1 Mayıs 1944’te, İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinden birinde, Nazi işgal güçleri Atina’nın Kaisariani semtindeki atış poligonunda korkunç bir katliam gerçekleştirdi. 200 Yunan komünist ve direnişçi, makineli tüfek ateşiyle infaz edildi. Bu infaz, rastgele bir vahşet değildi; birkaç gün önce Yunan gerilla güçlerinin (ELAS) Laconia’daki Molaoi’de Alman General Franz Krech ve üç subayını pusuya düşürüp öldürmesine misillemeydi. Onlarca yıldır bu 200 kişinin son anları, tanık anlatıları, kamyonlardan atılan el yazısı notlar ve kolektif hafızayla yaşatılıyordu. Ancak Şubat 2026’da, uzun zamandır kayıp sanılan fotoğraflar gün yüzüne çıktı: Wehrmacht teğmeni Hermann Heuer’in çektiği, 262 fotoğraflık bir albümden çıkan görüntüler eBay’de satışa çıkarıldı. Bu fotoğraflar, Yunanistan’da büyük yankı uyandırdı, kamuoyu tepkisiyle satış durduruldu ve Yunan Kültür Bakanlığı’nın müdahalesiyle devlet tarafından satın alınma süreci başlatıldı. Fotoğraflarda, “Aten 1.5.44” (Atina, 1 Mayıs 1944) yazılı notlar bulunan kareler, mahkûmların infaza giderkenki dik duruşlarını, yumruklarını havaya kaldırmalarını ve bazılarının şarkı söyler gibi göründüğünü belgeledi. Bu görüntüler, soyut kahramanlık hikâyelerini somut birer kanıta dönüştürdü.

Nazi İşgali Altındaki Yunanistan ve Direnişin Kökenleri
Yunanistan’ın Nazi işgali, 1940 Ekim’inde Mussolini’nin Arnavutluk’tan başlattığı saldırıyla başladı; ancak asıl işgal Nisan 1941’de Hitler’in birliklerinin ülkeyi ele geçirmesiyle tamamlandı. Yaklaşık 7,2 milyon nüfuslu ülkede açlık, baskı ve ekonomik yıkım hâkimdi. 1941-1944 arası işgal döneminde 500.000 ila 800.000 arasında Yunan hayatını kaybetti; infazlar, kıtlık ve çatışmalar nedeniyle. Komünist önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesi (EAM) ve silahlı kolu Yunan Halk Kurtuluş Ordusu (ELAS), sabotaj, pusular ve istihbarat faaliyetleriyle en etkili direniş gücü oldu. Almanlar her Alman ölümü karşılığında onlarca Yunan’ı infaz ederek misilleme yaptı. Köyler yakıldı; Distomo katliamı gibi vahşetler yaşandı. Komünistler, Metaksas diktatörlüğü döneminden beri zaten zulüm görüyorlardı; işgalde ise faşizme karşı en kararlı mücadeleyi veren kesim oldular.

Kaisariani infazı, bu misilleme döngüsünün en sembolik örneklerinden biriydi. 27 Nisan 1944’te ELAS, General Krech’in konvoyunu pusuya düşürdü. Nazi komutanlığı öfkeyle 200 komünistin 1 Mayıs’ta –İşçi Bayramı’nda– infaz edilmesini emretti. Mahkûmların çoğu, “Yunanistan’ın Bastille’i” olarak bilinen Haidari toplama kampından seçildi. Kampta işkence, açlık ve hastalık yaygındı. Blok 15’teki mahkûmlar arasında deneyimli komünistler, Anafi sürgünleri ve direnişçiler vardı. Napoleon Soukatzidis (kamp tercümanı) ve Stelios Sklavainas gibi isimler öne çıkıyordu. Soukatzidis’e, tercümanlığı nedeniyle kurtulma şansı verildiğinde reddetti: “Bir yoldaşımın yaşaması için ben ölüyorum” dedi ve yerine başka bir mahkûmu önerdi.

Son Anlarda Gösterilen Kahramanlık: Tanıklıklar ve Anlatılar
Tanık anlatıları ve hayatta kalanların yazıları, infazın nasıl bir destana dönüştüğünü gösterir. Sabahın erken saatlerinde kamyonlara bindirilen mahkûmlar, Yunan milli marşını ve devrimci şarkıları –özellikle Zalongo Dansı’nı– söyledi. Kamyonlardan el yazısı notlar atıldı: sevgi mesajları, vedalar ve intikam çağrıları. Bir notta “Dimitris Christakopoulos, 1 Mayıs ’44, bizi infaza götürüyorlar” yazıyordu; kanlı çerçeve ailesine ulaştı. Oğlu Dionysis Christakopoulos yıllar sonra annesinin bayıldığını anlattı: “Kötü haberi aynı gün öğrenmedik… Paketi görünce annem bayıldı.”
Haidari kampından Antonis Floutzis’in yazılarında gece hazırlıkları anlatılır: Mahkûmlar yıkandı, traş oldu, sanki bir törene hazırlanıyormuş gibi davrandı. Ölümü onur sayıyorlardı. Victoria Georgoula ve Katina Tsirka-Flountzi gibi kurban yakınları derneğinden kişiler, Atina Üçüncü Mezarlığı’ndaki defin sürecini aktardı: “Gece 200 mezar kazıldı… Cesetler kamyonlarda odun gibi yığılı geldi.” Bazı Nazi askerlerinin bayıldığı, bazılarının mahkûmların sükûnetine hayran kaldığı söylenir. Nikos Mariakakis, “Hoşça kalın kardeşler, yaşasın Yunanistan!” diye haykırdı. Bu anekdotlar, Floutzis’in Haidari, Ulusal Direnişin Kalesi ve Sunağı kitabında korunmuştur.
Mahkûmlar farklı sınıflardan geliyordu: mühendis Vasilis N. Papadimas, işçiler, aydınlar… Hepsi komünist ideallerde birleşmiş, sömürüsüz bir Yunanistan için savaşıyordu.
Tarihsel Miras
Kaisariani infazı, Yunan solunun temel sembollerinden biri oldu. Şair Yannis Ritsos şiirlerinde, filmlerde (The Last Note, 2017) ve şarkılarda ölümsüzleştirildi. İç Savaş (1946-1949) döneminde anmalar yasaklandı; KKE 1974’e kadar yasadışı kaldı. Sağ hükümetler solun katkısını küçümsedi. Bugün Kaisariani’de Ulusal Direniş Müzesi var; ziyaretçiler kırmızı karanfil bırakıyor.
96 yaşındaki tanık Vangelis Sakkatos, çocukken balkonundan izlediği infazı hatırlıyor: “Kahramanlıkları efsaneydi… Artık cesaretlerini gözlerimizle görebiliyoruz.” Torun Thrasyvoulos Marakis (kurban Thrasyvoulos Kalafatakis’in torunu): “Dedemin hikâyesi bilinir hale geldi… İnançlarına sonuna kadar sadık kaldı.”
Fotoğrafların ortaya çıkışı hafıza ve adalet tartışmalarını alevlendirdi. KKE, görüntüleri “komünistlerin ahlaki büyüklüğünün kanıtı” olarak selamladı ve kamu arşivine alınmasını istedi. Tarihçi Kostis Karpozilos, fotoğrafların “Yunan solunu hayalet(ruh) gibi sardığını” söylüyor. Milliyetçiliğin yükseldiği bir dönemde, bu görüntüler direnişin bedelini hatırlatıyor: 200 hayat söndü, ama ruhu tiranlığa karşı bir fener olarak yanıyor.
Bu fotoğraflar, sadece bir katliamı değil, insan iradesinin en yüksek ifadesini belgeledi: Başları dik, yumrukları havada, şarkı söyleyerek ölüme giden 200 komünist. Onlar, faşizme karşı verilen mücadelenin bir başka somut sembolü oldular.




































