İSTANBUL – Bu sözler, ABD’nin ve müttefiki İsrail’in İran’a karşı başlattığı kapsamlı saldırıların 12. gününde geldi. Trump’ın ifadesi, milyonlarca sivilin yaşadığı yıkımı, altyapının çökertilmesini ve binlerce hedefin vurulmasını adeta bir “başarı” olarak sunuyor.
Emperyalist Mantık: Yıkım Tamamlandıysa Zaferdir
Trump’ın “hedef kalmadı” çıkışı, ABD’nin “maksimum baskı” politikalarının vardığı kanlı sonucu özetliyor. Nükleer tesislerden enerji altyapısına, askeri üslerden sivil yerleşimlere kadar geniş bir yelpazede sürdürülen saldırılar, İran toplumunu toplu cezalandırma anlamına geliyor. Ancak emperyalist merkezlerde bu, “güç gösterisi” ve “düşmanı diz çöktürme” olarak pazarlanıyor.
Trump’ın “savaşı ben bitiririm” iddiası, uluslararası hukuku ve egemen devletlerin varlığını hiçe sayan bir kibir örneği. Savaşın ne zaman başlayıp ne zaman biteceğine tek bir kişinin karar vermesi, neoliberal demokrasi kisvesi altındaki tek adam rejiminin küresel ölçekteki yansıması olarak okunabilir.
Sivil Kayıplar
Açıklamada İran halkının çektiği acılar, altyapı tahribatının yol açtığı insani kriz veya petrol fiyatlarındaki fırlama gibi sonuçlara değinilmiyor. Emperyalist perspektiften bakıldığında önemli olan tek şey, “hedeflerin bitirilmesi” ve kaynakların kontrol altına alınması ihtimali. Trump’ın zafer naraları, Lübnan ve Filistin’de olduğu gibi, İran’da da rejim değişikliği ve yeni bir kukla yönetim dayatmasının habercisi olarak değerlendiriliyor.
Bu savaş, ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonyasını koruma çabasının en vahşi tezahürüdür. Trump’ın sözleri, emperyalizmin “barış getirme” iddiasının aslında nasıl bir yıkım ve boyun eğdirme projesi olduğunu bir kez daha ifşa ediyor.






