15-16 Haziran, Gezi İsyanı Yolumuz; Sosyalizm Geleceğimizdir![1]

“Kıvılcımı söndürmezsen,

ateşi zapt edemezsin.”[2]

 

Biz yeryüzünün lanetlileriyiz: Emeği gasp edilen işçileriz, çifte sömürü altındaki kadınlarız, ulusal hakları inkâr edilen Kürtleriz, yakılıp/ yıkılan çevre, kimliksizleştilen Alevî ya da ötekileştirilenleriz…

Hepimize “Ses çıkarmayın”, “Boyun eğin”, “Diz çökün”, “İtiraz etmeyin”, “Susun” diyorlar!

Aşımıza/ekmeğimize, geleceğimize el koyuyorlar!

Onlara, “Hayır” diyor ve ekliyoruz biz her gün ölümlerle doğan halkız; bize 15-16 Haziran 1970; bize 2013’ün Haziran/ Gezi İsyanı derler; bizi teslim alamazsınız; biz aşka, hayata, isyana dair her şeyiz…

İşte bu isyan geleneğinin sürdürücüleri, 15-16 Haziran 1970 ile 2013’ün Haziran/ Gezi İsyanı’nın takipçileri olduğumuz için buradayız; “Segui il tuo corso e lascia dir le genti/ Sen kendi yolunda yürü, bırak ne derlerse desinler!”[3] deyişindeki üzere Dante Alighieri’nin…

* * * * *

Charles Dickens’ın, “Hem akıl çağıydı, hem aptallık,” diye tanımladığı zamanları mumla aratan bir kaosun orta yerinde; yani iki kutuplu bir dünyanın olmadığı günümüzde derinleşerek yaygınlaşan bir emperyalist paylaşımla karşı karşıyayız!

Yerkürenin hegemon güçlerinin hepsi kapitalizmin temsilcileriyken “Küresel öfke yayılıyor,” vurgusuyla Eric London ekliyor:

“Dört bir yanda eş zamanlı olarak patlak veren eylemler, bazı nesnel süreçlerin sonucu ve bu süreçleri doğuran olgu da küresel kapitalist sistemin ta kendisi”![4]

Tam da bu güzergâhta “Eşitlikçi bir dünyanın ‘mümkün’ olup olmadığı sorusu geçerli değil, kabul edelim ki, bu bir zorunluluk. Ülkelerin ve insanların tüm temel talihsizliklerinin, kesin bir şekilde kapitalizm mekanizmasının dünyada sürdürdüğü korkunç eşitsizliklerden kaynaklandığını anladığımızda, bu zorunluluk esastır. Kapitalizmin temel yasasının, zorunlu olarak sürekli artan eşitsizliklere yol açan ‘sermayenin yoğunlaşması’ yasası olduğu her yerde bilinmelidir.

Kendisini tek ‘demokratik’ dünya olarak sunan ABD liderliğindeki ‘Batılı’ kapitalist dünyanın bencilliğini ve bu böbürlenmesini amansızca eleştirmeliyiz. Bu ‘dünya’ aslında bir doktrinin, ortalığı kasıp kavuran, gerçek yıkıma ve şiddetli savaşlara yol açan bir kültün bir şekilde zorunlu olduğu bir dünyadır: Özel mülkiyet.

Yeni propaganda eylemleri icat etmeliyiz. Kanımca bu eylemlerden biri, tüm üretim araçlarının özel mülkiyetin hizmetinde olduğu bir devletin naipleri arasında seçim yapmaya zorlayan ‘demokratik’ seçimlerin boykot edilmesi olmalıdır…

Eşitsizliklerin ve sınıf ilişkilerinin özellikle görünür olduğu her yeri sorgulamalıyız. Kısacası, günümüz komünist militanlık deneyimini her yerde hayat geçirmeliyiz,”[5] saptamalarıyla uyarıyor hepimizi Alain Badiou…

Geleneğimizden aldığımız güçle elbette “Umut her daim vardır!” diyen Sokrates’ten beri umutluyuz; umuttan ve ona mündemiç isyandan asla vazgeçmiyoruz!

‘835 Satır’ şiirinde Nâzım Hikmet, “alevli bir fanus gibi taşıyoruz ellerimizde/ihrak-ı binnar edilen Galile’nin/ dönen küre gibi yuvarlak kafasını/ ve ancak/ bizim kartal burunlarımızda buluyor/ layık olduğu yeri/ materyalist camcı Spinoza’nın/ gözlükleri” diye yazdığından beri Karl Marx’ın, V. İ. Lenin’in öğretisinin/ yönteminin ışığında “terk etmedi sevdan beni” diyoruz; umutla umutsuzluk arasında gidip gelenlere inat!

Tanığı ve tarafıyız; biliyoruz: Ekonomik ve siyasi kriz derinleşiyor. Sürdürülemez kapitalist sermaye birikim modeli, çözüm üretme, rıza alma kapasitesini çoktan yitirdi. Çalışanların ekonomik sorunları derinleşirken öfkeleri giderek yükseliyor: “Gök kubbenin altında kaos var. Koşullar mükemmel…”

* * * * *

Evet, “Gök kubbenin altında kaos var. Koşullar mükemmel…”

Kolay mı? Mahşerin dört atlısı savaş, hastalık(lar), açlık ve ölümün her şeye damgasını vurduğu bir çılgınlık döneminden geçiyoruz; buna bir de iklim krizi ile küreselleşen totalitarizm eklenmeli.

2022’ye Carl Bildt’in deyimiyle “savaş davullarıyla” girmişken; Rusya ile NATO Ukrayna’da kozlarını paylaşırken; Hint-Pasifik bölgesinde Çin kuşatılıyor; Tayvan meselesi ısıtılıyor. Vb’leri…

Bu tabloda onlara sorarsanız, “Kimse savaş istemiyor(muş)”; hep böyle denmez mi?!

Oysa ‘Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ (SIPRI), “Dünya barışının yeni bir riskler çağına girdiği” uyarısında bulunuyor; 2021’de dünyada askeri harcamaların tutarı 2 trilyon dolara ulaşarak rekor kırdığının altını çizerek![6]

Burjuvaların kârına kâr katan silahlanma yarışı boşuna değil!

Mesela Doğu Avrupa’ya gerçekleştirdiği yığınaklarla NATO savaşın fitilini ateşlerken, silah baronları da kârına kâr kattı.

Heckler&Koch Yönetim Kurulu Başkanı Koch, “Doğu Avrupa’ya yapılan yığınaklar siparişleri artırdı,” derken; Ukrayna işgali, Alman savunma sanayi şirketleri Rheinmetall ve Heckler&Koch’un hisse senetlerinin borsada değer kazanmasını beraberinde getirdi.

Rheinmetall 2022’nin ilk çeyreğinde faiz ve vergi öncesi faaliyet kazancını, 2021’in aynı dönemine göre 8 milyon euro artırarak 92 milyon euroya yükseltti; Heckler&Koch firması da kârını aynı kesitte yükseltip; 2022’nin ilk çeyreğinde cirosunu yüzde 22.2 oranında artırarak 77 milyon 500 bin euroya çıkardı.[7]

Ayrıca SIPRI’nin araştırmasına göre, nükleer cephaneliklerin gelecek 10 yılda daha artması bekleniyor![8]

Savaşların “efendiler” için bir “fuar” işlevi gördüğü emperyalist paylaşım yıkımı insan(lık)a, doğaya, yaşama karşı daha çok kâr için sürdürüyor.  Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Batı’yı “Nükleer çatışmayı hafife almaması” konusunda uyarıp, “Yükselen tansiyon III. dünya savaşı çıkma ihtimalini artıyor,”[9] derken; “Bütün sorun, ‘Sosyalistlere yakışan bir biçimde mi hareket edeceğiz, yoksa emperyalist burjuvazinin kucağında ‘son nefesimizi’ mi vereceğiz?’ sorunudur,”[10] diyen V. İ. Lenin’i unutmamayı “olmazsa olmaz” kılıyor…

Çünkü “Ya sosyalizm ya da barbarlık” ikilemidir karşımızdaki yanıtlanması gereken soru(n)…

* * * * *

Abartmıyorum sürdürülemez kapitalist barbarlıktır yaşanan; daha da fazlası eşikte olan!

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın (WFP) açlık haritasına göre 82.3 milyon nüfuslu Türkiye’de 14.8 milyon kişi yeterli gıda tüketemiyor.[11]

Savaşın küresel açlık dalgasına neden olabileceği uyarısını dillendiren ‘Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) Andrew Stanley’e göre, gıda tüketim ihtiyaçlarını karşılayamayan insan sayısı 2020’den itibaren 100 milyon kişi daha artarak 869 milyona ulaştı.[12]

‘World Vision’ da 43 ülkede yaklaşık 45 milyon kişinin şu an, yetersiz beslenmeye bağlı olarak çok ağır sağlık sorunları yaşadığını duyurdu.[13]

BM bünyesindeki, FAO, Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF gibi kurumların hazırladıkları ‘The State of Food Security and Nutrition in the World/ Dünyada Gıda Güvenliği Ve Beslenmenin Durumu’ başlıklı rapora göre, “aç” olarak tanımlanan nüfus, 2014’den 2019’a kadar 60 milyon kişi artmış. ‘Dünya Gıda Programı’nın araştırmaları da, 2019-2022 kesitinde açlık sınırında ve altında yaşayan nüfusa 232 milyon kişi eklendiğinin kanıtlıyor.[14]

‘Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme İnisiyatifi’ne (OPHI) göre, yerküredeki 109 ülkede, 5.9 milyar insan arasında 1.3 milyar insan çok boyutlu yoksulluk çekiyorken; ‘Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre 2020’de nüfusun 21.9’u yoksulluk ya da sosyal dışlanma riskiyle karşılaştı ve AB ülkelerinde toplam 96.5 milyon kişi yoksulluk sınırında yaşadı.[15]

Bu arada Dünyada dolar milyonerlerinin sayısı 2021’de yıl artış gösterdi. Zenginlerin varlıkları bir önceki yıla göre yüzde 8 artarak 86 trilyon dolar ile rekor düzeye çıktı. En az 30 milyon dolar serveti olanların varlığında toplam yüzde 8. 1 artış olurken, bu kişilerin sayısı ise yüzde 9.6 büyüyerek 220 bine ulaştı.[16]

Evet yoksulluk dünyayı sarsıyorken; İsviçre’nin Davos’undaki ‘Dünya Ekonomik Forumu’nda, IMF Başkanı Kristalina Georgieva, küresel ekonominin II. Dünya Savaşı’ndan beri en büyük sınavla karşı karşıya olduğunu, gıda kıtlığı ve iklim değişikliğinin yarattığı tehditlerle yüz yüze olduğunu itiraf etti

‘Oxfam’ ise, dünyada aşırı yoksul sayısının bir yılda 263 milyon artacağını belirtti.[17]

Gıda krizinin boyutunun ne olduğu konusunda fazla söze ve istatistiğe gerek yok aslında!

En sade yaklaşımla FAO Genel Direktörü QU Dongyu birkaç cümle ile özetliyor günümüz koşullarını: “Akut açlık eşi görülmemiş seviyelere yükseliyor ve küresel durum daha da kötüleşmeye devam ediyor. Çatışma, iklim krizi, Covid-19 ve artan gıda ve yakıt maliyetleri mükemmel bir fırtına yarattı. Ve şimdi Ukrayna’daki savaş, felaketin üzerine felaketi yığıyor. Düzinelerce ülkede milyonlarca insan açlığın eşiğine getiriliyor.”[18]

Ve çok önemli bir şey daha: Tıp disiplininde son birkaç yıldır bir dizi hastalık, “umutsuzluk hastalıkları” olarak tanımlanıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlere de “umutsuzluk ölümleri” deniyor. İntihar, alkol, madde, tütün bağımlılığı ve onlarla ilişkili hastalıklara bağlı ölümler bu grupta. Şişmanlığa (obezite) ve onunla bağlantılı kalp ve şeker gibi metabolik hastalıklara bağlı ölümleri de bu başlıkta değerlendirenler var. Umutsuzluk hastalıklarının temel nedeni yoksulluk ve yoksullaşma.[19]

Sürdürülemez kapitalist barbarlık insan(lık)ı ölüme mahkûm ederken; “İnsanlar her zaman aldatılma ve kendini aldatmanın budala kurbanları olagelmişlerdir ve tüm bu ahlâksal, dinsel, siyasal ve toplumsal lafların, bildirgelerin ve vaatlerin gerisinde şu ya da bu sınıfın çıkarlarını aramayı öğrenene dek öyle olacaklardır,”[20] diyen V. İ. Lenin’e kulak verin…

* * * * *

“Diktatörlük, toplumun bir kesiminin, toplumun geri kalan kesimi üzerinde, doğrudan doğruya zora dayalı egemenliğidir,”[21] gerçeğini “es” geçmeden; yeni, sosyalist bir dünya için V. İ. Lenin’in, 1916’da ‘Inessa Armand’a Mektup’undaki, “Biz Sosyal Demokratlar her zaman demokrasiden yanayız, ama ‘kapitalizm adına’ değil, hareketimizin kapitalizm gelişmedikçe açılması mümkün olmayan yolunu açmak adına,” tereddütsüz vurgusuyla şunları haykıran bir mücadele hattına muhtacız:

“Önemsiz bir azınlık için demokrasi, zenginler için demokrasi-kapitalist toplumun demokrasisi budur.” “Sermaye varsa, onun tüm toplum üzerinde kurduğu egemenlik de vardır ve hiçbir demokratik cumhuriyet, hiçbir oy hakkı işin özünü değiştiremez.”[22]

“En demokratik cumhuriyetlerle en gerici monarşiler arasında kesin olarak hiçbir farklılığın kalmadığı bir zamanda, savaşın farklılığın bütün izlerini sildiği bir zamanda cumhuriyet üzerine konuşmanın ve düşünmenin ne anlamı var?”[23]

“İçinde bulunduğumuz bunalımlar, burjuvazinin, bütün ülkelerde, en özgür ülkelerde bile, yasaları ayaklar altına aldığını göstermektedir.”[24]

Evet, artık kesinlikle; “Daha iyi bir kapitalizm olabilir,” liberal fantezisinin “burjuva demokrasisi” yalanına karşı çıkıp; tükenen modelin neo-liberalizm değil, sürdürülemez kapitalizm olduğu bilinciyle hedef(imiz)e yerleştirmek zorundayız…

Hayır; şimdi her şeyi “Sakın sokağa çıkmayın,” diyenlerin parlamento odaklı seçim manevralarına feda edemeyiz!

Sadece Franz Kafka’nın, “Seçim diye bir şey yoktur! Çünkü siz onları seçmiyorsunuz; onlar kendilerini size seçtiriyorlar!”; V. İ. Lenin’in, “Sosyalist Devrimcilerimiz ve Menşeviklerimiz ‘mevcut devlette’ genel oy hakkının gerçekten de emekçilerin çoğunun iradesini açığa çıkartıp gerçekleştirebileceği yanılsamasını paylaşıp insanların aklına sokuyor,”[25] saptamalarını hatırlatmak bile yeter de artar!

Verili çürüme, çözülme, kokuşmayı aşmanın yolu devrimci önderlikle donanmış 15-16 Haziran 1970’dan, 2013’ün Haziran/ Gezi İsyanı’nından geçiyor; reel politiker yanılsamalardan değil!

* * * * *

“Verili çürüme, çözülme, kokuşma” dedim; öncelikle ‘Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) raporunda “ülke iflası” vurgusu yapılan[26] Türk(iye) ekonomisinden başlayalım!

  1. i) Alım gücü düşüyor. İşçi, emekli ve memurun satın alabildiği gıdanın 4’te 1’ini enflasyon 4 ayda yedi![27]
  2. ii) TÜİK verilerine göre bir yılda temel besin ürünlerindeki zamların yüzde 70’e ulaştığına, asgari ücretteki artışın ise yüzde 21’de kaldığına dikkat çekildi![28]

iii) ‘The Economist’in ‘Gıda Güvenliği Endeksi’nde Türkiye 9 yılda 11 sıra birden inerek 47’nciliğe geriledi![29]

  1. iv) 2022 asgari ücreti gıda enflasyonuna yenik düştü. Ücret artışı rekordan rekora koşan enflasyon karşısında hızla erirken, Türkiye Avrupa’nın en düşük asgari ücrete sahip ikinci ülkesi oldu![30]
  2. v) Türkiye, dünya enflasyon liginde ikinci sıraya yerleşti![31]
  3. vi) Türkiye’de Nisan 2022’deki yüzde 70’lik gıda enflasyonunun Avro Bölgesi’ndeki enflasyonu 14’e katladığı ortaya çıktı![32]

vii) 2022 itibarıyla TL önceki 4 yılda 25 kat değersizleşti![33]

viii) Enflasyon ve faturalar, yaşam maliyetini yükseltirken, İstanbulluların yüzde 83.9’u ya zor ya da kıt kanaat geçiniyor![34]

  1. ix) 2022 Aralık’ından beri durmayan zam sağanağı işçinin, memurun, emeklinin işsizin boğazından çaldı. Asgari ücretli 4 ayda 135 kilo ekmek kaybetti![35]
  2. x) Türkiye’de yaklaşık 10 milyon emekçi asgari ücretle çalışırken 2022’deki fiyat artışları nedeniyle sadece üç ayda asgari ücretlinin alabileceği yağ 43 litre, domates 222 kilo azaldı. Asgari 325 ekmek eridi![36]
  3. xi) 7.4 milyona yakın çocuğun yoksulluk içinde yaşadığı Türkiye’de bunların yüzde 40’ına yakınının öğün atladığı ortaya çıktı![37]

xii) Tüketicilerin 25.5 milyonu açlık, 51 milyonu yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor![38]

xiii) ‘Türk Aile Hekimleri Dergisi’nde yayımlanan çalışmaya göre, her dört çocuktan birinin kilosu çok düşük. Çocuklarda gözlenen bir diğer tehlike ise potansiyel kalp hastalığı. Kız çocuklarının yüzde 85’inin, erkek çocuklarının ise yüzde 68’inin kansızlıkla mücadele ettiğine dikkat çekilen çalışmada, Avrupa’da bu oranın yalnızca yüzde 18 olduğu belirtiliyor![39]

xiv) ‘Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na e-devlet sistemi üzerinden 2021’in 2.5 ayında 1 milyon 130 bin 487 vatandaş sosyal yardım için başvurdu![40]

  1. xv) ‘Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ‘Faaliyet Raporu’na göre, 2021’de 11 milyon yurttaş karnını gıda yardımları ile doyurabildi![41]

xvi) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verileri, yurttaşların 2021 yılında hem elektriksiz hem de doğalgazsız kaldığını ortaya çıkardı. 2021’de her ay ortalama 348 bin abone, enerji kesintisiyle karşılaştı.[42] 1 milyon 93 bin 581 abonenin ise doğalgazı kapatıldı![43]

xvii) Artan yoksulluk insanları artık başka yollar denemeye zorluyor. ‘Böbreğimi satmak istiyorum’ ifadesini aratanların oranı bir yılda yüzde 400 arttı![44]

xviii) ‘World Economics’e göre, Türkiye gelir eşitsizliğinde dünya sıralamasında sonlarda yer alırken; gelir eşitsizliğinde aldığı not 100 üzerinden 33.5 ve eşitsizlik ligi incelendiğinde görünen o ki, Türkiye’nin gelir eşitsizliğinde tek rakibi Arjantin ve Afrika ülkeleri![45]

xix) 45 milyonu aşkın yurttaş yoksulluk yaşıyor. En yüksek gelire sahip imtiyazlı yüzde 1’lik kesim, tüm ülkenin toplam gelirinin yüzde 23’ünü kasasına koyuyor. Eşitsizlik her geçen gün derinleşiyor![46]

  1. xx) Milli gelirden emekçilerin aldığı pay, yıllar içinde eriyerek yüzde 26’ya geriledi. Gelirin yüzde 64’ü sermayedarlara akıyor![47]

xxi) 2022 Mayıs’ında ‘Türkiye Raporu’nun, “Geçen ay geliriniz giderlerinizi karşıladı mı” sorusunu yönelttiği yurttaşların yüzde 61’i “Karşılamadı” derken yüzde 24’ü ise “Ucu ucuna karşıladı” yanıtını verdi![48]

xxii) Haftalık kartlı harcamalar 50 milyar TL’nin altına düşmüyor. Kredi kartlarında borç bakiyesi bir yılda 80 milyar liralık artışla 231.6 milyar liraya ulaştı. Vatandaş kartlara yüklenince, haftalık kartlı harcamalar 2022 Nisan’ında 59 milyara ulaşarak rekor kırdı![49]

xxiii) Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine göre, 35.7 milyon kişi sırtında 1 trilyon TL’lik borç taşıyor![50]

xxiv) TBB’ye, 2022 Nisan sonu itibarıyla bireysel kredi borcu olanların sayısı 36 milyon 52 bin kişiye ulaştı. Toplam kredi borcu ise son 1 yılda 902.5 milyar liradan 1 trilyon 137 milyar liraya çıktı![51]

xxv) İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 328 bin adet artarak 25 Mart 2022 itibarıyla 23 milyon 590 bine çıktı![52]

xxvi) Türkiye’de 2.4 milyon çocuğun ailesi iş bulamıyor![53]

Prof. Dr. Veysel Ulusoy, baskılanan döviz kurunun eninde sonunda yukarıya hızlıca tırmanacağına dikkat çekip, “Hayat pahalılığı daha da artacak,”[54] derken; AKP’nin “Nas”(?) ısrarı zengine yaradı, bankalar kâra geçti, yurttaş yoksullaştı; zengine servet transferi hız kazandı…

Böylece sürdürülemez kapitalist yıkım kırılganlıkları artırdı ve 84 milyon insanın geleceğini yok ederken; sadece ekonomik değil, toplumsal krizi derinleşiyor!

Prof. Korkut Boratav da, enflasyonun halk sınıflarının kaldıramayacağı bir baskıya dönüştüğüne dikkat çekerek ücretlerde, “Toplumsal çöküntünün eşiğindeyiz,” diye ekledi![55]

Ancak tüm bunları hiç kimse Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin, “Bu sistemde dar gelirliler hariç firmalar, ihracatçılar kâr ediyor,” ifadesi kadar net izah edemez!

Nebati doğru söylemiş! AKP’nin ekonomi politikası, alt ve orta sınıfı aşağı çekerken üst gelir grubunu daha da zengin etti. Milyoner sayısı beş ayda yaklaşık 89 bin kişi arttı![56] Bunların çoğunun iktidarın yakını olması da cabası…

Kolay mı? Nebati, ekonomi politikalarının sermayedarların daha fazla kâr yapması üzerine kurulu olduğunu itiraf ederek devam etti:

“Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık. O zaman üretim dururdu. Kur korumalı TL’ye geçerek bir yandan doları frenledik. Diğer yandan üretimi ve büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor”![57]

Ekonomide durum buyken; siyasetine gelince, o da, para-militer kıvamlı tam adı Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. olan SADAT’lara endeksli!

* * * * *

Haberiniz vardır! İstanbul Ticaret Odası Sicil Kaydına göre, SADAT yönetim kurulu üyesi Ersan Ergür, “Bu vatanı Türkiye düşmanları ile işbirliği yapanlara sandıkta teslim etmeyiz,” diye bir tweet attı.[58]

Haberiniz olmalı! “Türkiye Devlet Fedaileri” adlı yeni bir para-militer yapı ortaya çıktı; İzmir Milletvekili Murat Bakan, 31 Mayıs 2022’de İzmir’in Torbalı İlçesi’nde kavga eden iki kişiden birisinin üzerinden “Türkiye Devlet Fedaileri” adına düzenlenmiş tanıtım kartı çıktığını, kartın üzerinde de Cumhurbaşkanlığı forsu olduğunu açıkladı; kartın üzerinde “Mehmet Cazip Obay” isimi yer alıyordu![59]

Dört yanımız İttihat Terakki zihniyetiyle (ve pratiğiyle) kuşatılırken; “Bir iddia SADAT’ın, ‘derin devletin’ parçası olduğuna, 15 Temmuz ‘darbe şeyinde’ önemli bir rol üstlendiğine ilişkin.

SADAT’ın kurucusu emekli General Adnan Tanrıverdi, 15 Temmuz’un hemen ardından Erdoğan’ın baş askeri danışmanı olmuş. Bu görevdeyken Tanrıverdi’nin, TSK’yi ve TSK eğitim sisteminin yeniden düzenlemeye başladığını görüyoruz.

Geçenlerde de kendisi, 15 Temmuz’dan sonra üç yıl boyunca harp okulu giriş mülakatlarını gerçekleştirdiklerini açıklamıştı.

Söz konusu yorumların içinde ‘SADAT, Erdoğan’ın özel güvenlik örgütü hatta ordusu gibi ve herhangi bir devlet organının denetiminden uzak olarak çalışıyor’ diyen ve onu İran’ın Devrim Muhafızları’na benzeten iddia, en tuhaf ve korkutucu olanı. Hele, Erdoğan’ın ‘Ülkeyi yönetmeye talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını belirtmek isterim…’ sözleriyle birlikte düşününce…”[60]

Ek olarak; “Hırsızlık ve yolsuzlukta dünya birincisi” Türkiye’de[61] ırkçı saldırıların iktidar desteğiyle sürdüğünü[62] ve bu durumunda “TC devleti, NATO, gayrinizami harp ve SADAT”[63] ile ilişkilendirilmesi gerektiğini unutmamak gerek.

Örneğin Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “İnanç sokakta olmasın, mahallede olmasın, şehirde olmasın ve insanın içinde olsun gibi bir anlayış var. İnsan ile Allah arasında olsun, evine, ticaretine, siyasetine, adaletine yansımasın diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar,” ifadesindeki üzere laikliğin kocaman bir yalana dönüştü(rüldü)ğü coğrafyamızda anayasaya “laik” yazmakla rejimin  laik ol(a)mayacağı bir kez daha doğrulanıyorken; toplumda rıza üretmekte zorlanan AKP iktidarının bir aparatı da bütçesi 16 milyar TL’den fazla olan[64] Diyanet oldu.

Karşımızda umut ile tehlikeyi iç içe geçiren, sürdürülemezden malûl bir zombi rejimi, “Sultanizm” öykünmesi var; “Sultanizmde hesap verilmez,” diyen Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, bu “rejim”in özelliklerine ilişkin olarak ekliyor:

“Beş özelliği var, beşi de Türkiye’de mevcut. Birincisi kuvvetler ayrılığının tersi olarak hükümet ve devlet arasındaki farkların bulanıklaşması. Yasamanın hiçbir etkinliğinin olmaması, iktidar partisinin hem hükümete hem de devlete hâkim olmasıyla bir tür parti devletinin oluşması… İkincisi, kişiselliğin yönetim üslubuna egemen olması, kurumların kıymetinin olmayışı… Üçüncüsü mevcut anayasa, yasa ve genel olarak her kuralın seçici olarak uygulanması veya yönetimde hiç kaale alınmaması. Dördüncüsü, rejimin toplumsal kökenlerinin zayıflayarak iktidarın merkezileştirilmesi, çoğulculuğun ortadan kaldırılarak devlet ve liderin sınırsız iktidarının kurulması. Beşincisi, ekonominin kurallarının çarpıtılarak ahbap çavuş ekonomisi hâlinde işlemesi”![65]

Bu rejim Diyanet örneğindeki üzere ezilenlerin, işçi sınıfının artan öfkesi karşısında “kültür savaşları”na sığınmaya çalışıyor: “… ‘Kültür savaşları’, ekonomik sıkıntıların, sömürülüyor olmaya ilişkin kuşkuların, ahlâk ve adalet (siyaset) alanına sıçrayarak egemen sınıfları hedef almasını, iki yoldan önlemeyi amaçlar. Birinci yol, bu sıkıntıları, kaygıları ifade edecek sözcüklerin, kavramların, değerlerin ‘üzerini örtmekle’, örtülenleri açmak için çabalayanları susturmakla, cezalandırmakla ilgilidir. İkincisi, bu ‘örtme’ ve ‘susturma’ sonucu oluşan boşluk, ‘örtülenleri’ içermeyen bir anlamlar sisteminden kaynaklanan fantezilerle doldurulur. Bu fanteziler, ekonomik sorunların yarattığı acıların ifade edilmesini zorlaştırır, acılara katlanmayı kolaylaştırır.”[66]

Ayrıca SADAT sopasını da elinden bırakmazken; Cumhurbaşkanlığı seçimine bir yıl kala bireysel silahlanmadaki artış dikkat çekerken; 2018 yılından bu yana silah ruhsatı alanların sayısı yüzde 100’den fazla arttı.[67]

‘Uluslararası Af Örgütü’nün, “Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü yok”[68] notunu düştüğü coğrafyamıza dair birkaç şey daha eklenmez ise ol(a)maz!

‘Akademik Özgürlük Endeksi’ne göre 144 ülke arasında 135. sıradaki Türkiye’de[69] Anayasa Mahkemesi’nin 2012 ile 2021 kesti istatistiklerine göre, 25 bini aşkın hak ihlâli kararı verilirken bunların yüzde 45’ine 2021’de hükmedildi![70]

‘Fraser Enstitüsü’nün ‘2021 Global Özgürlükler Raporu’na göre Türkiye, ekonomisinin ve vatandaşlarının özgürlükleri bakımından 165 ülke arasında 139’unculuğa geriledi![71]

‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’in değerlendirmesine göre yine Türkiye basın özgürlüğü 2021 endeksinde, 2020’ye göre bir sıra yükselerek 180 ülke arasında 153’üncü sıraya geriledi![72]

Tam da bu tabloya bakınca kaygılanmamak olanaksız!

Hem de ‘Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’ (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşan MIT’den öğretim üyesi Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun, “Diktatörlükler hiçbir zaman kendi başlarına gitmiyorlar. Ekonomik krizler içinde… Ekonomik krizler çoğu zaman demokrasiye yol açıyorlar. Ve buna rağmen, bu zorluklara rağmen demokrasiler bu katkılarda bulunuyorlar,”[73] sözlerini anımsayınca…

Evet, umut önemlidir; ancak yaratılmak ve özellikle de “özne”yi verili koşulları değiştirecek düzlemde örgütlenmek kaydıyla!

Çünkü “Yaşam sevgisinin gelişebilmesi için bir şey ‘yapma’ özgürlüğü gereklidir: Yaratma ve kurma özgürlüğü, şaşabilme ve göze alabilme özgürlüğü. Böyle bir özgürlüğü tatmak için etkin ve sorumlu bir birey olmak gerekir; tutsak ya da çarkın iyi yağlanmış bir dişlisi olan birey değil”ken;[74] hayal edebildiğiniz her şey gerçek olabilir. Yeter ki bu uğurdaki devrimci praksisin, her şeyden önce bir karşı gelme eylemi olduğu ve başarının temel anahtarı da örgütlü isyandan geçtiği göz ardı edilmesin…

* * * * *

Sözünü ettiğim isyanın ne demek olduğu 1970’in 15-16 Haziran’ıyla tarihin belleğine kaydedilmiştir…

Hani toplumsal muhalefetteki kabarış karşısında dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı, bunu durdurmak gerekiyor,” deyip 12 Mart 1971 müdahalesinin sinyalini verdiği türden…

Hatırlayın Türk Demir Döküm, Sungurlar, Derby, Rabak, Auer, Çelik Endüstrisi, Otosan, Arçelik’te isyan eden işçilerin verdiği bir sınıf dersiydi 15-16 Haziran…

16 Haziran’da protestolar İstanbul ve İzmit’in yanı sıra İzmir, Ankara, Adana, G. Antep gibi işçi havzalarına yayılırken; 150 bin civarında işçinin direnişte olduğundan söz edilir.

16 Haziran akşamı İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan edildi. Çok sayıda sendika yöneticisi gözaltına alındı. 5-6 bin civarında işçi işlerinden atıldı. Ancak eylemin etkileri o kadar büyük olacaktı. Özellikle, İzmir, Ankara, Adana ve G. Antep’te bir süre daha devam etti.

Toplumsal ölçekte ses getirdi; her şeyi derinden sarstı; tıpkı Gezi/ Haziran İsyanı gibi…

* * * * *

Gezi/ Haziran İsyanı; Paulo Freire’nin, “Şiddet; ezen, sömüren, ötekileri kişi saymayanlarca başlatılır; yoksa ezilen, sömürülen, kişi sayılmayanlarca değil”[75] ve Charlie Chaplin’in, “İnsanlar ölür hürriyet ölmez!” saptamalarıyla betimlenmesi mümkün olan bir halk hareketiydi…

Eric Hobsbawm’ın, ‘Occupy Wall Street’ hareketi için, “Çok iyi, Çok yararlı ama eğer bir parti yoksa, geleceği de yoktur bu hareketin,”[76] dediği kapsamda irdelenmesi gereken Gezi/ Haziran Direnişi tek boyutlu, basit bir süreç değilken; totalitarizmin nefes alamaz hâlde duçar bıraktığı boğulan halkın isyanını dillendirmesiydi.

Kim ne derse desin Gezi/ Haziran derin izler bıraktı.

O, “Üç Muhteşem Gün” olarak betimlenen Fransa’daki “Temmuz Devrimi”ni anımsatıyordu.

Malum üzere “Üç Muhteşem Gün”de, 1830 Temmuzu’nda, Fransız Devrimi’nden sonra krallığı restore etmeye çalışan Bourbon rejimi yıkılmadı; ancak rejim de bir daha asla istikrar kazanamadı.

Gezi/ Haziran İsyanı’ndan sonra siyasal İslâmın AKP rejimi krizden krize koştu.

İktidar 2013’ten beri kan kaybediyorken; Gezi/ Haziran’ı sadece AKP iktidarına tepkisel bir refleks olarak betimlemek, direnişe haksızlık olur. İtiraz tepkiselliğin ötesinde kurucu edimleri açığa çıkarttı.

Yani Gezi/ Haziran Direnişi coğrafyamızda topraklarda ağaca, doğaya ve kamusal mekânlara sahip çıkma iradesinin, geleceği kazanma mücadelesinin önemli kilometre taşıyken; başkaldırının değerlerine, haklara ve özgürlüklere, dayanışmaya sahip çıkmanın hikâyesiydi.

Bu özellikleriyle o katılımcılığın, yaratıcılığın ve doğrudan demokrasinin ifadesiydi ve iktidarı asıl korkutan da Gezi’de kolektif olarak ortaya çıkan değerlerdi.

Ciddi toplumsal, siyasal, kültürel birikimlerin dışavurumu olarak, toplumsal dönüşümlerin, siyasal itirazın simgesi hâline gelen Gezi/ Haziran Direnişi (liberalleri tekzip ederek!) AKP’nin totaliter yüzünü ortaya çıkardı ve çöküş sürecini başlattı…

Gezi/ Haziran Direnişi liberal çözümlemeleri yerle yeksan ederken; coğrafyamızda “ekmek ve hürriyet” günlerini kuracak güçlerin habercisi oldu.

Evet, o halk isyanının simgesi oldu; “artık yeter” diyenler, polis copuna, biber gazına, TOMA ve panzerlerin yıldırıcılığına karşın sokaklara çıktılar. İçişleri Bakanlığı Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’na göre, 3 milyon 600 bini aktif olmak üzere, toplamda 11 milyona yakın insan eylemlere katılmıştı. İstanbul başta olmak üzere coğrafyamızda 48 saate yayılan halk isyanının ilk özelliği, kendiliğinden ve yukarıda da ifade ettiğim gibi bir toplumsal refleks şeklinde gelişmesiydi.

Özetle dayanışma/ demokrasi pratiklerinin, kolektif hareket ve direniş deneyimlerinin siyasal ifadesi olarak coğrafyamızın dört bir yanında milyonlarca yurttaşın eşitlik, özgürlük, adalet talebiyle sokaklara çıktığı Gezi/ Haziran İsyanı hâlâ güncelliğini korurken;[77] iktidarın kimyasını bozdu, muhalefete yeni imkânlar sundu.

Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp, coğrafyamızın tümüne yayılan Haziran İsyanı, ne bitti, ne sönülmendi, ne de anlamını yitirdi.

Tekrarlanamaz olduğu gibi paha biçilmez sonuçlar ve deneyimler üreten büyük bir buluşmaydı. Gezi/ Haziran İsyanı’nın talepleri bugün de geçerliliğini muhafaza ediyor. Eşitlik, özgürlük, adalet talebi etrafında şekillenen ve de böyle bir dünyanın önünde engel olarak gördüğü iktidara karşı direnişin adıdır.

“Gezi Ruhu” diye anılan cüret coğrafyamızda her vesilede kendini gösteriyorken; Gezi/ Haziran tarihi bizim; radikal sosyalist tarihimizin parçasıdır.

Jorge Luis Borges’in, “Diktatörlük rejimleri, baskı, biat ve gaddarlık doğurur. Ama en kötüsü, aptallığı yaygınlaştırmasıdır,” diye tarif ettiği kapitalist iktidarın düzenbazlığına, saldırılarına karşı Gezi/ Haziran’ı savunmaya sürdüreceğiz. Çünkü onu savunmak sadece bugünü değil, geleceği de savunmak ve yaratmaktır…

Özetin özeti: Gezi/ Haziran bir devrim değildi ama korku eşiğinin kırılmasıydı. Bu nedenle yüzden Gezi/ Haziran ne bir nostalji ne de bir yenilgidir.

* * * * *

15-16 Haziran 1970’i, 2013’ün Haziran/ Gezi İsyanı’nı unutmak biz(ler)e göre bir şey değil.

Dayanılmaz bir belirsizliğin ortasındayken bile çaresizlik içinde çare ararken; küçük bir anahtarın kocaman bir kapıyı açtığından şüphe duymayan bizler için hiçbir pranga, paslı zincir, özgürlük tutkumuza galebe çalamaz.

Acı ve ümidin, müthiş bir güç barındırdığı bilen radikal sosyalistler olarak zaferi göremeyebiliriz! Ama 15-16 Haziran 1970’in, 2013 Haziran/ Gezi İsyanı’nın yolunda yürümüş olacağız. Bu yetmez mi?

Oktay Etiman’ın, “Devrimci, başkalarına ‘görev’ buyurmayan, düşündüğü gibi konuşan, konuştuğu gibi davranan ve yaşarken popülarite merakı olmayan, bireysel varlığını toplumsal direnişin organik bir parçası olarak algılayan insandır,” saptamasındaki üzere “basit” denilen gerçeklerden daha güçlü hiçbir şey yoktur.

Charles Dickens’ın, “Dünyada öyle aç insanlar var ki, onlar tanrıyı ancak ekmek biçiminde görürler,” ifadesindeki üzere, hiçbir şey yoksulluk kadar ezici değilken; ölümden korkmak mı? Asıl trajedi kapitalist düzen(sizlik)de yaşamaktır.

Katiller suçsuzları yargılıyorken; boyun eğip/ teslim olmuş insan(cık)ların, kendisinden başka düşmanı yoktur. Aptallarla dolu bir dünyada yaşarken ne şaşırın ne de sinirlenin; bunu değiştirmek amacıyla itiraz bilincinin eylemini örgütlemek için elinizden geleni yapın.

İşçi sınıfı davasına mündemiç umudumuzu yitirmeyerek; sorular sorup, devrimci yanıtlar aramaktan/ yaratmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çıkışı insan(lık)ın kendisi mücadelesiyle bulur, çıkış noktası kendiliğinden kapımızı çalmaz; bu uğurda başarıyı farklı olduğumuzda yakalayabiliriz. Yapabildiğimiz kadarını yaparken; vazgeçilemezliğimizdir Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm…

Asla unutmamak gerek: Düşünen/ eyleyen insan(lık)ı, emek yaratırken; dünyayı değiştirme cesaretini de emeğe borçludur ve tarih giderek sıkışırken; yakıcı ekonomik soru(n)lar nedeniyle sınıf hareketliliği artacak. Ancak örgütlü hareket etmeden eylemlerin iktidar karşıtı bir boyuta evrilmesi, yani baskıcı, otoriter yönetimi yıkması kolay değil.

O hâlde şimdiler 15-16 Haziran 1970’i ile 2013’ün Haziran/ Gezi İsyanı’ndan öğrenme/ eyleme ve Kemal Özer’in, ‘16 Haziran Akşamının Şiiri’ni yüksek sesle terennüm etme zamanıdır:

“Hâlâ durur o akşam, belleklerinde,/ mayalanır durur, birlikte bakmanın derinliğiyle,/ önüne geçilmez coşkusuyla, birlikte yürümenin,/ bir ağızdan söylemenin güzelliğiyle bir şarkıyı,/ birlikte sahip çıkmanın bir öfkeye

bir hesabı birlikte ödetmenin/ ‘düşen kalır, bırakın ağlamayı’/ demenin kutsal ve hüzünlü aleviyle/ yaşayıp durur o haziran akşamı.

Birlikte baktılar her şeye,/ tek tek bakınca göremedikleri,/ içine giremedikleri evlere baktılar,/ bir yabancı gibi sığındıkları parklara,/ bir ucundan geçip de yalnızlık çektikleri/ koca koca alanlara,/ tutamadıkları inceliklere baktılar/ ellerinin nasırıyla,/ kaçırılan değerlere baktılar, korunan bankalara.

Önlerine çıkarılan parmaklıklar/ demirden değildi artık,/ kendi sesleriyle konuşmuyorlardı/ ağızlar karşılarında,/ ve yerlerinde başka bir şey/ dikilip duruyordu engellerin./ Yani korunan ve kaçırılan neyse/ oydu yollarını tıkayan da,/ üstlerine çeviren de oydu namluları.

Apaçık gördüler kim neyin hizmetinde,/ gördüler kendi eğittikleri demir/ düşman edilmiş ellerinin emeğine,/ suyuna ter kattıkları çeliğin/ gördüler çevrildiğini göğüslerine./ Ürettiği ne varsa, daha özgür,/ daha yoğun, daha anlamlı yaşamak için,/ esirgendiğini gördüler insandan/ ve kavgasız elde edilemeyeceğini hiçbir şeyin.

Birlikte yaratılanı birlikte devşirip/ evlerine dönenlerin o haziran akşamı/ her sokağa çıkışları bir gerçeği belirtir:/ Yaşamın güç ve onurlu kavgasında/ omuz omuza olmak verimli bir ırmak gibidir,/ yeni tohumlar saçar geçtiği tarlalara,/ yürekleri yeni zaferlerle doldurur./ Ve birlikte duyulacak yeni sevinçlere kadar/ o haziran akşamı mayalanır durur.”

 

15 Haziran 2022 13:21:04, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] 16 Haziran 2022’de İşçi Emekçi Birliği’nin, 15-16 Haziran direnişinin 52. yıldönümünde Kadıköy’de gerçekleştirdiği eylemde yapılan konuşma… 18 Haziran 2022’de Kaldıraç’ın İstanbul’da düzenlediği “15-16Haziran’dan Gezi’ye” başlıklı etkinlikte yapılan konuşma… Kaldıraç, No: 252, Temmuz 2022…

[2] Lev Tolstoy, Diriliş, çev: Nesrin Altınova, Sosyal Yay., 1982.

[3] Dante Alighieri, İlahi Komedya, çev: Feridun Timur, Milli Eğitim Bakanlığı Yay., 1964.

[4] Eric London, “Küresel Öfke Yayılıyor”, Birgün, 25 Nisan 2022, s.10.

[5] Ulaş Bager Aldemir, “Alain Badiou: Komünist Politikayı Yeniden İcat Etmeliyiz”, Birgün Pazar, Yıl:19, No:971, 8 Mayıs 2022, s.7.

[6] “SIPRI Raporu: Yeni Riskler Çağı Başlıyor”, 23 Mayıs 2022… https://rojnameyanewroz3.com/yeni-riskler-cagi-basliyor/

[7] “Baronların Kârlı Savaşı”, Birgün, 8 Mayıs 2022, s.11.

[8] “SIPRI: Dünyada Nükleer Silahlar Artış Eğiliminde”, 13 Haziran 2022… https://avrupademokrat.com/sipri-raporuna-gore-dunyada-nukleer-silahlar-artis-egiliminde/

[9] “Savaş Riski Gerçek”, Birgün, 27 Nisan 2022, s.11.

[10] V. İ. Lenin, Sosyalizm ve Savaş, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Savaşa Karşı Tutumu, çev: N. Solukçu, Sol Yay., 1970.

[11] “BM: Türkiye’de 14.8 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya”, 7 Haziran 2022… https://rojnameyanewroz3.com/turkiyede-aclik/

[12] “IMF ve BM Raporu: Türkiye’de Açlık Büyüyor”, 6 Haziran 2022… https://www.dokuz8haber.net/imf-ve-bm-raporu-turkiyede-aclik-buyuyor

[13] “Felaket Uyarısı: Milyonlarca Çocuk Açlıktan Ölebilir”, Birgün, 20 Mayıs 2022, s.16.

[14] Ergin Yıldızoğlu, “Bu Bir Uygarlık Krizi mi?”, Cumhuriyet, 14 Mart 2022, s.11.

[15] “Emperyalist Savaş ve İşgalin Gölgesinde Artan Yoksulluk”, 14 Haziran 2022… https://avrupademokrat.com/analiz-emperyalist-savas-ve-isgalin-golgesinde-artan-yoksulluk/

[16] “Araştırma: İşçiler Çalışıyor Patronlar Zenginleşiyor! Araştırma: İşçiler Çalışıyor Patronlar Zenginleşiyor!”, 14 Haziran 2022… https://rojnameyanewroz3.com/patronlar-zenginlesiyor/

[17] “Ucuz Gıda Yalan Oldu”, Cumhuriyet, 24 Mayıs 2022, s.11.

[18] Veysel Ulusoy, “Gıda Güvenliği ve Beslenme-Küresel Bir Sorun mu?”, Cumhuriyet, 22 Mayıs 2022, s.9.

[19] Selçuk Candansayar, “Umutsuzluk Ölümleri”, Birgün, 18 Nisan 2022, s.13.

[20] V. İ. Lenin, Marksizmin Üç Kaynağı çev: Vahap S. Erdoğdu, Sol Yay., 2013.

[21] V. İ. Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, çev: Yurdakul Fincancı, Sol Yay., 1979, s.73.

[22] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilal, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1989.

[23] V. İ. Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm, çev: Yurdakul Fincancı, Sol Yay., 1979, s.30.

[24] V. İ. Lenin, Sosyalizm ve Savaş, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Savaşa Karşı Tutumu, çev: N. Solukçu, Sol Yay., 1970.

[25] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilal, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1989.

[26] “ENAG Raporu: Ülke İflasa Çok Yakın!”, 11 Haziran 2022… https://rojnameyanewroz3.com/enag-raporu

[27] “Bugün Düne Göre, Yarın Da Bugüne Göre Daha Yoksuluz!”, 7 Haziran 2022… https://rojnameyanewroz3.com/bugun-dune-gore/

[28] “… ‘Gıda’ Emekçiyi Eritti”, Cumhuriyet, 10 Ekim 2021, s.9.

[29] Özlem Ermiş Beyhan, “Gıda Güvenliğinde En Çok Kan Kaybeden 7. Ülkeyiz”, Sözcü, 12 Ekim 2021, s.9.

[30] Sayime Başçı, “Asgari Ücret Gıda Enflasyonuna Yenildi”, Sözcü, 17 Nisan 2022, s.8.

[31] Sayime Başçı, “Enflasyonda Dünya İkincisi Olduk”, Sözcü, 5 Nisan 2022, s.7.

[32] Hüseyin Şimşek, “AB’den 14 Kat Daha Kötüyüz”, Birgün, 9 Nisan 2022, s.4.

[33] Erdoğan Süzer, “Paramız Son 4 Yılda 25 Kat Değersizleşti”, Sözcü, 25 Mayıs 2022, s.6.

[34] Sayime Başçı, “Her 10 Kişiden 8’i Kıt Kanaat Geçiniyor”, Sözcü, 18 Mart 2022, s.9.

[35] Erdoğan Süzer, “Asgari Ücretli 135 Kilo Ekmek Kaybetti”, Sözcü, 8 Nisan 2022, s.7.

[36] “Asgari 325 Ekmek Eridi”, Cumhuriyet, 3 Haziran 2022, s.11.

[37] “Türkiye’de 7.4 Milyona Yakın Çocuk Yoksulluk İçinde Büyümeye Çalışıyor”, 18 Mayıs 2022… https://www.dokuz8haber.net/turkiyede-74-milyona-yakin-cocuk-yoksulluk-icinde-buyumeye-calisiyor

[38] Erdoğan Süzer, “51 Milyon Yoksulluk Sınırının Altında Yaşıyor”, Sözcü, 15 Mart 2022, s.8.

[39] Hüseyin Şimşek, “Çocuklar Bir Deri Bir Kemik Kaldı”, Birgün, 4 Nisan 2022, s.3.

[40] Deniz Ayhan, “2.5 Ayda 1 Milyon Vatandaş Yardım İstedi”, Sözcü, 29 Mart 2022, s.8.

[41] Mustafa Bildircin, “Yoksulluğun Resmi Verisi”, Birgün, 14 Mart 2022, s.11.

[42] Hüseyin Şimşek, “Milyonlar Soğukta ve Karanlıkta Kaldı”, Birgün, 11 Nisan 2022, s.11.

[43] Başak Kaya, “4.5 Milyon Abonenin Gazı ve Elektriği Kesildi”, Sözcü, 11 Nisan 2022, s.9.

[44] Mustafa Kömüş, “Yoksulluk, Böbrek Bile Sattırıyor”, Birgün, 20 Mart 2022, s.8.

[45] Özlem Ermiş Beyhan, “Eşitsizlik Ligi’nde Türkiye En Dibe Düştü”, Sözcü, 25 Mayıs 2022, s.7.

[46] Hüseyin Şimşek, “Saray Oligarkları”, Birgün, 17 Mart 2022, s.8.

[47] Hüseyin Şimşek, “Zenginlik Patrona, Yoksulluk Halka”, Birgün, 15 Mayıs 2022, s.9.

[48] Gökhan Kam, “Türkiye Raporu Açıkladı: Geçinemiyoruz”, Cumhuriyet, 7 Haziran 2022, s.5.

[49] Mehtap Özcan Ertürk, “Geçim Derdine Düşen Vatandaş Kartları Boşalttı”, Sözcü, 27 Nisan 2022, s.12.

[50] Mehtap Özcan Ertürk, “35.7 Milyon Kişi Sırtında 1 Trilyon TL’lik Borç Taşıyor”, Sözcü, 21 Nisan 2022, s.7.

[51] “Çoluk Çocuk Borçluyuz”, Cumhuriyet, 12 Haziran 2022, s.9.

[52] Mustafa Çakır, “Halk Ekonomik Kriz Altında Eziliyor”, Cumhuriyet, 29 Mart 2022, s.11.

[53] Mustafa Çakır, “Türkiye’de 2.4 Milyon Çocuğun Ailesi İş Bulamıyor”, Cumhuriyet, 25 Nisan 2022, s.3.

[54] Şehriban Kıraç, “Veysel Ulusoy, Ekonomik Sistemi Eleştirdi”, Cumhuriyet, 20 Nisan 2022, s.10.

[55] Mustafa Çakır, “Boratav: Çöküntünün Eşiğindeyiz”, Cumhuriyet, 7 Nisan 2022, s.4.

[56] “Veriler Bakan Nebati’yi Doğruladı: Kriz Büyürken 89 Bin Kişi Milyoner Oldu”, 10 Haziran 2022… https://rojnameyanewroz3.com/veriler-bakan-nebatiyi-dogruladi

[57] “Nebati: Bu Sistemden Dar Gelirliler Hariç Üretici Firmalar, İhracatçılar Kâr Ediyorlar. Çarklar Dönüyor”, 6 Haziran 2022… https://www.diken.com.tr/nebati-enflasyon-icin-tedbir-almak-yerine-buyumeyi-tercih-ettik/

[58] “SADAT ve ASSAM Yöneticisi, Önce Yazdı Sonra Sildi: Sandıkta Teslim Etmeyiz”, 27 Mayıs 2022… https://www.gercekgundem.com/gundem/342659/sadat-ve-assam-yoneticisi-once-yazdi-sonra-sildi-sandikta-teslim-etmeyiz

[59] “Yeni Bir Paramiliter Yapı Çıktı; ‘Türkiye Devlet Fedaileri’…”, 31 Mayıs 2022… https://t24.com.tr/haber/chp-li-bakan-yeni-bir-paramiliter-yapi-cikti-turkiye-devlet-fedaileri,1037475

[60] Ergin Yıldızoğlu, “Herkes ‘O’nu Konuşuyor”, Cumhuriyet, 14 Ekim 2021, s.9.

[61] “Milletvekili Murat Çepni: Türkiye Hırsızlık ve Yolsuzlukta Dünya Birincisi”, Atılım, Yıl:1, No:20, 9 Temmuz 2021, s.9.

[62] “Irkçı Saldırılar İktidar Desteğiyle Sürüyor”, Atılım, Yıl:1, No:24, 13 Ağustos 2021, s.18.

[63] Fikret Soydan, “TC Devleti, NATO, Gayrinizami Harp ve SADAT”, Kaldıraç Dergisi, No:251, Haziran 2022, s.53-57.

[64] Mustafa Kömüş, “Diyanet Devletin Anahtarını İstiyor”, Birgün, 17 Eylül 2021, s.4.

[65] İpek Özbey, “Kalaycıoğlu: Sultanizmde Hesap Verilmez”, Cumhuriyet, 1 Kasım 2021, s.9.

[66] Ergin Yıldızoğlu, “Rejim ve Kültür Savaşları”, Cumhuriyet, 3 Şubat 2022, s.9.

[67] Rengin Temoçin, “Kritik Süreçteyiz”, Cumhuriyet, 7 Haziran 2022, s.4.

[68] “Uluslararası Af Örgütü: Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı ve İfade Özgürlüğü Yok”, 29 Nisan 2020… https://kronos34.news/tr/uluslararasi-af-orgutu-turkiyede-yargi-bagimsizligi-ve-ifade-ozgurlugu-yok/

[69] Zafer Çağrı, “Akademik Özgürlük Endeksi: Türkiye 144 Ülke Arasında 135. Sırada”, 5 Ocak 2021… https://kronos34.news/tr/akademik-ozgurluk-endeksi-turkiye-144-ulke-arasinda-135-sirada/

[70] “Hak İhlâlinde Rekor Kırıldı”, Birgün, 19 Ocak 2022, s.10.

[71] Özlem Ermiş Beyhan, “Özgürlük Liginde 6 Sıra Birden Düştük”, Sözcü, 22 Aralık 2021, s.8.

[72] “Türkiye Basın Özgürlüğü Endeksinde 180 Ülke Arasında 153’üncü Sırada”, 3 Mayıs 2021… https://kronos34.news/tr/turkiye-basin-ozgurlugu-endeksinde-180-ulke-arasinda-153uncu-sirada/

[73] “Acemoğlu’ndan ‘Diktatör’ Çıkışı”, Cumhuriyet, 20 Ekim 2021, s.11.

[74] Erich Fromm, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, çev: Yurdanur Salman-Nalan İçten, Payel Yay., 1990.

[75] Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi, çev: Erol Özbek-Dilek Hattatoğlu, Ayrıntı Yay., 1991, s.74.

[76] Mustafa K. Erdemol, “Gezi Parkı Direnişi: Beş Yıl Geçti Üzerinden”, Birgün, 29 Mayıs 2018, s.5.

[77] Özenç Özyürek, “Gezi Hâlâ Güncel”, Atılım, Yıl:1, No:15, 18 Haziran 2021, s.6.

 

https://devrimcidusun.org/wp-content/uploads/2021/04/1.png
Giriş Yap

Devrimci Düşün Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!