OSB’lerin kökeni, Cumhuriyet’in erken dönemlerinde sanayileşme çabalarına dayanır. 1931’de uygulamaya konulan I. Beş Yıllık Sanayi Planı, sanayi altyapısının oluşturulmasını hedeflemiş ve bu kapsamda planlı sanayi bölgeleri fikri doğmuştur. 1960’lı yıllarda yerel yönetimler, merkezi idare ve sanayi çevreleri arasında OSB kavramı yoğun şekilde tartışılmış, ancak yasal bir mevzuat olmadan uygulamaya geçilmiştir.
İlk OSB, 1962’de Bursa’da kurulmuştur. Bunu izleyen yıllarda Konya, Manisa, Gaziantep, Eskişehir ve Erzurum gibi illerde OSB’ler faaliyete geçmiştir. 1982’ye kadar mevzuat boşluğu devam etmiş, bu dönemde OSB’ler yerel inisiyatiflerle yönetilmiştir. 1980’lerden itibaren -neoliberal politikaların doğrudan sonucu olarak- sanayileşme hızlanmış, 1990’larda sayı artışı ivme kazanmıştır. 2000’deki kanunla OSB’ler standartlaştırılmış, kredi ve teşvik mekanizmaları güçlendirilmiştir.
OSB’lerin gelişim süreci, -neoliberal- kalkınma planlarıyla paralel ilerlemiştir. 1960’lardan 2017’ye kadar 311 OSB’ye sicil verilmiş, 180’i tamamlanmıştır. 2021’de OSB sayısı 326’ya ulaşmış, istihdam 2 milyonun üzerine çıkmıştır. Yayılma, başta Marmara Bölgesi olmak üzere ülke geneline sıçramış; 81 ilin tamamında OSB kurulmuştur. Ancak yoğunluk batı illerinde kalmıştır. Bunda tekelci sermayenin Kuzey Kürdistan’ın geleceğinin belirsizliğiyle kapitalist çıkarlarını riske etmek istememesi, Kuzey Kürdistan’da yartırımını ve işlerini -ekonomik sınırlılık ekseninde- ihtiyatlı yürütmesi önemli bir etkendir. Ancak elbette ürün, tedarik, nakliyat vb gibi kaygı ve kârlılık hesapları da tâli etkenler olarak yok sayılamaz.
2025’te 7 yeni OSB (Ankara, Batman, Çorum, Giresun, Gümüşhane, Samsun, Yozgat) eklenerek toplam sayı 416’ya ulaşmıştır. Bu süreçte OSB’ler, ihracatı artıran, istihdam yaratan lokomotifler haline gelmiştir, ancak çevre kirliliği, altyapı yetersizliği ve plansız büyüme gibi bir yığın yaşamsal ve toplumsal sorun da yaratmıştır.
OSB’lerin dönüşümü, makineleşme, dijitalleşme ve teknoloji odaklı ilerlemektedir. Kapitalist rekabet gereği üretime -firmaların kârlılığını artırmak daha az iş gücü ile daha çok ürün veya kâr elde etme motivasyonuyla- giderek daha çok makineleşme ve teknoloji geliştirme alanları eklenmektedir.
Neoliberal politakaların belirleyici etkisiyle tarımsal üretimin ve hayvancılığın çok büyük oranda gerilemesi ve sermaye devletin Kuzey Kürdistan’daki kirli savaş politikaları, Kürt illerinde daha da yoksulluğu daha da derinleştirmiş ve göçü tetiklemiştir. Göçün yönü ağırlıklı olarak büyük OSB’lerin olduğu illere doğru olmuştur.
(…)
İstatistikler: Sayı, Dağılım, Konum, İşletme ve Çalışan Sayıları
2026 itibarıyla Türkiye’de toplam 416 OSB bulunmaktadır (371’i Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na, 45’i Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı). Bunların 296’sı faal, 87’si altyapı hazırlığında, 52’si kamulaştırma aşamasında ve 38’i planlama evresindedir.
İllere göre dağılım, sanayi yoğunluğunu yansıtır (en yüksek sayılar):
| İl | OSB Sayısı |
|---|---|
| İzmir | 21 |
| Ankara | 15 |
| Bursa | 13 |
| Kocaeli | 13 |
| Tekirdağ | 13 |
| Konya | 11 |
| Gaziantep | 9 |
| İstanbul | 9 |
| Manisa | 9 |
| Sakarya | 9 |
| Balıkesir | 9 |
| Diğer iller | Değişken (örneğin Adana 7, Diyarbakır 6) |
Toplam alan yaklaşık olarak büyük OSB’lerde yoğunlaşır; örneğin Gaziantep OSB 6124 hektar, Konya 3084 hektar.
OSB’ler genellikle şehir merkezlerinden uzak, çevre ilçelerde veya sanayi odaklı alanlarda yer alır. Bu, ‘çevre kirliliğini ve trafik yükünü azaltmak amacıyla‘ tasarlanmıştır. Örneğin, İstanbul’da Tuzla ve Dudullu gibi liman yakınları; Ankara’da Ostim ve İvedik gibi yarı-merkezi konumlar; Bursa’da Nilüfer ve İnegöl gibi çevre ilçeler tercih edilir. Ancak bazı eski OSB’ler kentlerin hızla büyümesiyle şehrin içinde kalmış, bu da hava kirliliği, atık yönetimi ve ulaşım sorunlarını daha görünür kılmıştır. Kapitalistler açıdansa OSB’lerdeki genel sorunlar arasında enerji maliyetleri, nitelikli işgücü eksikliği ve altyapı bakımı yer alır.
OSB’lerdeki işletme sayısı 68 bini aşmış, 2025’te üretim artışı yüzde 2,91 olarak gerçekleşmiştir. Toplam çalışan sayısı 2 milyon 700 bini geçmiş, 2025’te 14 bin 324 ek istihdam sağlanmıştır. -Örneğin, İstanbul İkitelli OSB’de 200 bin çalışan, Tekirdağ Çerkezköy’de 76 bin, Kayseri OSB’de 65 bin.-
(…)
Neoliberalizm
İşçi sınıfından, sınıf mücadelesinden ve onun siyasi iktidar savaşından bahsederken neoliberalizme değinmeden geçmek, hem gerçekliğin tam anlaşılmasını zorlaştırır, hem de sermayenin eğiliminin ve devrimci öngörünün dayandığı somut temelin eksik kalmasına neden olur. Bunun için önce kısa biçimde neoliberalizm ve üretim alanındaki etkilerine değinelim.
Neoliberalizm, 1970’lerin sonlarından itibaren küresel ekonomi politikalarının baskın paradigması haline gelmiş bir yaklaşımdır. Daha doğru bir ifadeyle çokuluslu tekellerin ulusal sınırlara sığmayan doymazlığının, büyüme ve her gün daha çok sermaye biriktirme hırsının, tüm dünyayı talan etme eğiliminin -onlar açısından- doğruduğu ihtiyaca cevap olarak olarak geliştirilmiştir.
Temelinde serbest piyasa mekanizmalarının yüceltilmesi, devlet müdahalesinin minimize edilmesi, deregülasyon, özelleştirme ve küreselleşme yer alır. Bu ideoloji, klasik liberalizmin bir uzantısı olarak görülse de, aslında piyasa mantığını toplumsal hayatın tüm alanlarına yaymayı amaçlar ve bu süreçte üretim yapılarını kökten dönüştürmüştür. Üretim yapısındaki değişimler, Fordist kitlesel üretimden post-Fordist esnek üretime geçişi, küresel tedarik zincirlerinin hakimiyetini, finansallaşmayı ve emek piyasasının güvencesizleşmesini kapsar.
Neoliberalizm, 1970’lerde Keynesyen „refah devletinin“ krizine yanıt olarak ortaya çıktı. ABD ve İngiltere’de Reagan ve Thatcher yönetimleri altında somutlaşan bu yaklaşım, arz yönlü ekonomi politikalarını öne sürdü. Vergi indirimleri, çevresel düzenlemelerin gevşetilmesi, özelleştirmeler ve üretim kısıtlamalarının kaldırılması yoluyla üretimi artırmayı hedefledi. Bu dönem(neoliberal dönem), kapitalizmin “kendini yok etme ajanı” olarak nitelendirilen neoliberalizmin, kısa vadeciliği teşvik ederek uzun vadeli sürdürülebilirliği baltaladığı, insanlığın ve yeryüzündeki canlılığın hespisini felakete süreklediği bir evre.
Tarihsel olarak, neoliberalizm kapitalizmin emperyalist aşamasını pekiştirdi. Küresel Güney’de Yapısal Uyum Programları (SAP’lar) aracılığıyla dayatıldı; bu programlar liberalleşme, deregülasyon ve özelleştirmeyi zorunlu kıldı. Örneğin, Türkiye’de 1980 askeri f. darbesiyle neoliberal dönüşüm başladı. Kamu varlıklarının özelleştirilmesi, tarım desteklerinin kaldırılması ve dış ticaretin liberalleştirilmesiyle üretim yapısı değişti. Bu süreç, küresel sermayenin tahakkümünü artırarak emek-sermaye ilişkilerini sermaye lehine yeniden yapılandırdı. -Bu süreç aynı zamanda yarı-feodal üretim ilişkilerinin hakimiyetinin sonunu hazırlayan ve kapitalist üretim ilişkilerini gün gün hakim üretim ilişkisi haline getiren iç-başkalaşım sürecidir.-
Neoliberalizm, üretim yapısını “piyasa dışı” kurumları mobilize ederek dönüştürdü. Çokuluslu tekellerin ve işbirlikçi tekelci sermaye çevrelerinin neoliberal politikaları hayata geçirebilmek, nüfuz alanlarındaki etkinliklerini sürdürebilmek ve kaynaklara erişip kontrolünü sağlayabilmek adına daha otoriter rejimlere ihtiyacı vardı, bu ihtiyaç otoriter neoliberalizmin yükselişine yol açtı. Sonuçta, üretim süreçleri finansallaşmış, koordine edilmemiş ve dahada kâr odaklı hale geldi, bu da enerji ve hammadde tüketimini artırarak çevresel yıkıma neden oldu.
Üretim Yapısındaki Temel Değişimler
1. Fordizm’den Post-Fordizm’e Geçiş: Esneklik ve Güvencesizlik
Neoliberalizm, 20. yüzyılın kitlesel üretim modeli olan Fordizm’i (standartlaştırılmış üretim, sabit emek sözleşmeleri) post-Fordist esnek üretime dönüştürdü. Just-in-time üretim, outsourcing ve taşeronlaşma gibi yöntemler, üretim maliyetlerini düşürdü ancak emek piyasasını güvencesizleştirdi. Sendikaların zayıflatılması ve ücretlerin bastırılması, sermayenin kârını artırdı ancak işçilerin gücünü eritti.
Örneğin, Batı Afrika’da (Gambiya, Fildişi Sahili, Mali) neoliberal reformlar, küçük ölçekli çiftçilerin üretimini tahrip etti: Desteklerin kaldırılması, ithalatın artması ve pazar liberalizasyonu, yerel tarımı çökertti ve gıda güvensizliğine yol açtı. Türkiye’de tarım reformu (ARIP), kota uygulamaları ve üretim alanlarının daraltılmasıyla benzer yıkıcı etkiler yarattı, kırdan kente göçü hızlandırdı.
2. Küreselleşme ve Küresel Tedarik Zincirleri
Neoliberalizm, üretimi küreselleştirdi: Düşük maliyetli işgücü bölgelerine (Küresel Güney) kaydırılan üretim, küresel tedarik zincirlerini hakim kıldı. Bu, gelişmiş ülkelerde deindustrialization’a (sanayisizleşme) neden oldu; işler hizmet sektörüne kaydı ancak bu sektör düşük ücretli ve güvencesizdi.
Çokuluslu tekellerin (Monopolistik tekeller) yükselişi, neoliberalizmin ironisidir. Serbest piyasa iddiasına rağmen, deregülasyon oligopolileri(1) teşvik etti, riskleri topluma kaydırdı ve küresel sömürüyü artırdı. Örneğin, emperyalist ilişkilerle Küresel Güney’den değer transferi, Kuzey’deki büyümeyi finanse etti ancak Güney’de yoksullaşma yarattı.
3. Finansallaşma ve Üretim Odaklılığın Kaybı
Neoliberalizm, üretimi finans odaklı hale getirdi. Finansal düzenlemelerin kaldırılması, sermaye akımlarını serbestleştirdi ve üretimi spekülatif hale getirdi.
Sonuçta, üretim süreçleri kısa vadeli kârlara odaklandı, bu da kronik kısa vadeciliği doğurdu. Hizmet ticaretinin yükselişi (küresel ticaretin %25’i), manufacturing’in marjinalleşmesiyle birleşti; „ucuz emek avantajı“, sermaye yoğun üretimle eridi.
4. Sektörel ve Toplumsal Etkiler
Neoliberalizm, tarım ve sanayi gibi geleneksel sektörleri tahrip etti. Türkiye’de neoliberalizm, tarımsal yapıyı yıkarak dış ticareti değiştirdi. Küresel şehirlerde, üretim sermaye üretimi için dönüştü; yeşil alanlar bile neoliberal mantıkla yönetildi. Biyoçeşitlilik kaybı gibi çevresel etkiler, bağımlı-kapitalist ülkelerde daha yoğun yaşandı.
Emek açısından, güvencesizlik ve esnek çalışma arttı; bireyler “girişimci benlik”le yönetildi, bu da toplumsal izolasyon ve zihinsel sağlık sorunlarını tetikledi.
(…)
Neo-Liberal Dönüşüm ve OSB’lerin Evrimi
OSB’ler, 1960’lı yıllardaki planlı kalkınma döneminde (örneğin 1962 Bursa OSB’si) başlamış olsa da, neo-liberalizmle birlikte niteliksel bir değişim yaşamıştır. 1980’lerden itibaren, Turgut Özal’ın politikalarıyla devlet müdahalesi azalmış, OSB’ler piyasa güçlerine bırakılmıştır. 1982’de OSB Fonları Yönetmeliğiyle altyapı büyük ölçüde devlet tarafından fonlanmış, ancak 1983’te Özal’ın eleştirileriyle değişiklikler yapılmış; 2000’de 4562 sayılı OSB Kanunu ile OSB’ler tüzel kişilik kazanmış, özerk yönetim, vergi muafiyetleri (emlak vergisi, atıksu bedeli, bina inşaat harcı) ve kredi erişimi sağlanmıştır. Bu kanun, “kendin yap, kendin işlet” modelini benimseyerek neo-liberal mantıkla uyumlu hale gelmiştir.
Neoliberal küreselleşme, OSB’leri küresel fabrikalara dönüştürmüş; 1962-2002 arasında 70 olan OSB sayısı, 2025’te 409’a ulaşmıştır. Dünya Bankası ve IMF’nin Yapısal Uyum Programları, Gümrük Birliği (1996) ve 2003 sonrası özelleştirmeler, OSB’leri ihracata yönelik kümelenmelere yönlendirmiştir. Kalkınma planlarında (Beşinci Plan 1985-89: ihtisas OSB’ler; Dokuzuncu Plan 2007-13: üniversite-sanayi işbirliği) dengeli dağılım hedeflense de, neo-liberalizm bölgesel eşitsizliği artırmış; Marmara ve Ege’de yoğunlaşma (örneğin İzmir’de 13 OSB) görülmüştür. Özel Endüstri Bölgeleri (ÖEB) gibi ileri formlar, holdinglere (Koç, Sabancı, Cengiz) tahsis edilerek özerklik ve vergi avantajları sağlamış, maden ve lojistik entegrasyonunu hızlandırmıştır.
Ekonomik Dönüşümler: Küresel Entegrasyon ve İstihdam
Neoliberalizm, OSB’leri yığılma ekonomileri (ölçek, lokalizasyon, altyapı paylaşımı) yoluyla verimli kılmıştır; maliyet düşüşü, rekabet artışı ve esnek üretim (post-Fordizm) teşvik edilmiştir. Küresel tedarik zincirlerine entegrasyon, Anadolu’yu “küresel fabrika” haline getirmiş; 280 OSB ve 19 Serbest Bölge’de 67 bin işletme, 3 milyon istihdam yaratmıştır (Marmara’da 1 milyon). Lojistik altyapı (otoyollar, limanlar, demiryolları) ve meslek liseleri (MESEM projesi), sermaye ihtiyaçlarına göre şekillenmiş; örneğin Çandarlı Limanı gibi yatırımlar, OSB’leri Asya-Avrupa koridoruna bağlamıştır.
Ancak bu dönüşüm, iç pazardan küresel ihracata kayışla birlikte KİT’lerin özelleştirilmesini içermiştir; Türkiye’nin ihracat payı 2002-2023’te iki katına çıkmıştır. Olumsuzluklar arasında doluluk oranlarının %50 altında kalması, atıl OSB’lerin arsa rantına dönüşmesi (Kuzey Kürdistan’daki “tabela OSB’ler”) ve dışa bağımlılık yer alır. İstihdam artışı (2010’da yarım milyon, bugün 3 milyon) esnek ve güvencesizdir; taşeronlaşma, düşük ücretler ve sendika karşıtlığı yayınlaştırılmıştır. Genç, kadın ve deneyimsiz işçiler hakimdir; MESEM gibi programlar çocuk işçiliğini meşrulaştırmış (2023-2025 arası 16 ölüm).
| Dönüşüm Unsuru | Pozitif Etki | Negatif Etki |
|---|---|---|
| İstihdam | 3 milyon istihdam | Güvencesizlik, taşeronlaşma, düşük ücretler |
| Altyapı | Lojistik ağlar (limanlar, otoyollar) | Bölgesel eşitsizlik, rant odaklı büyüme |
| Üretim Modeli | Yalın üretim, tedarik zincirleri | Dışa bağımlılık |
Sosyal ve Çevresel Etkiler: Ayrışma ve Yıkım
Neoliberalizm, OSB’leri kent çeperlerine taşıyarak sanayisizleşmeyi (metropollerde hizmet/finans hakimiyeti) yönetmiş; ancak düzensiz kentleşme, gecekondulaşma ve toplumsal ayrışmayı artırmıştır. Kırdan kente göç hızlanmış, yerel emek dışlanmış (etnik önyargılar, nitelikli işgücü eksikliği); sendikal mücadele bastırılmış, direnişler yerel oligarşi (sermaye, idare, kolluk) tarafından ezilmiştir. Kültürel sermaye (hemşerilik, aşiret) korunmuş ancak izolasyon yaratmıştır; suç artışı, yoksulluk ve hizmet eksikliği (elektrik, su) yaygınlaşmıştır.
Çevresel etkiler yıkıcıdır: Hava/su/toz kirliliği, tarım arazilerinin kaybı (bağcılık bitişi), kanser oranları artışı ve altyapı yetersizliği. OSB’ler denetimi sanayicilere bırakarak cezaları azaltmış; neo-liberal deregülasyon, kirliliği metropol çeperlerine kaydırmıştır. Eğitim politikaları (özel okul artışı, devlet okullarının ihmalı) proleterleşmeyi desteklemiş, gençleri güvencesiz istihdama mahkum etmiştir.
Bir Örnek: Dilovası OSB’si
Dilovası (Kocaeli), neo-liberalizmin somut örneğidir: 1967’de sanayileşme başlamış, 1980’ler Özal politikalarıyla büyüme hızlanmış; 2002’de DOSB ilan edilmiş (822-2000 hektar, 187 kuruluş, 15 bin istihdam). Yabancı sermaye (BASF, Jokey) ve holdingler (Koç, Sabancı) hakim; göç patlaması nüfusu 808’den 45 bine çıkarmış. Çevresel yıkım (dere zehirlenmesi, kanser, tarım kaybı) ve sosyal ayrışma (gettoleşme, enformel emek) belirgindir; taşeronlaşma sendikaları eritmiş, yerel istihdam %3-5’e düşmüştür. İş güvenliği ve işçi sağlığı hiçe sayılmış, onlarca işçi iş cinayetlerinde can vermiştir. İSİG Meclisi raporuna göre, Kocaeli’de 49 işçinin iş cinayetlerinde katledildiğini açıkladı.(2) Yine aynı OSB bölgesinde Ravive Kozmetik’te çıkan yangında aralarında çoçuk işçinin de bulunduğu 7 işçi yanarak can vermiş, işçilerin sigortasız çalıştırıldığı, iş güvenliği ve işçi sağlığı önemlerinin alınmadığı, işletme binasının itfaye uygunluk onayının dahi olmadığı ortaya çıkmıştı.(3)
OSB’lerin Türkiye Ekonomisindeki Rolü, Etkisi ve Oranı
Organize Sanayi Bölgeleri (OSB’ler), Türkiye’de sermaye devletinin sanayileşme stratejisinin temel taşlarından biri olarak, ekonomik büyümesinde önemli bir rol oynuyor. 1960’lı yıllardan beri gelişen bu yapılar, özellikle 2000’deki yasal düzenlemelerle standartlaşmış ve 2026 itibarıyla ülke ekonomisinin kritik bir parçası haline gelmiştir.
OSB’lerin Ekonomideki Rolü
OSB’ler, sanayinin kümelenmesini sağlayarak verimliliği artıran, altyapı maliyetlerini düşüren ve bölgesel kalkınmayı teşvik eden mekanizmalar olarak işlev görür. Temel rolleri şöyle özetlenebilir:
- Üretim ve İhracat Lokomotifi: OSB’ler, Türkiye’nin imalat sanayisini yoğunlaştırarak katma değerli üretimi teşvik eder. Elektrik tüketimi gibi göstergeler üzerinden ölçülen üretim, 2025’te %2,91 artış göstermiş ve Aralık ayında %6,9’luk bir sıçrama yapmıştır. Bu bölgeler, küresel tedarik zincirlerine entegrasyonu kolaylaştırır ve ihracat odaklı büyümeyi destekler.
- İstihdam Yaratma: OSB’ler, işgücünün yoğunlaştığı alanlar olarak -güvencesizlik, çalışma koşulları, düşük ücretler ve iş cinayetleri cenderesinde de olsa- ciddi bir istihdam sağlıyor. 2025’te 14 bin 324 ek istihdamla toplam çalışan sayısı 2 milyon 700 bini aşmıştır. Bu, özellikle ucuz işgücü olması bakımından genç ve kadın istihdamı ağırlıklıdır.
- Bölgesel İstihdamın Artması: 81 ilde yaygınlaşan OSB’ler (toplam 416 adet), az gelişmiş bölgelerin istihdam oranlarında görece iyileştirmelere yol açmıştır.
- Verimlilik ve Inovasyon: OSB üyeliği, firmaların satışlarını, katma değerini ve sermaye yoğunluğunu artırmıştır. Bu bölgelerdeki firmalar, diğerlerine göre daha (kârlılık açısından) verimli çalışmış ve ticaret hacmini büyütmüştür.
OSB’ler, genel olarak Türkiye’nin sanayi politikasının odağında yer alır; imalat sanayinin %45’ine yakın net satışları ve %38’ini istihdamı kapsar.
OSB’lerin Ekonomik Etkisi
OSB’lerin etkisi, pozitif ve negatif yönleriyle çok boyutludur. Pozitif etkiler ekonomik büyümeyi hızlandırırken, bazı olumsuzluklar da kaynak kullanımında sorunlar yaratır.
- Pozitif Etkiler:
- Büyüme ve Verimlilik Artışı: OSB üyeliği, firmaların net satışlarını %73, sermaye yoğunluğunu %76 artırır. İhracat büyümesine yıllık %6, istihdam büyümesine %3 katkı sağlar. Ticaret hacmi (alış-satış) %70’in üzerinde yükselir, bu da GSYH’ye doğrudan etki eder.
- İstihdam ve Sosyal Etki: 68 binden fazla fabrikada 2,7 milyon istihdam, toplam işgücünün önemli bir kısmını oluşturur.
- Negatif Etkiler:
- Çevresel ve Kaynak Baskısı: Yoğun üretim, enerji ve su tüketimini artırır; bazı bölgelerde çevre kirliliği ve altyapı yetersizliği görülür.
- Eşitsizlik ve Güvencesizlik: İstihdam artışı olumlu olsa da, taşeronlaşma, sendikasızlaştırma, iş güvenliği ve işçi sağlığı koşullarının yetersizliği ve düşük ücretler emek piyasasını güvencesizleştirir. Bölgesel yoğunlaşma (Marmara’da ağırlık), Kürt illerinde atıl kapasite yaratır.
- Ekonomik Bağımlılık: Küresel dalgalanmalara karşı hassasiyet artar; örneğin, enerji maliyetlerindeki yükseliş OSB üretimini etkileyebilir.
OSB’lerin Ülke Ekonomisindeki Oranı
OSB’lerin ekonomik oranları, istatistiklerle somutlaşır. Aşağıdaki tablo, ana göstergeleri özetler (2025 verileri baz alınarak):
| Gösterge | Oran/Değer | Açıklama |
|---|---|---|
| OSB Sayısı | 416 (371 Sanayi Bakanlığı, 45 Tarım Bakanlığı) | Toplam OSB sayısı, 81 ilde yaygın. |
| Fabrika Sayısı | 68.000+ | İmalat sanayinin büyük kısmını kapsar. |
| İstihdam | 2.700.000+ (imalat sanayinde %38) | Toplam istihdamın yaklaşık %8-10’u (genel işgücüne göre tahmini); imalat istihdamının %38’i. |
| Net Satışlar | İmalat sanayinde %45 | Tüm firmalar arasında %20. |
| Üretim Artışı (2025) | %2,91 (elektrik tüketimi bazında) | Aralık’ta %6,9 artış. |
| Yenilenebilir Enerji | 5.086 MW (%47 artış) | Ekonomide sürdürülebilirlik oranı artırır. |
| İhracat Katkısı | Yıllık %6 büyüme katkısı | OSB’ler ihracatın büyük kısmını taşır. |
Bu oranlar, OSB’lerin GSYH’nin %20-25’ine dolaylı katkı yaptığını gösterir (imalat payı üzerinden). İmalat sanayindeki hakimiyetleri, Türkiye’nin ihracatının %90’ından fazlasını etkiler.
Sonuç olarak, OSB’ler Türkiye’nin kapitalist ekonomisinin can damarıdır; büyüme, istihdam ve ihracatın ana sürücüsü olarak rol oynar. Hem bu durumundan, hem de işçi kitlelerin 3 milyona yakınının OSB’lerde çalışıyor olması gerçeğinden ötürü, OSB’ler sınıf mücadelesinin en önemli, öncelikli alanıdır.
(…)
Türkiye/Kuzey Kürdistan’da sosyalist devrimin sınıfsal, ideolojik ve örgütsel önderliği tartışmasız proleteryadır. Proleteryanın devrimci çekirdeği ise sanayi işçileridir.
Kapitalizmin özellikle neoliberalizmle üretimin yapısında yarattığı değişim her ne kadar işi parçalı hale getirmişse de, bugün coğrafyamızda OSB’ler halen geniş işçi yığınlarının kitlesel olarak bulunduğu ve üretime katıldığı alanlardır. Sınıf merkezli devrimci siyasetin ve örgütlenmenin bu alanları es geçmesi düşünülemez. O halde soru bu alanlara nasıl girileceği, hangi araç ve yöntemlerle girileceği, örgütlenme biçim ve niteliklerinin neler olacağı, OSB’lere yakın semtlerde konuşlanma ve faaliyet olanaklarının nasıl ele alınacağı, -tek tek OSB’ler veya fabrikalar bazında- yerel işçi talepleri ile sınıf mücadelesinin nasıl ilişkinleştirilip birbirini destekler hale getirileceği gibi soru(n)lara yanıt olmak zorundayız.
Devam edecek…
Kaynak-Açıklama
1) Oligopoli, piyasadaki arzın büyük bölümünün, birbirinin kararlarından doğrudan etkilenen az sayıda büyük firma tarafından kontrol edildiği bir piyasa yapısıdır
2) https://devrimcidusun.org/isig-kocaeli-subesi-raporu-kocaeli-isci-olumlerinde-ilk-5-il-arasinda/
3)https://devrimcidusun.org/dilovasi-raporu-guvenlik-yok-sigorta-yok-uretim-icin-gerekli-kosullar-yok/







