ROJAVA – PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Haşdi Şabi’ye (Irak’taki İran destekli Haşd el-Şaabi milislerine) yönelik saldırılara destek verilmesi karşılığında Rojava’ya ve SDG’ye yönelik saldırıları durdurabileceğini söylediğini açıkladı. Müslim, bu teklifi net bir şekilde reddettiklerini belirterek, “Biz kimsenin aparatı olmayacağız” dedi.
Son dönemde Paris’te gerçekleşen gizli görüşmeler ve Erbil’deki temaslar sonrası açığa çıkan bu pazarlık girişimi, emperyalist güçlerin Rojava halkının kazanımlarını kendi çıkarları doğrultusunda pazarlık masasına koyduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Salih Müslim’in açıklamasına göre Barrack, “Haşdi Şabi operasyonuna destek verirseniz saldırıları durdurabilirim” diyerek SDG’yi İran karşıtı bir cephede kullanmayı teklif etmiş. Ancak Rojava devriminin temsilcileri bu kirli teklifi kesin bir dille geri çevirmiş.
Müslim, “Arkadaşlarımız bunu net biçimde reddetti. Biz kimsenin paralı askeri, kimsenin aparatı olmayacağız. Demokrasiyi, kadın özgürlüğünü ve halkların kardeşliğini savunan bir halkız. Ne emperyalistlerin ne de gerici güçlerin piyonu oluruz” ifadelerini kullandı.
‘Gizli anlaşma Paris toplantısıyla açığa çıktı’
Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların nedenlerine değinen Müslim, şunları ifade etti:
“Bu saldırıların detaylı bir planlamaya dayandığı ve daha önce gizli yürütüldüğü, Paris’teki görüşmelerle netleşmiştir. Paris’te mutabakata varılmasından sadece birkaç saat sonra Halep’teki Kürt mahallelerine saldırı başlatıldı. Bu durum, hazırlıkların önceden yapıldığını kanıtlıyor. İki mahalleyi kuşatmak için 40 bin kişilik bir güç sevk edilmiş; bu kadar kısa sürede bu denli büyük bir gücü, tankları ve silahları hazırlamak mümkün değildir. 10 Mart ve 1 Nisan’da mahallelerin güvenliği için imzalanan anlaşmalara rağmen bu saldırıların gerçekleşmesi, durumun bir komplo olduğunu göstermektedir.”
Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırıda hangi ülkelerin yer aldığına dair Salih Müslim, şu bilgileri de verdi:
“Paris’teki toplantıda İsrail, Türkiye, Fransa, İngiltere ve ABD yer alıyordu. Bu da uluslararası bir planın varlığına işaret ediyor. Bu güçlerden bazıları lojistik destek sağlarken —ki Türkiye bu gruptadır— bazıları ise doğrudan planlayıcı ve uygulayıcı rolü üstlendi. Körfez ülkeleri ise medya üzerinden özel savaş yöntemleriyle bu sürece destek verdi. Görünen o ki, roller önceden paylaşılmış.”
‘Haşdi Şabi operasyonu teklifini reddettik’
ABD’nin, Haşdi Şabi’ye yönelik planlanan bir operasyona katılması karşılığında SDG’ye yönelik saldırıları durdurma teklifi yaptığı iddialarına ilişkin Müslim şöyle konuştu:
“Bu konunun kaynağı Şam’daki görüşmelerdir. Toplantının tüm detaylarını henüz Mazlum Abdi ile görüşemediğim için bilmiyorum ancak şu bilgiyi paylaşabilirim: Tom Barrack, ‘Haşdi Şabi operasyonuna destek verirseniz, size yönelik saldırıları durdurabilirim’ teklifini iletmiş. Arkadaşlarımız bu teklifi reddederek, ‘Biz özgürlük savaşçılarıyız; kimsenin çetesi ya da paralı askeri olmayız. Bize saldırmayan hiçbir güçle savaşmayız. Saldırıları durdurmasanız da kendimizi savunmaya devam ederiz’ yanıtını vermişler. Bu duruşun ardından saldırılar daha da şiddetlendi.”
‘Entegrasyon mu, asimilasyon mu?’
10 Mart mutabakatının bir çerçeve anlaşması olduğunu vurgulayan Müslim, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Anayasa ve demokratik entegrasyon gibi temel konular bir kenara bırakılarak sadece askeri meselelere odaklanıldı. Biz askeri entegrasyonu kabul ettik ancak halkı savunmasız bırakacak bir modeli reddettik. Buradaki temel sorun yorum farkıdır; Türkiye entegrasyonu bir ‘asimilasyon’ olarak dayatırken, biz iki gücün kimliğini koruyarak bir arada bulunmasını (Demokratik Entegrasyon) savunuyoruz. Savunmasız kalan toplulukların neler yaşadığını gördük; biz de aynı duruma düşmek istemiyoruz. Şam yönetimi, görüşmelerde sürekli oyalama taktiği izleyerek bir gün kabul ettiğini ertesi gün reddetti. Bu tutumun Ankara’nın baskısından mı yoksa kendi tercihlerinden mi kaynaklandığı belirsiz.”
‘Türkiye Destekliyor’
Saldıran güçlerin Şam’a bağlı göründüğünü ancak teçhizatlarının Türkiye tarafından sağlandığını iddia eden Müslim, Türkiye’deki çözüm tartışmalarına dair şunları söyledi: “Türkiye’de barış sürecini destekleyen kesimlerin yanı sıra buna şiddetle karşı çıkan güçlü bir kesim de var. Savunma Bakanı ve Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları, ‘ya teslim olun ya da yok edilirsiniz’ mesajı taşıyor. Eğer en üst makamdan bu ifadeler kullanılıyorsa, yaşananların ikiyüzlü bir politikanın parçası olabileceğini düşünmeliyiz.”
Bu açıklama, Rojava’nın IŞİD’e karşı verdiği tarihi mücadelede ABD ile kurulan taktiksel ittifakın sınırlarını ve emperyalizmin her an dönebileceği gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle son dönemde HTŞ’nin Şam’da iktidara gelmesi, Türkiye’nin işgal politikaları ve İran destekli milislerin bölgedeki hareketliliği arasında Rojava, çok yönlü baskı ve komplolarla karşı karşıya.



































