SİVAS – Bölge halkı geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlıyor. Maden sahası yerleşim yerlerine yalnızca 90 metre mesafede yer alıyor ve bu yakınlık toz, gürültü ve su kaynaklarının kirlenmesi riskini artırıyor. Proje dosyasında faaliyet alanı 17 hektar olarak belirtilse de şirketin ruhsatı 1290 hektarı aşıyor; bu da ileride faaliyetlerin çok daha geniş alanlara yayılabileceği endişesini doğuruyor. Ayrıca maden alanı, geçmişte Orman İdaresi tarafından erozyon önleme amacıyla ağaçlandırılmış bir bölge içinde bulunuyor. Bu çelişki, doğa koruma politikalarının madencilik çıkarları karşısında göz ardı edildiğini gösteriyor.
Kültürel ve İnançsal Değerlerin Tehdidi
Proje sahasının yakınında Alevi inanç önderlerine ait soy mezarları yer alıyor. Bu alanlar yöre halkı için sadece mezarlık değil, kültürel hafıza ve inanç mekanlarının parçası. Madencilik faaliyetlerinin bu hassas bölgeleri etkilemesi, yerel toplulukların tarihsel ve manevi bağlarını da riske atıyor.
Köylülerin Talebi ve Çağrısı
Köylüler, davanın yalnızca birkaç köyün sorunu olmadığını vurguluyor. Proje, sınırlı bir kamu yararı yerine belirli şirketlerin ve dar çıkar gruplarının kazancını önceleyen bir girişim olarak değerlendiriliyor. Gerçek çıkar, tarım üretiminin, su kaynaklarının ve doğal yaşamın korunmasında yatıyor. Köylüler gelişmeye karşı olmadıklarını, ancak yaşam alanlarının, tarım topraklarının ve su kaynaklarının sermaye çıkarları uğruna tahrip edilmesine karşı olduklarını ifade ediyor. 24 Mart Salı günü saat 09:30’da Sivas Adliyesi’nde görülecek duruşma öncesi bölge halkı, kamuoyunu ve yetkilileri seslerini duymaya davet ediyor.
Bu mücadele, madencilik faaliyetlerinin yerel üretim ve ekosistem üzerindeki etkilerinin yargı önünde tartışılacağı önemli bir aşamaya gelmiş durumda.






