1. Haberler
  2. Düşün Atolyesi
  3. Gazi ve Ümraniye Katliamı: Sokaklar Unutmaz!

Gazi ve Ümraniye Katliamı: Sokaklar Unutmaz!

Bu tür katliamlar, sermaye sınıfının yönetme stratejisinin bir parçasıdır. Emekçi kitleleri bölmek, korkutmak, pasifize etmek için kullanılır. Ama aynı kitleler, her seferinde yeniden ayağa kalkmıştır, yine kalkacaktır.

featured
service
0
Paylaş

O akşam saat 20.45 sularında Gazi Mahallesi’nin İsmetpaşa Caddesi’nde her zamanki gibi ışıklar yanıyordu. Öntaş, Dostlar, Yavuz kahvehaneleri ve Sarıoğlu Pastanesi, mahallenin işçileri, emekçileri, Alevi aileleri için sıradan buluşma noktalarıydı. Kimse o taksinin yavaşladığını fark etmedi önce. Sonra otomatik silah sesleri duyuldu. Aynı anda dört ayrı yere açılan ateş, Halil Kaya’yı –76 yaşındaki Alevi dedesini– oracıkta öldürdü. Yirmi beş kişi yaralandı, beşi ağır. Saldırganlar gasp ettikleri taksinin şoförünü de öldürüp aracı yaktıktan sonra kayıplara karıştılar.

Mahalle şok içindeydi ama tepkisiz kalmadı. Ertesi gün insanlar sokağa çıktı. Tek talepleri vardı: Saldırganların yakalanması, ihmali olan kolluk kuvvetlerinin hesap vermesi. Karakola doğru yürüyüş başladı. O yürüyüşün sonu, devletin gerçek yüzünü gösterdi. Polis, kalabalığa doğrudan ateş açtı. Mehmet Gündüz ilk kurşunla düştü. Ardından Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, İsmihan Yüksel, Ali Yıldırım, Dilek Sevinç… Dört gün boyunca Gazi ve Ümraniye’nin 1 Mayıs Mahallesi’nde devam eden olaylarda toplam 22 kişi hayatını kaybetti. Otopsi raporları netti: Çoğu polis mermisiyle öldürülmüştü. Yüzlerce yaralı, binlerce gözaltı.

s f5b3562ee86cc07a4b4027b518ae58a2b62de968
Özlem Tunç’un işkence edilip başından vurulduktan sonra polis tarafından çöp konteynerine bırakılma anı

Gazi, İstanbul’un en yoksul, en örgütlü işçi mahallelerinden biriydi. Alevi emekçilerin yoğun yaşadığı, cemevinin, derneklerin, sol tartışmaların iç içe geçtiği bir yerdi. 1990’ların başında işçi sınıfının ve ezilen inanç gruplarının yeniden örgütlenmeye başladığı bir dönemde bu mahalle, iktidar için rahatsız edici bir örnekti. Kahvehanelerin taranması, klasik bir provokasyondu: Önce kaos yarat, sonra o kaosu bahane ederek ez. Saldırganların kimliğinin hâlâ karanlıkta bırakılması, polisin ilk saatlerdeki pasifliği ve protestoculara açılan ateş, bu mekanizmayı açıkça ortaya koyuyordu.

Devlet burada yalnızca bir mahalleyi değil, ezilen kesimlerin kendi taleplerini örgütleme gücünü hedef almıştı. Alevi kimliğiyle sınıfsal bilinç iç içe geçmişti Gazi’de. Eşit yurttaşlık, adalet, örgütlenme hakkı… Bunlar, sistemin temel taşlarını sarsan taleplerdi. O nedenle yanıt kurşun oldu. O nedenle saldırganlar korunurken, protestocular “terörist” ilan edildi. O nedenle dava süreçleri yıllarca sürüklendi, zamanaşımına uğratıldı, sorumlular üst kademelerde ödüllendirildi.

gazikatliami1

Bugün 31 yıl geçti. Gazi hâlâ aynı mahalle; aynı yoksulluk, aynı inatçı hafıza. Ama o günün anlamı değişmedi: Devlet, halkın sokağa çıkıp hesap sorduğu her anda aynı refleksi gösterir. Provokasyonla başlar, şiddetle bastırır, unutturmaya çalışır. Gazi’nin 22 canı ise tam tersini hatırlatır. Ezilenlerin bir araya geldiği, adalet istediği her an, iktidarın en büyük korkusudur. Bu korku, kurşunla bastırılsa da hafızada, anlatıda, gelecek kuşakların sorgulamasında yaşamaya devam eder.

Gazi Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihinin en çıplak sayfalarından biri. Orada yazılan cümle basit: Halk örgütlendiği anda devlet korkar. Ve korktuğu her seferinde önce ateş eder. Sonra da “unutun” der. Ama bazı sokaklar unutmaz. Gazi de onlardan biri.

Ümraniye’nin 1995 Martı: Bir Provokasyonun ve Devletin Yüzü

12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde başlayan olaylar, iki gün içinde Ümraniye’ye sıçradı. 1 Mayıs Mahallesi’nde (bugünkü Mustafa Kemal Mahallesi) toplanan halk, komşu semtteki kahvehane taramalarını ve polis kurşunlarını protesto ediyordu. Kimliği belirsiz kişilerin otomatik silahlarla taradığı kahvehanelerde ilk can kaybı verilmiş, ardından karakola yürüyen kalabalığa ateş açılmıştı. Ümraniye’ye yayılan öfke, aynı mekanizmayla karşılandı: Polis barikatları, gaz bombaları ve doğrudan ateş. 12-15 Mart arasında toplam 23 kişi yaşamını yitirdi, 408 kişi yaralandı. Bunların beşinin Ümraniye’de olduğu, gerisinin Gazi’de gerçekleştiği resmi kayıtlara geçti.

gazi ve umraniyede zamanasimi tehlikesi

Olayların devrimci bir okumasında sloganlara gerek yok; sadece gerçeklerin sınıfsal ve siyasal zemini yeter. Ümraniye ve Gazi, 90’ların İstanbul’unda işçi sınıfının, özellikle Alevi emekçilerin yoğunlaştığı gecekondulardı. 1980 darbesinin ardından sendikal hareket bastırılmış, Kürt coğrafyasındaki savaş derinleşmiş, Alevi kimliği ise hem kültürel hem siyasal bir muhalefet odağı haline gelmişti. Sivas katliamının üzerinden henüz iki yıl geçmişti. Bu mahalleler, devletin “iç güvenlik” doktrini açısından hem tehdit hem de deneme alanıydı. Kahvehane taraması gibi klasik provokasyon, tam da bu zeminde devreye girdi. Saldırganların kimliği hâlâ netleştirilemedi; bazı tanıklar ve sonraki açıklamalar, devlet içindeki gri yapılarla bağlantı işaret etti. Ama asıl katliam, protesto yürüyüşlerine açılan sistematik ateşle yaşandı.

Otopsi raporları netti: Ölenlerin önemli bir kısmı polis mermisiyle vurulmuştu. Yaralıların çoğu genç işçi, öğrenci, mahalle sakiniydi. Polis, “düzeni sağlama” adı altında mahalleleri abluka altına aldı, sokağa çıkma yasağı koydu, evlere baskın düzenledi. Askeri birlikler destek verdi. Bu, rastgele bir “çatışma” değildi; örgütlü bir bastırma operasyonu idi. Amaç, yükselen toplumsal muhalefeti –Alevi kimliğiyle, işçi talepleriyle, anti-faşist duyarlılıkla– parçalamaktı. Devletin o dönemki yaklaşımı açıktı: Muhalif semtleri “terör yuvası” ilan edip, hem maddi hem moral olarak ezmek.

Yıllar geçti. Davalar açıldı, 200’den fazla polis hakkında soruşturma yürütüldü. Bir kısmı zamanaşımına uğradı, bir kısmı beraatla sonuçlandı. 2018’de Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden görülen Ümraniye dosyası da aynı çizgide ilerledi: Cezasızlık. Hanefi Avcı gibi eski istihbaratçıların “Yeşil” kod adlı mahfuz güçlere işaret eden ifadeleri bile somut bir yargıya dönüşmedi. Çünkü bu olaylar, sistemin yapısal bir parçasıydı. 1995’te devletin güvenlik aygıtı, 12 Eylül’ün mirasını ve 90’lar kontrgerillasını sürdürüyordu. Katliam, sadece o dört günün bilançosu değildi; aynı zamanda, emekçi mahallelerin nasıl “güvenlik sorunu” ilan edildiğinin, Alevi toplulukların nasıl “potansiyel tehlike” görüldüğünün belgesiydi.

Bugünden geriye bakınca, 23 can ve 408 yaralının ötesinde bir hesap var: O mahallelerde yaşayanlar, sadece kurşunla değil, unutulmayla da yüzleşti. Adalet mekanizması, katilleri korudu; medya ise olayları “aşırı solun provokasyonu” diye çarpıttı. Bu tür katliamlar, sermaye sınıfının yönetme stratejisinin bir parçasıdır. Emekçi kitleleri bölmek, korkutmak, pasifize etmek için kullanılır. Ama aynı kitleler, her seferinde yeniden ayağa kalkmıştır. Ümraniye’nin 1995’i, işte bu gerçeğin çıplak halidir: Devlet şiddeti, ancak örgütlü bir sınıfsal direnişle karşılanabilir. Gerisi, hafıza kaybı ve yeni provokasyonlara davetiye çıkarmaktır.

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Akşam Kapanışı 11 Mart 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

DEV-KAI ile Haber Hakkında Sohbet

DEV-KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir