinin engellenmesini göstermektedir. Benzer vakalarda kolluk kuvvetlerine tanınan cezasızlık zırhı, emekçi ve genç kesimlere yönelik devlet şiddetini kalıcı kılmaktadır.


































