İSTANBUL – İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’i “silahlı terör örgütü üyesi olma” suçlamasıyla yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, kararı oy birliğiyle açıkladı. Karar, Özer’in tutuklu yargılandığı süreci daha da ağırlaştırırken, DEM Parti’ye ve Kürt halkının iradesine yönelik siyasi operasyonların yeni bir halkası olarak kaydedildi.
Ahmet Özer, 31 Mart 2025 yerel seçimlerinde Esenyurt’ta %51,67 oy alarak belediye başkanı seçilmiş, ancak İçişleri Bakanlığı tarafından 3 Nisan 2025’te “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla görevden alınmıştı. Hakkındaki soruşturma, “PKK/KCK ile bağlantılı olmak” ve “örgüte finansal destek sağlamak” iddialarına dayandırılmıştı. Tutuklanan Özer, yaklaşık 10 aydır cezaevinde tutuluyordu.
Mahkeme kararında öne çıkanlar:
- Suçlamalar, Özer’in geçmişteki akademik çalışmaları, sosyal medya paylaşımları ve belediye başkanlığı öncesi etkinliklerine dayandırıldı.
- Savunma tarafı, iddiaların somut delile dayanmadığını, siyasi motivasyonlu olduğunu ve seçilmiş bir belediye başkanının iradesinin gasp edildiğini vurguladı.
- Mahkeme, “örgüt üyeliği” suçunu sabit görerek TCK 314/2 maddesi uyarınca ceza verdi; iyi hal indirimi uygulanmadı.
- Karar sonrası Özer’in avukatları temyiz başvurusu yapacaklarını açıkladı.
Tepkiler
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, kararı “siyasi intikam” olarak nitelendirdi: “Bu karar, Kürt halkının iradesine, demokrasiye ve seçme-seçilme hakkına yönelik açık bir darbedir. Esenyurt halkı Ahmet Özer’i seçti, sermaye devleti ise bu iradeyi cezaevine tıktı.”
CHP ve diğer burjuva muhalefet partilerinden “hukukun siyasallaştırıldığı” eleştirileri gelirken, iktidar kanadından “terörle mücadele” savunusu yapıldı.
Karar, son dönemde CHP’li ve DEM Parti’li belediyelere yönelik kayyum atamaları, soruşturmalar ve tutuklamalar zincirinin en son halkası olarak değerlendiriliyor. Van, Mardin, Batman, Halfeti gibi yerlerde seçilmiş başkanların görevden alınması, cezaevine gönderilmesi ve yerine kayyum atanması, sermaye devletinin “hukuk” kisvesi altında yürüttüğü baskı politikasının açık göstergesi olarak kabul ediliyor.



































