İSTANBUL – ABD emperyalizmi, Suriye’deki politikalarının merkezine oturan sömürgeci emellerini, bu emelleri uğruna hiçbir etik ve insani değeri tanımayacağını, varlık mücadelesi veren bir ulusu yalnızca emelleri uğruna bir ‘aparat’ olarak gördüğünü hem sahadaki tutumu hemde sözcülerinin ifadeleriyle gözler önüne serdi.
ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın ardından Başkan Donald Trump da, Hay’at Tahrir al-Sham (HTŞ) lideri ve Suriye’nin yeni “başkanı” Ahmed al-Sharaa’yı (eski adıyla Abu Mohammad al-julani veya Golani) açıkça destekleyen açıklamalar yaptı. Trump, Julani’yi överek emperyalist çıkarlar doğrultusunda cihatçı unsurları nasıl araç haline getirdiğini bir kez daha kanıtladı.
Trump’ın Övgü Dolu Sözleri
Beyaz Saray’da başkanlıkta 1 yılını tamalaması nedeniyle açıklama yapan Trump, eski Al-Kaide bağlantılı militanı “çok çalışkan, güçlü ve sert” bir figür olarak tanımladı. “Öylesi bir yerde temiz bir çocuğu göreve getirip bir şeyler başarmasını bekleyemezdiniz” diyen Trump, Colani’nin “güçlü geçmişi”ni ve “savaşçı” kimliğini vurgulayarak, onun Suriye’de “bir şeyleri toparlama şansı” olduğunu iddia etti. Ayrıca, Suriye’deki gelişmeleri kendi “başarı”sı olarak gösteren Trump, “Suriye’de iyi bir iş çıkardım” diyerek yaptırımların kaldırılması ve ilişkilerin normalleştirilmesi kararını savundu.
Bu açıklamalar, Trump’ın Mayıs 2025’te Riyad’da Colani ile yaptığı görüşmeden bu yana devam eden yakınlaşmanın bir parçası. ABD, Colani’yi(HTŞ’yi) terör listesinden çıkardıktan sonra Suriye’yi IŞİD karşıtı koalisyona dahil etti ve ekonomik yaptırımları kaldırdı. Colani ise Trump’ın yemin törenini kutlayarak “Ortadoğu’ya barış getireceğine” inandığını ifade etti.
Emperyalist Tarafın Açık İfşası
ABD’nin bu tutumu, Suriye halklarının on yıllardır maruz kaldığı savaş, yıkım ve sömürünün arkasındaki gerçek aktörleri bir kez daha ortaya koyuyor. Colani, 2003’te Irak işgali sırasında Al-Kaide saflarında ABD güçlerine karşı savaşmış bir isim. HTŞ ise Suriye iç savaşında cihatçı yöntemlerle sivilleri hedef almış, muhalifleri katletmiş bir örgüt. Ancak ABD emperyalizmi, kendi çıkarları doğrultusunda bu unsurları “yeniden markalaştırarak” destekliyor – tıpkı Afganistan’da Taliban’ı veya başka bölgelerde benzer grupları yaptığı gibi.
Komünistler ve anti-emperyalist çevreler, bu gelişmeyi “ABD’nin cihatçılarla ittifakı” olarak nitelendiriyor. Trump’ın övgüleri, Suriye’de Kürt özerk bölgelerine yönelik saldırıları ve Rojava’daki direnişi zayıflatma, Kürt güçleri üzerinde baskı kurma politikalarını yansıtıyor. SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile “entegrasyon” süreci kırılganlığını ve belirsizliğini korurken, ABD’nin HTŞ’yi meşrulaştırması, sadece bölgedeki Kürt halkının değil, tüm halkların mücadelesini açıkça baltalıyor.
Kuşkusuz ki, Trump’ın Colani’ye yönelik bu “barışçı” yaklaşımı, aslında emperyalist hegemonyanın bir aracı. Suriye’nin kaynaklarını (petrol, gaz) kontrol etmek ve İran-Rusya etkisini kırmak için cihatçıları kullanan ABD emperyalizmi, halkların gerçek özgürlüğünü değil, kendi çıkarlarını önceliyor. Bu durum, Orta Doğu’da ve Suriye’de birleşik anti-emperyalist mücadelenin aciliyetini bir kez daha gösteriyor. İşçiler, emekçiler ve ezilen halklar, bu tür ittifaklara karşı direnişlerini güçlendirmeli. Bu Rojava’nın gerçek tek umudu olarak görülüyor.



































