Bu yüzeysellik, anadili konusuna hiçbir katkı sağlamaması bir yana, konuyu karmaşık hale getirip anlaşılmaz kılmak gibi olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır.

Anadili (Lat. lingua materna) sözcüğü, aslında bir dilbilim terimidir. Bilime özgü dilsel birimler olan terimlerin açık bir biçimde tanımlanmış ve ortak kabul gören bir gösterileni olması gerekir (Huber 2008:154-156). (Trabant 2009:62’de “Wissenschaftssprache und normale Sprache” bölümünde, günlük konuşma ile bilim dili arasındaki farka değinmiştir.) İlkece böyle olduğu halde, bazı anlam ya da kavramların bilim çevrelerince kabul görmüş ortak bir göstereni (terim) yoktur.

Dilde, bir ve aynı kavramın birden çok adı olabileceği gibi, bir ve aynı adın da birden çok kavramı dile getirmesi söz konusu olabilir. Huber (2008:168), terimin dildeki konumunu, “İlkece, yalnızca bilimsel terimler bunun dışında kalır ve ‘bir kavram bir sözcük’ bağını sergiler; yani bir kavram düşünüldüğünde hep aynı sözcük kullanılır ve o sözcük söylendiğinde hep aynı anlam anlaşılır” biçiminde açıklar. Ancak, bilim dilinde de bir kavram – bir terim kuralına aykırılıklar gözlenmektedir.

Bu yazıda, anadili sorununun anlamsal ve biçimsel boyutları üzerinde kısaca durulacaktır.

Anadili sözcüğündeki ana (anne), bebeğin dil edinme[1]1 sürecinde annesiyle olan yakın ve yoğun ilişkisine vurgu yapar. Toplum yapılarındaki gelişimin, dönüşümün hızlanması ve farklı biçimler alması, anadili kavramının algılanışını da değiştirmiştir. Başlangıçta anneden öğrenildiği düşünülen anadilinin tanımı, sonradan, “anne-baba”, “anne-baba ve evdekiler”, “anne-baba ve yakın çevre”, “anne-baba, yakın çevre ve içinde bulunduğu topluluk” olarak genişlemiştir.

Başka bir deyişle, anne üzerinden yapılan tanımdaki yetersizlik zorunlu bir anlam genişlemesine neden olmuştur. Aksan’da (1998:81, 1. Cilt), “Anadili, başlangıçta anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkili bulunulan çevrelerden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireylerin toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir. … Bununla birlikte kimi bilginler, anadili kavramında annenin temel olarak alınmaması gerektiği görüşündedirler. Ancak bu bilginlerin anadili tanımlarında yakın çevreye önem verdikleri görülür ki, ananın bu çevrenin odak noktası olarak düşünülmesi çok doğaldır. … İnsan ister birden çok dilin konuşulduğu bir çevrede ya da ülkede büyüsün, ister ana-babası değişik uluslardan gelmiş olsun, bu dillerden ancak biri anadilidir; insanı çepeçevre sarar ve bilinçaltına iner” olarak tanımlanan anadili, dilbilime bir zamanlar egemen olan tekdilli yaklaşımın etkisindedir. Bu yaklaşıma göre, bir kişinin ancak tek bir anadili olur.

Özcan Başkan (2003:77), çocuğun çevresinde konuşulan dili anadili olarak konuşabildiğini belirterek, anadilinin ana değil, çevre yönünü öne çıkarmıştır.

TDK’nın, 12 Eylül etkisinin kuruma yansımasından önce basımını yaptığı Türkçe Sözlük’te anadili, “İnsanın çocukken anasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dil (TDK 1983)” biçimindedir. Ancak, cunta şeflerinin yeniden biçimlendirdiği kurumun hazırladığı yeni baskıda (TDK 1988) anadilinin yazımı “ana dili” olarak değiştirildi. Tanımda bir değişiklik yapılmamasına karşın, Türkleştirici asimilasyona dilden katkı sağlayacağı umularak küçük bir ek yapıldı: Ana dilimiz Türkçedir.[2]2

Bu yolla, Türkiye’de yaşayıp da anadili Türkçe olmayan kişiler, özellikle çocuklar, anadillerinin Türkçe olduğu biçiminde koşullandırılacaktı.

Tanımlara yapılan ve koşullandırmaya yönelik ekler, yalnızca Türkçe sözlük yazımına özgü değildir. Almanca anadili tanımına verilen örnekte “Almanca benim anadilimdir” denilmektedir.[3]3 TDK’nın yaptığına benzer bir genelleme olmasa da, koşullandırıcı olduğu açıktır.

TDK’nın güncel internet sitesinde vermiş olduğu tanıma göre anadili, “Kişinin evinden, çevresinden öğrendiği dil“dir.

Günümüzde yapılan tanımlarda anadili, kişinin erken çocukluk döneminde edindiği ilk dil ya da dilleri imler. Çağdaş toplumlarda ve genellikle kentlerde farklı dil topluluklarının iç içe yaşaması ve / veya farklı dil topluluklarının göçler sonucunda içi içe geçmesi, çocuklarda erken ikidilliliği artırdığı gibi, anadili tanımını da büyük oranda anneden koparmıştır. Dil edinme sürecini[4]4 özellikle söz konusu edilen koşullarda geçiren çocuklar, annesinin dilinden başka bir dili, hatta birden fazla dili anadili (ilk dil) olarak edinebilmektedir.

Aksan (1998:26, 3. Cilt), ikidilliliği, “Dilbilimde bireyin çeşitli nedenlerle ve değişik koşullar altında birden fazla dili edinmesi, kullanması ya da ikinci bir dili anadiline yakın düzeyde öğrenmesi durumuna ikidillilik adı verilir” biçiminde tanımlar. Ancak, “dilbilimci ve ruhbilimciler, ikidillilikte her zaman için dillerden birinin anadili olduğunu, bunun, çocuğun bilinçaltına indiğini ileri sürmektedirler” sözleriyle, kişinin tek bir anadili olabileceği görüşüne bağlılığını yineler.

İlgili Haber:  Güngör ŞENKAL - Bitmeyen Tartışma

Günümüz Almanca dilbilim yazınındaki ilk dil (Erstsprache) terimi, zaman içerisinde, anadili (Muttersprache) teriminin yerini almaya adaydır. Dil üzerine yazılan yazılarda genellikle ilk dil sözcüğü kullanılmakta, anadili ise ayraç içinde verilmektedir.

Elfie Fleck, bir yazısında[5]5 ilk dil (Erstsprache) için düştüğü dipnotta, çocuğun sosyalleşme sürecinde edindiği ilk dile karşılık, anadili (Muttersprache), ilk dil (Erstsprache), birincil dil (Primärsprache), aile dili (Familiensprache), soy dili (Herkunftsprache) ya da L1 gibi farklı terimlerin varlığından söz etmekte, yazıda bunları eşanlamlı (synonym) olarak kullandığını belirtmektedir.

Toplumdaki ve dilbilimdeki gelişmeye koşut olarak hazırlanan yabancı dil sözlüklerinde de ilk dil tanımı benimsenmiştir. Buna göre, anadili, “çocuklukta öğrenilen” veya “bir insanın çocukken öğrendiği ve ilk ya da öncelikli olarak kullandığı” dildir.[6]6

Dilbilimsel gelişim bu yönde iken, nasyonalistler anadilini hala anne-babaya ve /veya soya bağlamaya çalışmaktadır. Bunların yanlış yönlendirmesiyle bazı insanlar, örneğin ailesinin bir veya birkaç nesil (veya daha fazla) önce kullanımını bıraktığı ve kendisinin hiçbir zaman öğrenmediği bir dili anadili olarak hayal edebilmektedir.

Bireylerin birden fazla dili aynı oranda edinebildiği, dolayısıyla da birden çok anadili olabileceği gerçeği, günümüz dilbilimi tarafından ortaya konmuştur (Huber 2008:108).

Anadili sözcüğüyle karşılanan, kişinin edindiği ilk dil(ler)dir. Anadilini bu biçimiyle değil de, doğrudan annenin dili (lisanı) olarak algılayan bir kesim, anadili ile ilk dil arasında yapay bir ayrıma gitmektedir. Böylece annenin dili (lisanı) üzerinden dilsel, annenin ait olduğu var sayılan dilsel-toplumsal birim üzerinden de etnik bir bağ kurulmaya çalışılmaktadır. Etnik kimlik arayışının bir uzantısı olarak ortaya çı
kan bu çabanın sosyopsikolojik açıdan tartışılabilir bir yanı olsa da, dilbilim açısından bir değeri olduğunu düşünmüyorum.

Yineleyecek olursak, anadilinde, kişinin annesinin dili değil, kendisinin ilk edindiği dil ya da diller söz konusudur. İlkece, kişinin anadili annesinin diliyle aynı olabileceği gibi, olmayabilir de.

Anadili yerine kullanılan anadil sözcüğü ise başka bir dilbilim terimidir. Anadil, TDK 1983 sözlüğünde “Başka diller türetmiş olan dil” olarak tanımlanırken, AKDTYK-TDK (1988) Türkçe Sözlük’te anlamı genişletilmiş, tanıma lehçeler de eklenerek tanım “Başka diller ve lehçeler türetmiş olan dil” biçiminde değiştirilmiştir. Bu arada, sözcüğün yazımı da anadil‘den ana dil‘e dönüşmüştür.[7]7

Almancada anadili karşılığında Muttersprache[8]8 sözcüğü kullanıldığı halde, anadil karşılığında Ursprache sözcüğü kullanılır. Bu sözcüğün, anadil (kendinden başka diller türemiş olan dil) anlamından başka, çevirisi yapılan metnin orijinal dili gibi bir anlamı da vardır.[9]9

Fono’nun hazırlamış olduğu Almanca Modern Sözlük‘ün Türkçe bölümünde anadili karşılığında Muttersprache yazıldığı halde, Muttersprache karşılığında anadil yazılmıştır. Bu durum sözlükbilimsel (leksikoloji) açıdan tutarsızdır.[10[10

Anadil sözcüğünün anadili yerine kullanılması, konu hakkında yeterli bilgiye sahip olunmamaktan kaynaklanmaktadır. Özetleyecek olursak, Türkçede anadil sözcüğü kendisinden diller türemiş olan dili, anadili sözcüğü ise kişinin erken çocukluk döneminde (kritik dönem) edindiği dil veya dilleri imler.

Sözlük ve metinlerde anadili kavramının farklı yazım biçimleriyle (gösteren) karşılaşıyoruz. Terimin *ana dil, *anadil, *ana dili gibi farklı yazımları görülmektedir.

TDK’nın Türkçe sözlüğünde (1983) kavramın göstereni anadili iken, TDK (1988) sözlüğünde ana dili olmuştur. Bu durum sadece andili kavramının gösterini için değil, “ana” ile birlikte kullanılan birçok kavram için de böyledir. Anayol, anakara, anakent, anayön, anapara, anaerkil, anamal, anaokulu vb. olarak yazılan kavramlar ana yol, ana kara, ana kent, ana yön, ana para, ana erkil, ana mal, ana okulu biçiminde yazılmaya başlanmıştır.

Ana dili biçimindeki yazımda dil sözcüğü, dilbilim terimi olan dilden çok, anatomik anlamdaki dili çağrıştırır. Almanca Muttersprache ya da İngilizce mother tongue karşılığında, bir dilbilim terimi olarak sözcüğün bitişik yazımının daha uygun olacağı kanısındayım. Sözcüğün yer aldığı yabancı dil sözlüklerinde bitişik yazım kabul görmüştür.[11]11 Kaldı ki, Doğan, Huber, Özcan, Aksoy gibi önemli dilciler de bitişik yazımı benimsemiştir.

İlgili Haber:  Güngör Şenkal ile Dil Üzerine 1. Bölüm

Kavramların içeriklerinin açık ve anlaşılır olması, toplum bireylerinin sağlıklı bildirişime girebilmesini sağlar. Sağlıklı bildirişime gir(ebil)en bireylerin anlaşması ve ortak davranması kolaylaşır. Sağlıklı bildirişim, toplumda (ya da topluma) egemen olanların hiçbir zaman istemediği bir durumdur. Bu nedenledir ki egemenler, bırakın siyasi birim içindeki herhangi bir dili, resmi dilin bile hakkıyla öğrenilmesini istemez. Ancak bu, egemenlerin dile karşı ilgisiz olduğu anlamına gelmez. Ulus-devlet adı verilen siyasi birimlerde -nasyonalist anlayışın bir ürünü olarak- siyasi sisteme bağlılık kültür üzerinden sağlanmaya çalışıldığından ve dil de kültürün önemli bir bileşeni sayıldığından, dile (ya da anadiline) aşırı ve aşırı olduğu kadar da kof bir vurgu vardır.

Anadilinin, edinilen ilk dil/ler olarak değil de, hâlâ anne-soy dili olarak algılanması, anlaşılması günümüz dilbilimi açısından önemli bir eksikliktir.

Dipnotlar:

[1]. “Bebeklerin, çevrelerinde konuşulan, özellikle de kendileriyle konuşulurken kullanılan dili, öğrendiklerinin farkına varmadan öğrenmelerine dil edinimi denir (Huber 2008:78)”. Ayrıca, öğrenmek ile edinmek arasındaki ayrım için de aynı yere bakılabilir.
[2]. Aynı çizgide yazım ve tanım için bkz. TDK-Okul Sözlüğü, Ankara 2000
[3]. Währig – Illustriertes Wörterbuch, Gütersloch / München 2000
[4]. Dil edinme sürecinin genellikle üç yaş sınırına kadar sürdüğü kabul edilir. Bu dönem aynı zamanda kritik dönem olarak adlandırılır. “Eğer bebekler bu süre içinde herhangi bir dille karşılaşmaz, dili edinme olanaklarına ulaşamazlarsa, bundan sonra herhangi bir dili öteki normal çocukların edindikleri gibi edinememektedirler (Huber 2008:103)”.
[5]. Elfie Fleck, Wie viel Muttersprache braucht ein Kind?
(http://www.bmukk.gv.at/medienpool/16065/wievielmuttersprachebrauchte.pdf)
Anadili terimine karşılık ilk dil teriminin kullanıldığına ilişkin bazı yazılar için:
– Die Bedeutung der Erstsprache (Muttersprache)
(http://www.kinderwelt-augsburg.de/schwerpunkte/sprachf%C3%B6rderung/die-bedeutung-der-erstsprache/)
– Annita Kalpaka, (Erst-)Sprache – Muttersprache – Zweisprachigkeit
(http://www.migration-boell.de/downloads/diversity/Kalpaka_Sprache_1997.pdf)
[6]. Währig – Illustriertes Wörterbuch, Gütersloch / München 2000; DUDEN – Etymologie, Band 7, Mannheim-Leipzig-Wien, Zürich 1997; ayrıca, İngilizce first language için bkz. http://www.dict.cc/?s=first+language
[7]. Prof. Dr. Hasan Eren başkanlığında ve 12 Eylül etkisinde yapılan Türkçe sözlük çalışmasında, ilk sözcüğü ana olan birleşik sözcüklerin (anadili, anadil, anayol…) yazımlarında biçimsel değişikliğe gidildiği ve ayrık yazımın tercih edildiği görülmektedir. Yazımı değiştirilen sözcükler için bu sözlükle, Ana Yazım Kılavuzu 1987 ve TDK 1983 karşılaştırılabilir.
[8]. (Aşağı Almanca / Niederdeutsch) 16. yy. Mōdersprāke
[9]. Duden – Mannheim; Wien; Zürich 1989
[10]. Fono’nun sözlüğünde, anadil karşılığında ise Hauptsprache sözcüğü yazılmıştır. Türkçedeki anadil sözcüğünün mekanik bir biçimde Almancaya uyarlanmış hali gibi gözüken bu sözcüğü ulaşabildiğimiz Almanca sözlüklerde bulamadık. Anadil sözcüğünü anlamsal yönden karşılayan Ursprache sözcüğü ise Fono’nun sözlüğünde yok.
[11]. Langenscheidts Taschenwörterbuch 2001; Deutsch-Türkisches Wörterbuch, Karl von Steuerwald, Otto Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 1974; Türkçe-Almanca Sözlük, Otto Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 1972; Redhouse İngilizce-Türkçe Sözlük, Redhouse Yayınevi, İstanbul 1988

Kaynakça:

– Prof. Dr. Emel Huber, Dilbilime Giriş, Yayınlayan: Multilingual, İstanbul 2008
– Prof. Dr. Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim), Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu – Türk Dil Kurumu Yayınları: 439, Ankara 1998
– Prof. Dr. Özcan Başkan, Lengüistik Metodu, Yayınlayan: Multilingual, İstanbul 2003
– Jürgen Trabant, Die Sprache, Verlag C.H. Beck oHG, München 2009
– Türkçe Sözlük – Genişletilmiş 7. Baskı, TDK Yayınları, Anlara 1983
– Türkçe Sözlük, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu – Türk Dil Kurumu, Ankara 1988
– Büyük Türkçe Sözlük, TDK internet, http://tdkterim.gov.tr/bts/
– Almanca Modern Sözlük (Türkçe-Almanca / Almanca-Türkçe) FONO, İstanbul – Ocak 2008
– Ana Yazım Klavuzu, Ömer Asım Aksoy Başkanlığında Bir Kurulca Hazırlanmış, İstanbul Ekim-1987
– Türkçe İml
â Klavuzu, Yeniyüzyıl, Ankara, Basım?

*Bu yazı daha önce Sendika.Org’ da yayınlanmıştır.