ÇANAKKALE – Proje sahası, Bayramiç ilçesine bağlı Kuşçayırı köyü mevkiinde yer alıyor. ÇED başvuru dosyasında belirtilen işletme alanı 3 bin 878 hektar olarak belirlenirken, bu alanın 3 bin 752 hektarı ormanlık, 126 hektarı ise tarım arazisinden oluşuyor. Maden zenginleştirme işlemlerinde flotasyon ve tank liçi (siyanürleme) yöntemlerinin kullanılması planlanıyor; bu da tonlarca kimyasal madde kullanımını ve atık barajı inşasını gerektiriyor.
Su Kaynaklarına Yönelik Riskler
Atikhisar Barajı, Çanakkale kent merkezinin tek içme ve kullanma suyu kaynağı konumunda. Projenin baraja bu kadar yakın olması, olası sızıntılar, ağır metal taşınımı ve atık yönetimi sorunları nedeniyle su kalitesini kalıcı biçimde bozma riski taşıyor. Bölgenin kuraklık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı, geçmiş dönemlerde köylere tankerlerle su taşındığı bir dönemde, su tüketen ve kimyasal yoğun bir madencilik faaliyetinin eklenmesi su güvenliğini daha da kırılgan hale getiriyor. Deprem riskinin yüksek olduğu bölgede atık barajı çökmesi gibi senaryolar, İliç benzeri felaketleri akla getiriyor.
Ekolojik ve Yerel Etkiler
Proje alanı, Kazdağları ekosisteminin önemli bir kısmını kapsıyor ve çok sayıda endemik bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Orman ve tarım arazilerinin yok edilmesi, yöre halkının geçim kaynaklarını doğrudan ortadan kaldıracak. Kuşçayırı köyüne 1,5 kilometre mesafede olması yerleşim yerlerini de etkileyecek. Bölgede halihazırda devam eden diğer maden projeleriyle birlikte kümülatif yıkımın artması bekleniyor.
Süreç ve Toplumsal Tepki
ÇED süreci kapsamında halkın katılım toplantısı 16 Mart 2026’da Kuşçayırı köyünde yapılacak. Çevre örgütleri ve bölge halkı, projenin su kaynaklarını ve doğayı tehdit ettiğini belirterek sürece katılım çağrısı yapıyor. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği gibi kuruluşlar, madencilik faaliyetlerinin yerel ekoloji ve yaşam alanları üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor.
Bu proje, yabancı sermayeli şirketlerden devralınan ve genişletilen maden ruhsatlarının tipik bir örneği olarak, kısa vadeli çıkarlar karşısında uzun vadeli su ve doğa güvenliğinin nasıl riske atıldığını gösteriyor.






