ANKARA – 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde IŞİD tarafından düzenlenen bombalı saldırıda 103 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Katliamda ölenlerden biri olan Sarıgül Tüylü’nün eşi, çocukları ve yakınları, devletin önleyici ve koruyucu yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı’na başvurmuş, talebin reddi üzerine yargıya gitmişti.
Ankara 15. İdare Mahkemesi, 2019’da “kusursuz sorumluluk” ilkesini esas alarak ailenin manevi zararını karşılamak üzere toplam 545 bin lira tazminat ödenmesine hükmetmişti. Bu karar, devletin istihbarat ve güvenlik zaafiyetlerinin katliamın gerçekleşmesinde doğrudan rol oynadığını kabul eden sınırlı sayıdaki yargı kararlarından biriydi.
Danıştay’ın Kararı ve Geri Alma Süreci
Danıştay, temyiz incelemesi sonucunda mahkeme kararını bozdu ve tazminatın faiziyle birlikte geri ödenmesine yol açacak bir hüküm verdi. Gerekçede, devletin kusursuz sorumluluğunun oluşmadığı, saldırının “terör örgütünün öngörülemeyen eylemi” olduğu savunuldu. Bu yaklaşım, katliam öncesi istihbarat paylaşımındaki eksiklikler, emniyet ve valilik düzeyindeki koordinasyon zaafiyetleri ve emniyet güçlerinin alandaki yetersizliği gibi somut ihmalleri göz ardı ettiği için eleştiriliyor. Aile, ödenen tazminatı yıllardır kullanmış durumda; şimdi hem ana para hem de biriken faizlerin iadesi talep ediliyor.
Devletin Sorumluluktan Kaçışı
Ankara Gar Katliamı, IŞİD’in düzenlediği en kanlı saldırılardan biri olarak kayıtlara geçti. Ancak soruşturma ve yargılama süreçlerinde, devletin güvenlik zaafiyetleri ve ihmalleri yeterince aydınlatılmadı; üst düzey sorumlular hesap vermedi. Tazminatın geri istenmesi, devletin katliamdaki rolünü kabul etmek yerine mağdur aileleri ikinci kez cezalandıran bir tutum olarak görülüyor. Bu karar, kapitalist devlet aygıtının, emekçi halkın can güvenliğini sağlamadaki başarısızlığını örtbas etme ve sorumluluğu bireysel faillerle sınırlama politikasının bir uzantısı niteliğinde.
Aile ve katliamda yakınlarını kaybeden diğer mağdurlar, kararın hukuki değil siyasi olduğunu belirterek itirazlarını sürdürüyor. Katliamın üzerinden geçen on yıla yakın sürede, adalet arayışının hâlâ sonuçsuz kalması ve tazminat gibi sınırlı hakların dahi geri alınmaya çalışılması, devletin emekçi kesimlere yönelik yaklaşımının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.






