ANKARA – Fransa Cumhurbaşkanı, Almanya Şansölyesi, İtalya Başbakanı, Japonya Başbakanı, Hollanda Başbakanı ve İngiltere Başbakanı, ortak bir yazılı açıklama yayımlayarak İran’ın Körfez’deki son eylemlerini hedef aldı. Liderler, “İran tarafından Körfez’de silahsız ticari araçlara yönelik son saldırıları, petrol ve doğal gaz tesisleri başta olmak üzere sivil altyapılara yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı’nın İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kapatılmasını şiddetle kınıyoruz” ifadelerine yer verdi.
İran’ın misilleme olarak Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlaması ve bazı ticari gemilere müdahale etmesi, küresel enerji akışını tehdit eden bir unsur olarak sunuldu. Batılı ülkeler ve Japonya, bu gelişmeyi uluslararası deniz hukuku ihlali ve küresel ticaretin güvenliğine saldırı olarak nitelendirdi.
‘Enerji Güvenliği’ ve Emperyalist Çıkarlar
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik bir nokta. İran’ın boğazı kapatma tehdidi veya fiili kısıtlamaları, enerji fiyatlarında ani yükselişlere yol açarken, bu durum başta Avrupa ve Japonya olmak üzere petrol ithalatına bağımlı ekonomileri doğrudan etkiliyor. Açıklamayı imzalayan ülkelerin çoğu, ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırılarına dolaylı destek veren veya sessiz kalan aktörler arasında yer alıyor.
İran’ın misilleme eylemleri, ABD-İsrail ittifakının enerji kaynaklarını kontrol altına alma ve siyonist rejmin konjoktürel çıkarlarını sağlama amacıyla rejim değişikliği hedefli bombardımanlarına yanıt niteliğinde.
Bu ortak kınama, İran’a karşı diplomatik ve ekonomik baskıyı artırma, olası yeni yaptırımlar için zemin hazırlama ve enerji rotalarının güvenliği adına askeri varlıklarını güçlendirme çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Ancak İran’ın boğazdaki hareket kabiliyeti, emperyalist güçlerin bölgedeki mutlak hakimiyet iddiasını zorlaştıran bir unsur olmaya devam ediyor.
Açıklamanın zamanlaması, savaşın enerji piyasalarına yansıyan maliyetinin yükseldiği ve küresel kapitalist ekonominin bu tür kesintilere karşı kırılganlığının arttığı bir döneme denk geliyor. Batılı ülkelerin sivil altyapı vurgusu, kendi enerji tedarik zincirlerinin korunmasına öncelik verdiğini gösterirken, bölgedeki çatışmanın asıl mağdurlarının yerel halklar ve emekçiler olduğu gerçeği arka planda kalıyor.






