İSTANBUL – Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile İstanbul’da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, PKK ve İran kolu PJAK’ı hem Türkiye hem de İran için “ortak tehdit” olarak tanımladı ve iki ülke arasında “ortak mücadele” çağrısında bulundu. Fidan’ın sözleri, sermaye devletinin Kürt varlığına yönelik kurulduğu günden itibaren devam eden sistematik düşmanlık politikasını, komşu ülkelerle ittifaklar kurarak bölgesel boyutta nasıl sürdürdüğünün en yeni göstergesi olarak yorumlanıyor.
Fidan basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“Diğer taraftan PKK terör örgütünün son gelişmelerden istifade etmeye çalıştığını gördük. Bu durum PKK/PJAK terör örgütünün sadece Türkiye için değil İran için de bir tehlike oluşturduğunu göstermiştir. PKK’ya karşı ortak mücadele sergilememiz gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyoruz.”
Sermaye devletinin resmi söyleminde “PKK/PJAK” ifadesi, yıllardır Kürt halkının siyasi, kültürel ve toplumsal taleplerini temsil eden neredeyse tüm Kürt oluşumlarını aynı torbaya koyan bir araç olarak kullanılıyor. Türkiye, PKK’yi “terör örgütü” olarak tanımlarken, aynı etiketi İran’daki Kürt hareketinin önemli bir parçası olan PJAK’a da yapıştırıyor. Bu yaklaşım, İran rejiminin de Kürtleri sistematik olarak baskı altına aldığı bir dönemde Tahran’a “ortak düşman” üzerinden ittifak teklifi olarak okunuyor.
Analistler, Fidan’ın açıklamasını şu noktalarda değerlendiriyor:
- Türkiye’nin Kürt meselesini “terör sorunu” olarak çerçevelemeye devam etmesi, Kürtlerin ulusal ve demokratik hak taleplerini tamamen yok sayan, onları “dış mihrakların maşası” olarak gören ırkçı-milliyetçi paradigmanın ürünüdür.
- “PKK/PJAK ortak tehdidi” söylemiyle Ankara, İran’ı Kürt karşıtlığında yanına çekerek hem Suriye’deki Kürt özerk yapısını (Rojava) hem de İran’daki Kürt coğrafyasını hedef alan bir bölgesel baskı hattı oluşturmayı amaçlıyor.
- Bu politika, Kürt halkının dört parçadaki varlığını tehdit eden “Kürdistan’sızlaştırma” stratejisinin bir uzantısı olarak görülüyor: Türkiye içinde Kürtçe eğitim ve özerklik taleplerinin bastırılması, Suriye’de SDG’nin tasfiyesi, İran’da PJAK ve diğer Kürt gruplarının yok edilmesi.
İran tarafı ise Arakçi aracılığıyla “terörle mücadelede işbirliğine açık” olduğunu belirtse de, Tahran’ın önceliği ABD ve İsrail ile gerilim hattı olmaya devam ediyor. İranlı yetkililer, Türkiye’nin “PKK/PJAK” söylemini kendi Kürt karşıtı politikalarını meşrulaştırmak için kullanabileceğini düşünüyor; ancak Şii-Sünni eksenindeki rekabet nedeniyle tam bir ittifakın zor olduğu da belirtiliyor.
Sermaye devletinin ve onun hükümetinin Kürt düşmanlığı politikası son yıllarda şu somut adımlarla kendini gösterdi:
- Kürt belediyelerine kayyum atanması ve seçilmiş Kürt siyasetçilerin tutuklanması,
- Rojava’ya yönelik askeri operasyonlar ve SDG’nin “terör örgütü” ilan edilmesi,
- Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yönelik ekonomik ve siyasi baskılar,
- İran’daki Kürt partilerine ve sivillere yönelik istihbarat operasyonları.
Fidan’ın bugünkü çıkışı, bu politikanın artık yalnızca iç mesele olmaktan çıkıp, İran’la “Kürt karşıtı ortak cephe” oluşturma arayışına dönüştüğünün açık göstergesi olarak değerlendiriliyor. Orta Doğu’daki konjukturel durum göz önünde bulundurulduğunda bu tür girişimlerin, Kürt halkına yönelik yeni baskı dalgalarının habercisi olabileceği uyarısında bulunuyor.






































