İSTANBUL – Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Dersim (Tunceli), Diyarbakır, Hakkari, Iğdır, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van baroları, 9 Şubat 2025 tarihinde ortak bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, Türkiye ve Suriye’de yaşanan güncel gelişmeler, insan hakları, hukuk devleti ilkeleri ve savunma hakkı perspektifinden değerlendirildi.
Suriye’ye insani yardım vurgusu
Açıklamada öncelikle Suriye’ye açılan sınır kapılarının (özellikle Mürşitpınar Sınır Kapısı başta olmak üzere) Suriye’deki Kürtlere ve sivillere insani yardımın kesintisiz ulaştırılması amacıyla açık tutulması gerektiği vurgulandı. Sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde yol ve yöntemlerin belirlenmesi, sürecin sürdürülebilir kılınması ve gerekli yasal adımların atılması çağrısı yapıldı.
Barışçıl gösteri ve protesto haklarına müdahaleler
Türkiye’de Suriye’deki gelişmelere ilişkin barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin birçok ilde hukuka aykırı biçimde engellendiği, kolluk güçlerinin orantısız ve hukuka aykırı müdahalelerde bulunduğu belirtildi. Bu müdahaleler nedeniyle sorumlular hakkında etkili, bağımsız ve tarafsız adli/idari soruşturmaların yürütülmesi zorunluluğu ifade edildi.
Özellikle Van ilinde barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkını kullananlara yönelik müdahaleler kapsamında Van Barosu Başkanı Av. Sinan Özaraz’ın fiziksel gözaltına alınması ve kötü muameleye maruz bırakılması kabul edilemez bulundu. Bölge baroları, bu sürecin yakın takipçisi olacaklarını kamuoyuna duyurdu.
Diğer hak ihlalleri ve eleştiriler
- Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyelerine yönelik gözaltı ve tutuklamalar kaygı verici olarak nitelendi. Siyasi faaliyetler ve düşünce açıklamalarının ceza soruşturmalarına konu edilmesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile ifade ve örgütlenme özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirildi. Gözaltı ve tutuklamaların cezalandırma aracına dönüştürülmesi reddedildi.
- Amedspor’a yönelik cezalar ile saha içi/dışı ayrımcı uygulamalar dikkatle izleniyor. Spor alanlarının toplumsal barış ve birlikte yaşama kültürünü güçlendirmesi gerektiği, ayrımcı yaklaşımların eşitlik ilkesi ve sporun evrensel değerlerine aykırı olduğu belirtildi.
- Benzer şekilde, bireylerin “saç örme” gibi ifade özgürlüğü kapsamındaki kişisel ve kültürel tercihlerinin hedef alınarak soruşturmalara konu edilmesi, temel hak ve özgürlüklere yönelik hukuka aykırı müdahale olarak tanımlandı.
- Avukatlara yönelik cezalar ve baskılar eleştirildi. Avukatlık faaliyetinin meşru ve yasal bir meslek olmasına rağmen kriminalize edilerek cezalandırılması kabul edilemez bulundu. Savunma hakkının yerine getirilmesinin engellenmesi, bireylerin adalete erişim hakkını ve hukuk devletini doğrudan hedef aldığı vurgulandı.
- Nefret söylemi ve ayrımcı söylemlerin (özellikle Kürtlere, farklı inanç ve kimliklere yönelik) sosyal medya ve kamusal alanda yaygınlaştığı, şiddeti ve ayrımcılığı beslediği belirtildi. Devletin nefret söylemine karşı etkili hukuki mekanizmaları işletme yükümlülüğü hatırlatıldı.
- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının (Anayasa’nın 90. ve 153. maddeleri uyarınca) bağlayıcı olduğu, uygulanmamasının hukuk devletini zedelediği ve yargıya güveni ortadan kaldırdığı ifade edildi.
- Avrupa Konseyi’nin Avukatların Korunmasına İlişkin Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından imzalanmış olması nedeniyle avukatların mesleki güvencelerinin artırılması ve savunma hakkının etkin korunması gerektiği vurgulandı.
Bölge baroları, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve savunma hakkını koruma kararlılıklarıyla tüm bu süreçlerin takipçisi olmaya devam edeceklerini kamuoyuna duyurdu. İmzacılar arasında Diyarbakır, Van, Şanlıurfa, Mardin gibi barolar ön planda yer aldı.




































