ERZİNCAN – Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan göçük, siyanür ve ağır metal içeren atık yığınının çökmesi sonucu 9 işçinin toprak altında kalmasına yol açmıştı. Katliam, Türkiye’de madencilik sektöründeki denetimsizliğin, maliyet odaklı üretim anlayışının ve kamu denetim mekanizmalarının çöküşünün açık bir göstergesiydi. Katliamın ardından yürütülen soruşturmalarda Cengiz Holding ve alt yüklenicilerin sorumluluğu ortaya konulmasına rağmen, madenin yeniden faaliyete geçirilmesi yönündeki adımlar, şirketin üretim önceliğini işçilerin ve çevrenin güvenliğinin önüne koyduğunu gösteriyor.
Cengiz Holding’in Madencilik Politikası
Cengiz Holding, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde büyük ölçekli maden projelerine imza atan holdinglerden biri olarak, altın madenciliği faaliyetlerinde uluslararası sermaye ile yakın işbirliği içinde hareket ediyor. İliç’teki operasyon, yabancı sermaye destekli madencilik modelinin tipik bir örneğini oluşturuyor. Bu modelde yerel kaynaklar ve emek ucuza mal edilirken, ortaya çıkan çevresel yıkım ve can kayıpları ise yerel halka ve işçilere yükleniyor. Holdingin üretimi hızlandırma girişimi, katliamın yarattığı kamuoyu tepkisine rağmen maden faaliyetlerinin aynı riskli çerçevede devam ettirileceğini işaret ediyor.
Çevresel ve Toplumsal Maliyetler
İliç’teki maden sahası, siyanür liçi yöntemiyle altın çıkarılması nedeniyle uzun yıllardır bölgenin su kaynaklarını, tarım alanlarını ve ekosistemini tehdit ediyor. Göçük sonrası atık barajındaki sızıntı riski hâlâ devam ederken, üretimin yeniden başlaması, Fırat Nehri havzasında kalıcı kirlenme tehlikesini artırıyor. Bölge halkı ve maden işçileri, hem can güvenliği hem de geçim kaynaklarının yok edilmesi açısından bu politikalardan en ağır bedeli ödüyor. Yerel yönetimler ve ilgili bakanlıkların madeni kapatma yerine yeniden açılmasına yönelik tutumu, sermaye lehine işleyen sistematik tercihi yansıtıyor.





































