Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü’nün 35. Yılı: Yerin Altından Yükselen Sınıf Mücadelesi – Düşün Atolyesi

madenciler

Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en kitlesel ve sembolik eylemlerinden biri olarak 1990-1991 kışında gerçekleşti. Yaklaşık 48 bin maden işçisinin başlattığı grev, kısa sürede 100 binden fazla kişiyle Ankara’ya doğru bir yürüyüşe dönüştü. Bu kitlesel işçi eylemi, neoliberal politikaların emek üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı bir başkaldırıydı ve sınıf mücadelesinin parlak bir örneği olarak hafızalara kazındı.

1980 askeri darbesinin sendikal hakları kısıtlayan yasaları, özelleştirme girişimleri ve dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “işçiye verilen ücret kömürü karşılamaz” gibi açıklamaları, madencileri harekete geçiren temel unsurlardı.

Madenciliğin ve Mücadelenin Kökenleri

Zonguldak Havzası, Osmanlı döneminden beri Türkiye’nin kömür üretim merkezlerinden biri. 1848’de çıkarılan nizamname ile bölge erkeklerine madende zorunlu çalışma dayatıldı, bu da erken dönem emek sömürüsünün temellerini attı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren havza, işçi hareketlerinin beşiği haline geldi. İkinci Meşrutiyet sonrası 1908 grevleri, Cumhuriyet döneminde devletleştirme ve 1940’larda mükellefiyet sistemi (zorunlu çalışma), madencilerin sınıf bilincini şekillendirdi.

1980 askeri darbesiyle neoliberal politikalar hız kazandı. 24 Ocak Kararları, ithal ikameci sanayileşmeyi terk edip özelleştirmeyi öne çıkardı. Bu süreçte maden işçileri, düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve sendikal baskılarla karşılaştı. 1989 Bahar Eylemleri, kamu işçilerinin toplu direnişiyle neoliberalizme karşı bir dönüm noktasıydı; ancak Zonguldak grevi, bunu zirveye taşıdı. Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Başkanı Şemsi Denizer’in liderliğinde, “ekmek, barış ve özgürlük” şiarı benimsenerek mücadele tabana yayıldı. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca, 30 Kasım 1990’da 41 bin işçi grev kararı aldı.

Grevin Yürüyüşe Dönüşümü

Grev, ilk günden itibaren Zonguldak’ı bir halk hareketine dönüştürdü. İşçiler, madenlerden çıkıp kent merkezinde toplanarak eylemler düzenledi. 3 Ocak 1991’de Türkiye’nin en büyük genel greviyle dayanışma doruğa ulaştı. Ertesi gün, 4 Ocak’ta araçlara izin verilmemesi üzerine madenciler, eşleri, çocukları ve halkla birlikte Ankara’ya yürümeye başladı.

O sabah, otobüslerin engellenmesi üzerine dönemin Genel Maden İşçileri Sendikası Başkanı Şemsi Denizer, sendika binasının penceresinden toplanan on binlere seslendi: “Arabalarımızı engellediler, arabayla gidemiyoruz. Ama ayaklarımız var. Yürüyeceğiz. Gemileri yaktık, geri dönüşü yok!” Bu sözler, yürüyüşün kararlılığını simgeliyordu ve kitleyi coşturdu. “Gemileri yaktık, geri dönüşü yok” sloganıyla yola çıkan kortej, zorlu kış şartlarında Devrek, Mengen ve Bolu’ya ulaştı. Kadınların ön saflarda yer alması, havza tarihinde bir ilki temsil ediyordu; barikatlar karşısında “Biz geri dönmeyiz” diyerek direnişi simgeleştirdiler.

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2026/01/Zonguldak-Madenci-Yuruyusu-semsi-Denizerin-konusmasi.mp4

Hükümet, barikatlar ve gözaltılarla engellemeye çalıştı. Başbakan Yıldırım Akbulut’un görüşme girişimleri sonuçsuz kaldı; Özal ise sert önlemlerden yanaydı. Yürüyüş, Mengen’de tıkanınca, 8 Ocak’ta Denizer grevi bitirme kararını açıkladı. Denizer, belediye binası balkonundan işçilere hitaben, her zamanki gibi “Canlarım, ciğerlerim” diye başlayarak şöyle seslendi: “İşçiler hak arama mücadelesinin dışına çıkmazlar… Bana güveniyor musunuz?… Gemileri yaktık, geri dönüş yok… Ama anlaşma ortamı yarattık. Suçlayacaksanız beni suçlayın.” Kadınların “Ölmek var, dönmek yok!” sloganlarına rağmen, olası çatışmaları önlemek için yürüyüş sona erdirildi. Ancak mücadele devam etti: 27 Ocak’ta hükümet, Körfez Savaşı’nı bahane ederek tüm grevleri erteledi. 59 gün süren eylem, doğrudan kazanımlar getirmedi ama işçi hareketini ülke çapında canlandırdı. Diğer illerden yevmiye bağışları ve dayanışma eylemleri, sınıf dayanışmasının gücünü gösterdi.

Denizer’in bir başka ikonik sözü ise emeğin değerini vurguluyordu: “Bütün güzellikleri işçiler yaratır, emeğiyle geçinen insanlar yaratır. Onun için sizlerle övünüyorum.”

Emek-Sermaye Çatışmasının Zirvesi

Büyük Madenci Yürüyüşü, coğrafyamızda sınıf mücadelesinin somut manifestolarından biri. Neoliberalizmin emek üzerindeki saldırısına karşı, madenciler sermayenin ve devletin birleşik gücüne meydan okudu.

Bu eylem, işçilerin sadece ücret değil, onur ve özgürlük talebini öne çıkardı. Kadınların katılımı, mücadeleyi aile ve toplum boyutuna taşıyarak patriyarkal yapıları da sorgulattı.

Büyük Madenci Yürüyüşü 35 Yaşında: Ayaklarımız Var, Yürüyeceğiz …

Sendika ile taban arasındaki çelişkiyi aşan grev, 1980 darbesinin yarattığı korku duvarını yıktı ve işçi sınıfının kolektif gücünü kanıtladı.

Tarihsel olarak, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan madenci sömürüsünün devamıydı: Zorunlu çalışma, iş cinayetleri ve özelleştirmeler, emekçiyi sermayenin vahşi sömürüsüne mahkum ediyor, ölümlerden ölüm beğendiriyordu. Yürüyüş, bu zinciri kırma girişimiydi ve Türkiye soluna ilham verdi.

Sömürü ve İş Cinayetleri Katlanarak Sürüyor

35.yılındaki Büyük Madenci Yürüyüşü, güncel emek sorunlarına karşı yapılacak olanı işaret ediyor. Zonguldak’ta 1990’lardaki 65 bin işçi sayısı bugün 10 bine düşmüş; kömür ithalatı artmış. İş cinayetleri, güvencesiz çalışma ve sefalet ücretleri devam ediyor.

Sektör, özellikle Cumhuriyet tarihi boyunca tekrarlanan iş cinayetleriyle anılıyor. 1941’den günümüze kadar maden ocaklarında 3 binden fazla işçi hayatını kaybetti, 100 binden fazlası yaralandı. Bu iş cinayetleri genellikle grizu patlaması, göçük, yangın ve metan zehirlenmesi gibi nedenlerden kaynaklanıyor. Özelleştirmeler, taşeronlaştırma, yetersiz denetim ve kar odaklı üretim zorlaması, katliamların başlıca sebepleridir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre, sadece AKP döneminde (2002-2022 arası) en az 1989 maden işçisi iş cinayetinde öldü.

Yakın tarihteki en ölümlü iş cinayetleri:

3 Mart 1992, Zonguldak Kozlu: Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ocağında grizu patlaması sonucu 263 işçi öldü. Cumhuriyet tarihinin o dönemki en büyük faciası.

7 Mart 1983, Zonguldak Armutçuk: Grizu patlamasında 103 işçi hayatını kaybetti.

13 Mayıs 2014, Manisa Soma: Özel işletmede trafo yangını ve karbonmonoksit zehirlenmesiyle 301 işçi öldü. Cumhuriyet tarihinin en ölümlü maden faciası olarak kayıtlara geçti. Bilirkişi raporları, üretim zorlaması, yetersiz havalandırma ve yaşam odası eksikliğini vurguladı. Facia sonrası protestolar ülke çapına yayıldı.

14 Ekim 2022, Bartın Amasra: TTK ocağında grizu patlaması sonucu 41 işçi hayatını kaybetti, sonraki tedavilerde 2 işçi daha öldü (toplam 43). Sayıştay raporları önceden riskleri belirtmişti; tali havalandırma yetersizliği ve metan birikimi ana nedenler.

Diğer önemli kazalar: 2010 Karadon (30 ölü), 2009 Mustafakemalpaşa (19 ölü), 2016 Şirvan (16 ölü).

Haklıyız, Güçlüyüz, Kazanacağız

İSİG Meclisi’ne göre madencilik, en riskli sektörlerden biri. Yıllık ölümler 60-100 arası değişiyor; 2022’de 105 maden işçisi öldü. TÜİK verileri maden ve taş ocakçılığını iş kazalarının en fazla olduğu sektör olarak gösteriyor. Uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye, milyon ton kömür başına ölüm oranında yüksek sıralarda (örneğin ABD’nin 20 katı).

Sınıf mücadelesi açısından, yürüyüşün bugünlere verdiği en önemli dersler: Örgütlü güç, baskılara karşı dayanışma ve taban inisiyatifinin önemine işaret ediyor.

Zonguldak Büyük Madenci Yürüyüşü, yenilgiyle bitse de zaferdi: İşçi sınıfının potansiyelini gösterdi ve neoliberalizme karşı direniş kültürünü yarattı. Bugün, emek mücadelesi bu mirası büyütme sorumluluğu taşıyor. Madencilerin yalın ayak attığı adımlar, tüm emekçilere ilham: Haklıyız, güçlüyüz, kazanacağız.

Exit mobile version